semra toprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
semra toprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2011 Çarşamba

GELENEKLERİMİZ - 2

Afiyet olsun.
Evlerde de yapılır.
Bahçeye  kadın lokmacı gelir lokma döker,
evin genc kızları kız çocukları  komşulara dağıtır.
Helva da dağıtırız. Irmik Helvasi
Hem hayir olarak yapılırdı, hem de biz küçükken
bir hafta süren düğünlerdeki yemeklerin olmazsa olmaz tatlısı
irmik helvasıydı.
Hatta, pilav kaynana dır denir,zira sıra pilava geldiginde insanlar doymuş olduğundan
pilav biraz iştahsiz yenirdi. Ama helva damattır derler; konuklar
 bir tatlı olan helvayı severek yerler.
Ilk kandil olan, Regaip kandilinde (annem ona Namaz kandili ,
Persembe gunune rastlardiğı için o perşembeye de namaz persembesi derdi.
mutlaka, kunarli  irmik helvasi yapar (karardi) dagitirdik.
Bir de annem her kandilde ya da baslayan arabi  ayda ( Ramazan gibi)
 buyuklerini ziyarete giderdi.
 Bu Berat kandilinde annemin teyzesinin torunu ile  teyzesini
ziyaretini konustuk. Son gelisini hatirladi , dizlerindeki kireclenmeden
cok zor yuruyormus, bu son  ziyareti olmus.
Bir de   zeytinlikten, bagdan , bahceden,
ciftlikten gelen,  ayni zamanda  evdeki
ağaçlarda yetisen ürün de  dagitilir paylasilirdi.
Tasarruflu yasamak esasti, israftan fazla harcamadan uzak durulurdu,
paylasmak, dagitmak  ve yardim etmekten kacinilmaz
bunlar  memnuniyetle yapilirdi.
Yardimlar gizli olurdu, bazen o  yardim sever insan vefat  ettikten sonra,
bir komsu kizi abla;  savas benzeri kitlik zamanindan soz eder,
"..... Teyzecim, ya da ....... Bey amcam,  filanca dar zamanda
cuvalla unu, ... i,  gizlice gonderirdi de kimsenin haberi olmazdi"
diye  anilarinda o insani hayirla yad ederlerdi.
Ne guzel gunlerdi.
Tesekkurler
Semra

4 Temmuz 2010 Pazar

Tavas Zeybeği -- Kerimoğlu Zeybeği

Tavas Zeybeği ( Tıkla Dinle )

Kerimoğlu Zeybeği (Tıkla Dinle)

Pisili Kerimoğlu -8

Çok teşekkürler Semra Hanım..
Bir tavas yöresi zeybegi olan
"Gar mı yagıp ba yarengümenin dagına"
zeybegindeki
güzel açıklamanızı
"Helemme"nin
vurgulu "ama"sözcügü oldugunu  
sanırım (ben de dahil)
çogumuz ilk kez duyuyor..
Evet bence de
oradaki "ba" eki
"Bakıp durur" hala devam ediyormu
hala kar yagıyormu anlamında kullanılmış..
ben bunu zaten biliyordum..Hanfendi..
ama bu güne kadar birisi kalkıp..
bana
"bunun kaynagını açıkla bakalım mekan..?" deselerdi..
kaynagını sizin gibi   izah etmem sözkonusu bile olmayacaktı
dolayısıyla ..şekilde görüldügü üzere..
yöre folkloru konusundaki engin bilgilerinizden damla damla faydalanıyoruz..
lise yıllarından beri ugraştıgım bu konuda   
iltifat tanımam hanfendi..
bizim ki ustalara hayranlıgımızın ifadesidir..
gerçekten bu konuda çok bilgilisiniz..
Yaregümenin..
Atından inip.. 
Yerleşige geçen..
tütün pamuk hıyar yetiştirmeye başlayan.. 
ilk  türklerin  dominant türk kültürü ile
tüm kadim anadolu halkları ile
anadolu kültürünün harmanladıgı
Ege kültürünün muhteşem kaynaklarından birisi olan
Denizlinin Tavas-Acıpayam  yöresi ile dogrudan ilgisi vardır..
Tavasın bir köyünden gelen(Kızılca-bölük köyü olabilir)
Özay Gönlümün
Sazının adı "yaren"dir..
Bölgesinin ismini vermiştir.. Bu bitiştirilmiş iki saza..
Büyük saz ve söz Ustası..
(tavas'tan sözettik te Artık Kırali Reis Bize bir "tavas zeybegi" gönderir mi bilemem..)
Sohbet datlı
emme velakin
Lafı uzattık galiba..
Sohbetin devamı dilegiyle
tekrar teşekkürler Hanfendi..
Sevgi,  Saygı ve Selamlarımla..
Mekan DEMİRKAYA 
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -7

Çok teşekkür ederim, Mekan Efem,
İltifatlarınız karşısında son derece mahcup oldum.
Efendim,
Sabah oldu muydu bizim o eski Osmanlı evinin taa en alt bahçedeki
ana kapısının kol demiri  yuvasından çıkarılır, tabancadan  bir misli büyük demir
anahtarıyla kilidi açılırdı. Ceviz   kapının  dışarda  anahtar şeklinde
bir açacağı vardı, o anahtarı  sola    çeviren mandalı açar eve girer gelirdi.
Koca kapının  sövesinin üstünde bir çan asılıydı, kapı açılınca
çan sesi en üst katlardan dahi işitilir bir gelen olduğu anlaşılırdı.
İşte bu gelip gidenler arasındaki yaşlı - köylü teyzeler "ama"ya  "emme", hatta
"helemme" bile derlerdi evet. Bu sözü babam "amma velakin" olarak söylerdi.
Hepsi de doğrudur.
Söz sözü açıyor; Tire'de  Ramazan davulcuları davulu belli bir tempoda çalarlar
ve  belli bir müzikle mani okurlar;
İşte onlardan bir tane:
 
"Yenicami direk ister,
Söylemeye de yürek ister,
Benim karnım tok helemme,
Arkadaşım da börek ister."
 
Buradaki "helemme" yi "ama " ile değiştirdiklerinde
hece sayısını " Benim karnım toktur amma" da olduğu gibi
dir dır eki ile denk getirmişler. 
 
Zeybek havaları içinde, çocukluğumuzdan beri
kulağımızdan silinmeyen  "İzmir'in kavakları dökülür yaprakları"nın yeri çok özel olsa da
" Gar mı yağıp ba, Yarengüme'nin dağına efem? var ya
O, bu dizedeki diyalekti ile çok hoşuma gidiyor. 
 Çünkü, Ege  dağ köylerinin saf değişmemiş yerel ağzı ile;
" Yarengüme'nin dağına durmaksızın kar mı yağmakta?" diyor.
 O dağına dese de , ben nedense b u sözü "Yarengümenin  başına"
olarak algılıyorum.
Burada ki  " ba" ; ki bu sözcük  " bakı"  olarak ta kullanılır: " bakıyor" un kısaltılmışı,
devam ediyor, durmaksızın yağıyor anlamında kullanılıyor.
Benzer şekilde bir de "duru= durur", "durupdurur "  kullanırız
  " Filanca, hasta, yatıp batı=yatıp duru=  yatıp durur"
Bir de "gelip gelii" vardır . Karşıdan geldiği görülen kişi;" gelip gelii" dir.
Bu zeybek te de;
" gar mı yağıp ba" derken  ayni şekilde; " o dağın başına  şu anda karmı yağıp durur ?" diyor.
 Şimdilerde bu derece yerel bir diyalekti kazalarda yaşayan gençler bile konuşmayabilirler,
ancak köylerde ,dağ köylerinde bilinir zannediyorum.
Anlatım biraz karışık oldu, malum bizim diyalek yabancı dil gibidir. Muğla- Bodrum yöresi
turizme açılınca dilimiz de yaygınlaştı.
Ben oralardan ayrılalı çok  oldu, Muğla'lı Aydın'lı, İzmir 'li efelerimiz bilirler doğrusunu. 
 
Yaren Güme' ye gelince, nasıl Bursa Uludag'a yaslanırsa Bizim  Tire de,
güneyinden Güme Dağına yaslanır. Aydın'la  aramızda Güme dağı bulunur.
Yarangüme  bu dağın köylerinden birisi olacaktı gibi geliyor bana.
 Yarangüme, çocukluğumdan aklımda kalmış bir  yer adı sanki.
 
Yazdığım marul banması, sadece bir sos.
Balla sarımsakın birlikte yenmesi, bal- sirke; sirkencubin
benzeri , pekmez ve sirke  karışımı olan marul banması sosunu  aklıma getirince
yazıverdim.
Marul zamanında marul banması hafif bir tatlı olarak yenir.
Ayrıca göbekli marulun üst yapraklarından kıymalı marul yemeği de
yapılır, bizim marullar acımsı olmaz, yemeği de hafifçe  mayhoş olur,
hatta bu  kıymalı marul, kıymalı enginar dolmasının altına da döşenir.
Şimdi, Tire'de bahçeler apartman oldu.
Bir zamanlar marulları  o kadar güzel olurmuş ki,çevre illerden
Tire'ye araçlarla marul yemeye gelirlermiş.
 
Aklıma gelmişken; hazır, gızanla, iki üç kişi tek sıra dizilip oynar gibi yapmeye
bırakdınız, güpgüzel  daire olup, yüzyüze oynep durusunuz ne güzel.
Gızla da , o gıda, sallanmayı  vesile, gırıtıp  durmısıla pek eyi olcek emme,
ne bilem ya , siz biliisiniz, siz nasıl deeseniz öle osun gari.
Hocıların sözünün üstüne söz mü gonu heç.
Siz benim kusuruma bakmeyı verin ehtiyarlığıma veri verin gari.
Kalın sağlıcakla,
 
Güzel sözleriniz için tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı ve selamlarımla,
semra
 
   
 
 
 
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -6

Size  ve Tüm  Egelilere
egenin güzel bir köşesinden
Günaydın deyip, selam ve saygılarımı arzediyorum Hanfendi..
 
yine bilgi ve görgünüzle bizi irşad ettiniz
valla müsaade ederseniz..
Nazımın osmanlıca şiir kitabını bulup bunu türkçeye çeviren
klasik türk müsikisi konusunda derin bilgisi yanında..
yöre müzigi konusunda engin bilgiye sahip..
yöresinin giyiminden mutfagına.. Bu arada sayenizde yöresel bir yemegin yapılışını ve adını da ögrendik..) 
yöre agzından 
 
(Yöre  agzını unutmamışınız..
çok güzel bence..)
(acaba dediginiz gibi "amma velelakin" mi yoksa "emme velakin mi?
Yörük ali konuşmalarında en sık ettigi laf "emme velakin"miş   )
 
dügün töresine
tarihinden.. geçmişinden
cografyasına kadar
tüm folklorik yapısına hakim
zarif arkadaşım
eger  izin verirseniz ..
şahsınıza..
bu konudaki hayranlıgımızıda arzedecegim..
 
Aslında mektepliler degil
siz haklısınız..
(kaynak kişi gösterilen çook yaşlı hanımlardan derlenen hanım zeybeklerinde
fazla salınma ve sallanma yoktur..)
 
ancak
işi biraz ruhuyla özüyle
yorumlar isek..
Yani..
hanımlarımızın kadın oldugunu
onların oyunla birlikte kendi marifet ve endamlarınıda yansıtmalarının çok dogal oldugunu..
Keza..
Halk oyunlarında kareografik  sunum amacınında ön planda bulundugunu 
gözönüne alınır ise..
kadın zeybeklerini  biraz  stilize edilmesi uygun karşılanabilir..
 
sizinde çok iyi bildiginiz gibi..
Zeybek oyunları.. 
Genelde..
şahsın kendi vekarını
kendi karakterini 
kendini tanımlama figürlerinden oluşur.
kaynagı paganik dönemlerdeki törenlerin
ritüellerine dayanır..
 
zeybek
Kafkas oyunlarındaki gibi dam-kavalye tarzında..
ya da
halay vehoron  oyunlarındaki gibi  
uyum ve tek sesliligin hakim oldugu
bireyselligin degil
birlikteligin hakim oldugu oyun tarzına pek benzemez..
 
Dolayısıyla zeybek oyunun üstüne yakılan
türkülerde
genelde..
halkın  degerlerine (mertlik cesaret adalet dürüstlük zorbalıga haksızlıga karşı durma)
sahip yigit insanlar  anlatılar..
İlk mısralar genelde Mahal belli edilir..
veya asıl merama kafiye hazırlıgıdır..
İzmirin Kavakları
dökülür yapraklar.."
 
"Çökertmeden çıktım da halilim"
"Öfff  Ülen  de üf ülen
Karadagların sandalı da sandalı"
"yerkesigi ile şu pisinin arası.."
 
"garmı yapa Yare göme'nİn (denizlide bir köy ) dagına"
 
Harmandalı efem geliyor (harmandalı =izmirin bir bölgesi)
 
Alıdaverin barutumu saçmamı
üçgün oldu şu Mugladan kaçmamı(a)
gibi
sonra
Tanımlanan bahadıra gelir sıra..
Cepkenimin kolları
parıldıyor pulları..
Yörük Ali geliyor..
Açılsın Aydın yolları."
 
Halkımız
Zalimler tarafından vurulanı kollar
vurulmayanıda takdir eder
"Kamalı da Zeybek vurulmuuş..
Çakıcıya sözüüm yok.."
 
"Yassıl daglar yassıl..
"Osman Efem de geliyor.. vay vay..
Yigitler köküyle namlanır.. ve
namıyla ya da halkın verdigi lakapla anılır..
anılır halk kültüğründe
 
Sepetçoglu..
Kiziroglu
Kadıoglu..
İnceoglu..
Kerimoglu..
Yörük Ali..
Kurdoglu..
 
eger üstüne henüz türkü yakılmamış ise..
yöreleriyle belirlenir..
 
Bozdogan zeybegi.."
Aydın Zeybegi..
Ataköy Zeybegi (Özdereden İzmire geçerken yanından geçilir.. pek güzel bir köydür.. zeybegide pek güzeldir..
Bozdogan Efesi Halil Apaydın Hocam da pek güzel oynar bu ataköy zeybegini..)
Manisa, serenler, mugla, kütahya uşak, çanakkale
tavas zeybegi gibi..
Anadolunun dagşlarından dogar büyür büyür
İzmirde bilurlaşır asıl şeklini aşlır bu zeybekler..
Bir kordonboyu zeybegi yürekler titretir..
Bir koca arap izmir zeybeklerince bir başka güzellikte oynanır.. (Hadi gari Akın Efem   koca arap çalıyor..)
 
Büyük bir kültürün bir ürünü olmak pek güzel birşey..
Öyle degil mi..Hanfendi..
Ne dersiniz..?
 
Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
mekan DEMİRKAYA
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -5

Mekan Kardes,

Sağ olsun, var olsun;  adimizi anmış,
Zeybek konusunda bizim bildiğimiz gördüğümüz
doğaçlamalardan ibarettir .
Zeybeğin mektepli hocalarına  biz Ege'liller,
her ne kadar, bazen haddimizi aşıp;" zeybek öyle mi oynanı,  gı,
 gızlara nası oynadıp durusunuz öle!" deme cüreti göstersek,
onlar da  nezaket gösterip bize hiç ses etmeseler de,
bu işin mektebine gidenlerin  teorik bilgileri bizden çok fazladır.
 Amma velakin (daha önce kim bilir kaç kez yazmış olabileceğim,
pek sevdiğim,  ilkbahar- yaz öğle yemeği üzerine fena gitmeyen
 bir sos tarifi ile bu sohbete katkıda bulunup 
ağızlara biraz  datlı, biraz sirkeli bir tat sunabilirim.
Buyrun :
Marul Banması:
Bir aile sofrası için yeteri kadar göbekli marul yıkanıp
hazırlanıp, buz gibi pırıl pırıl kalaylı bir siniye ya da herhangi bir tepsiye konur.
Banma (sos):
Çukurca bir kaba, gün balı Ya da pekmez konur,( tabii günbalı bulunmaz siz pekmezle idare edin.)
 bu pekmeze  damak tadınıza uyacak ölçüde sirke, isterseniz çok az tuz.
(Ben tuz koymuyorum tadı değişmiyor.) eklenir.
Bir güzel karıştırılır. Göbek marul yaprakları koparılıp, katlanıp
bu   sosa batırılır yenir.
Eh, yin  gari bakalım afiyet olsun.
  Küçük bir not: Eski bitkisel şifa kitaplarında sirke- bal karışımın adına
sirke-bal anlamında; "sirkencubin"/ "sirkencebin" derler bilirsiniz.
Afiyette osun gari gızanla, yin bakan, ne deverem gari ben size?
Hoşçakalın.
semra
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -4

Teşekkürler Kutlu Hanım, sandalye ile sandal ağacı arasındaki ilişkiyi ilk keşfetmiş olmak duygusuna soğan doğradınız.
K.Turan


Merhaba Kerim Turan..
 
Bozma moralini Sevgili Dostum ..
ben senin çook eski arkadaşınım
keşfinin etkileri elan devam ediyor..
üstünde bende kafa yoruyorum
Kutlu Hanfendi senin bu sandal-ye ile sandal agacı
hatta Çökertmeden selametle çıkan bitez kıyılarına varmadan kopan kıyamet nedeniyle
seferi yarım kalan halilimin sandalı arasındaki
keşfettigin muazzam ilişkiyi  biraz hafife almış olabilir..
ama dedimya ben senin bu tür keşiflerine alışkın ardaşınım..
1970lerde çıgırda sabahın köründe..ki
muazzam keşfini hiç unutmadım..
hanii..
kahvaltıda..
bal ile sarmısagı karıştırıp
harika bir alaşım  
elde ettigin ve metalürji alanında devrim sayılacak..
gürbüz çocukların üretimesinde toplam kaliteyi artıracak
keşfin ..
hani..
makul mantıuklı ve yeterli beslenme ana bilim dalında çıgırda açtıgın çıgır..
hani..
bu alaşımı afiyetle götürürken
ve bu açtıgın çıgır sayesinde çıgırın sahibininin dudagındaki sigarayı gömlegine..  
kuzey vargın saçlı garsonunun  dik saçlarını gözüne düşüren..
çevredekilerin. .
Sipariş vermeden hemen önce
"Tadı Nasıl  kerim iyi bir şey mi ..?"
sözleriyle sana olan hayranlıklarını (Daha dogrusu bilime duydukları hayranlıklarını )
dile getirdikleri
dehşet keşfinden bahsediyorum. . 
 
Bozma moralini kerim turan..
 
 
NOT..
bu arada Sevgili Reisin gönderdigi..
Kerimoglunun 10 yakın versiyonu bulundugunu bilirsin..
bebde..
Aydın  mugla Denizli  İzmir ve bodrum versiyonları var..
popüler olanı..
Tolga kardeşimizin söyledigi.. yigitlik saçan.. İzmir versiyonudur. .
Ammaa.
Muglanın asalet fışkıran kerimoglu zeybegide bir başka oluyor..
Ben bilgisayarıma kaydettigim diskten bu türküyü ayırıp gruba göndermenin teknik yolunu bilmiyorum..
bu işler senin işlerin oldugu için ayrıca müziklge olan ilgin nedeniyle
senden yardım
Müziki üstadımız Kıralı Başkandan da takviye destek istedik.. 
 
 Sana Kiraliye Akın biladerime..
Kerimoglu ve zeybek konusunda gösterdikleri ilgi için çok teşekkürler..
Kaptan Hürol , Semra Hanım Aydın esen Neptün Kolat  cenani yalkın Kaya ugur gibi daha bir nice..
haso egeli (Tabiki Sakallı Ayhan hariç )  
dostlarımın katkılarınıda ayrıca bekliyoruz..
 
Tüm dostlara..
Sevgi..Saygı ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA

Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -3

Efeler çıkmışsa meydane,

Susmak yakışır bizlere...

Efe oyununu oynarken,

Ortaya çıkmak kimin haddine?

Susa kaldık, Ödemişli Kerimoğlu Efe,

Koyduk Sandal  Ağacını  muhabbete.

 

Gugıl, mugıl demez kendi kütüphaneme bakarım.

Tuğrul Mataracı’nın ‘’Ağaçlar’’ diye bir kitabı var bende

Tema Yayını.

56. sayfasında,  Sandal  Ağacının odununun bi işe yaramadığından  bahisle,

Yakacak olarak kullanıldığını söyler.

Doğal egzotik bu ağaç türünün hemen hemen yok edilme tehlikesi ile kaşılaştığından

bahseder.

Ancak bu çok kıymetli çalı türü ağaç,

Tütsü yapımında kullanıldığından ve diğer tıbbi faydaları nedeni ile olsa gerek

yetiştirilirmiş ...

Vs. vs.

Selamlar, sevgiler

Kutlu

Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -2

Geçen Gün Kerim Turan 'nın yazlığına misafir olduk.

Kerim daha içeri girerken :

-Eh . Bir kerimoğlu oynarız gari dedi.

Rakı ve balığı fazla kaçırıp çene çalmaya dalınca

bizim Kerimle beraber oynayacağımız zeybek kaynadı gitti.

 

Verdiğin bilgler için teşekkürler sevgili Mekan

Bu arada Sandal ağacı tuhaf bir ağaçtır.

Kabuğu soyulmuş gibi çıplak bir ağaç.

Sana onun fotoğrafını ilk dağa gittiğimde çekip göndereceğim.

 

Akın.

Blogged with the Flock Browser

6 Mayıs 2010 Perşembe

Hıdırellez Üzerine

Hıdırellez beşbin yıllık gelenek 5-6 Mayıs



Baharın gelmesi, doğanın yeniden canlanması ve bolluk-bereket için yaklaşık 5 bin yıldır kutlandığı bilinen Hıdrellez geleneği, İbraniler aracılığıyla Suriye; Mısır üzerinden de eski Yunanistan’a, buradan da Anadolu’ya geçmiş.

İlkçağlardan beri Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve Doğu Akdeniz çevresindeki ülkelerde bahar veya yazın gelmesi nedeniyle çeşitli törenler yapılıyor.

Hıdırellez inanışının özelliklerini taşıyan ilk törenler M.Ö. 3 binin sonlarında Mezopotamya’da, Fırat ve Dicle nehirlerinin etrafına bolluk ve bereket getirmesi için Tommuz veya Dumuzi adı verilen tanrı adına yapılıyordu.

Anadolu’da Hıdrellez, yaygın inanışa göre, Hızır ile İlyas peygamberlerin bir araya geldiği günün anısına, 5-6 Mayıs’ta kutlanıyor.

Hıdrellez günü, eski Türklerdeki halk takvimine göre 6 Mayıs-8 Kasım (Hızır Günleri) tarihleri arasındaki yaz mevsiminin başlangıcı kabul ediliyor. Hıdrellez’in yaklaşması ile de çeşitli hazırlıklar yapılıyor. Hızır peygamberin eve uğramasını sağlamak için evler, ev eşyaları, mutfak eşyaları, kıyafetler temizleniyor. Hıdırellez günü kuzu veya oğlak kesilip, çeşitli yemekler hazırlanıyor. Bazı bölgelerde birgün öncesinden oruç tutularak karşılanan Hıdrellez gününde, “Hıdırlık” adı verilen mesire yerlerine gidilerek çeşitli eğlenceler düzenleniyor.


Hıdırellezsözü, insanlara iyilik yapmakla görevli,kutsal varlıklar olduğuna inanılan, Hızır ve İlyas adlarında iki arkadaşla ilgilidir.

Hızır-İlyas söylemi, halk arasında uzun yıllardır süren kullanımın sonucu yıpranmış ve r0;Hıdırellezr1;şeklini almıştır.

Yöresel söylentiye göre:Hızır da İlyas da insanları ve doğayı çok seven, iyilik yapmaktan paylaşmaktan ve paylaştırmaktan hoşlanan, yardımsever iki arkadaştır.

İlyas'ın herşeyi merak edip sormak gibi bir alışkanlığı vardır.Hızır ne zaman birşey yapsa İlyas hemen:r1;Neden yaptın, niye yaptın ?r1;türünden sorularla bunaltırmış onu.Hızır önceleri umursamamak istemişse de sonraları dayanamaz olmuş İlyas'ın bu meraklı ve sürekli sorularına.

Bir gün.r1;Bu böyle olmayacak,ya sen bana sorular sormaktan vazgeçeceksin ya da ayrı ayrı çalışacağızr1;demiş Hızır.Aralarında böyle bir sorunun çıkmasına üzülen İlyas,bir daha sorularıyla onu rahatsız etmeyeceğini söyleyip özür dilemiş.Ancak,huy bu ya, bir süre sonra sözünü unutup sormuş yine,r1;Bunu neden böyle yaptın?r1;diye. Hızır'ın tepkisi üzerine de yine söz vermek zorunda kalmış.Kalmış kalmasına ama birkaç gün ancak dayanabilmiş ve yine unutup sorular sormaya başlayınca ayrılmaya, yalnızca yılda bir gün, buluşmaya karar vermişler.Bu birbirini çok seven iki arkadaş.!

İşte r0;Hıdırellezr1; adı altında, her yıl Mayıs ayının altısında, yurdumuzun hemen her yöresinde, türlü etkinliklerle kutlanan günün söylentili öyküsü.

Merzifon ve yöresinde Hıdırellez ile ilgili geleneksel kutlamalar sırasında şunlar yapılır:

-Hıdırellez'in her yıl 5 Mayıs günü ikindiden sonra başladığına inanılır.

-5 Mayıs günü ikindiden sonra, genellikle kadınlar, Kümbet Hatun Türbesi'ni ziyarete giderler.Türlü dileklerde bulunup,mumlar yakıp,dua ederler.Dileklerini ,türbe çevresindeki küçük taşlarla ya da önceden hazırladıkları modelize şekilleri herhangi bir yere bırakarak yaparlar.

-5 Mayıs günü akşamı, gül dallarına paralar asılır.(Eskiden kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş.)ya da açık cüzdan bırakılır.Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak,varlıklı kişiler olmak düşlenir.Asılan paralar ya da cüzdanlar 6 Mayıs sabah erkenden geri toplanır.

-Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir,gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.

-5 Mayıs akşamı evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmaz.

-5 Mayıs günü (Nişanlılar arsında)oğlan evi,kız evine Hıdırellez Kurbanı, olarak süslenmiş bir koç gönderir.Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte yenir.Yemeğe çağırılanlar,çarşaf,havlu

yemeni ve gönüllerinden kopan armağanlar getirirler.Getirile n armağanlar ipler üzerinde sergilenir.

-Hıdırellez günü,erkenden kalkılıp kapılar açılır.Genç kızlar için hazırlanan sandıklar açılır.Açılır ki eve bereket dolsun, genç kızımız da iyi bir evlilik yapsın.

-Hıdırellez günü,bazıları sabah gün doğarken kırlara,bağlara,bahçelere çıkıp buralarda Hızır'ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler.

-Hıdırellez günü,doğa ve insan sevgisi çok önemlidir;çünkü Hızır ve İlyas,insanları ,doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.

-Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından koparılmaz.

-Hamur işleri,dolmalar, türlü yiyecekler hazırlanarakr1; NAZIRr1;adı verilen yerde, Merzifon-Samsun karayolunun yol kenarında, yiyip-içip eğlenilir.(Önceleri Hıdırellez kutlamaları, evlerde,herkesin kendi bağ ya da bahçesinde, daha kalabalık gruplar olarak da

Karamustafapaşa Köy'ü yakınlarındaki r0;Pehlivanr1; denilen yerde yapılırdı.)

-Merzifon'da sobalar, Hıdırellez'le birlikte kaldırılır.

-6 Mayıs günü ikindi zamanı Hıdırellezin bittiğine inanılır.Ancak eğlenceler hava kararıncaya değin sürer.

-r1;Hızır uğrasın! r0; dileği bolluk gelmesi anlamında kullanılır

BÜYÜK LAROUSSE GÖRE HIDIRELLEZ
HIDIRRELLEZ- a-(Hızır ve İlyas'ın adlarından)Folk. Hızır ve İlyas Peygamberlerin her yıl buluştuklarına,doğanın yeniden canlandığına inanılan ve halk takviminde yazın başlangıcı sayılan gün(6 Mayıs)Bu günde yapılan şenlik ve törenler.

ANSIKL.Söylentiye göre, Hızır ve ilyas Peygamberler, ölümsüzlük suyundan(Ab-ı Hayat)içmiş iki kardeş ya da dosttur.Her yılın 5 Mayıs'ın? 6 Mayıs'a bağlayan gecesi buluşup doğaya can vermek üzere sözleşmişlerdir.Hızır ak sakallı kırmızı papuçludur.Üzerinde çiçeklerden yapılmış bir cüpbesi vardır.Baharın müjdecisi sayılan Hızır,bitkilere can verir,darda kalanların yardımına koşar.Ayaklarının bastığı yere baharın bereketi yerleşir.

İlyas ise uzun boylu ve nur yüzlüdür.Elinde uzun bir değnek taşır,keçi derisinden yapılmış uzun bir gömlek giyer.O da suların,bir başka inanışa göre de hayvanların koruyucusudur. Gezindiği yerlerde hayvanların bereketi artar,sayıları çoğalır.

Anadolu'nun birçok yöresinde Hıdırellez gecesi dilenen dileklerin gerçekleşeceğine,hastaları n iyileşeceğine,uğursuzlukların sona ereceğine,sorunlara çözüm bulunacağına,kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına ilişkin yaygınbir inanış vardır.Bu nedenle de 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece kırmızı bir bez içine madeni paralar konarak gül dalına asılır.Böylece bereketinin artacağına para ertesi sabah erkenden yerinden alınıp cüzdana yerleştirilir ya da para kesesinin dibine dikilir.Ev sahibi olmak isteyenler, dört yol ağzına ya da bir gül dalının dibine, kibrit kutusu, hamur,çöp vb. şeylerle ev benzeri maketler yaparlar ve ertesi gün erkenden geri alırlar.

Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılır.Aynı amaçla tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden yatmak gelenektendir.

Düşlerinde kendilerine altın tastan su verecek kişinin koca adayı olduğuna inanılır.

Evlenmekte gecikmiş olanlar o gece başlarının üzerinde kilit açtırırlar.

O yıl şansının açık olup olmadığını denemek için başvurulan uygulamar da vardır:

Anadolu'nun birçok yöresinde 5 Mayıs gecesi,kapının önüne süt dolu bir tas konulur,bu süt yoğurda dönüşürse evin bereketinin artacağına,evdekilerin şansının açılacağına inanılır.Yalnız, uğurun bozulmaması için kimsenin bu konuda birbirine soru sormaması gerekir.

Aynı amaçla,boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz;diğerine siyah iplik bağlanır.Ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine yok eğer siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılır.

Anadolu'nun hemen her yöresindeki yaygın bir uygulama da : 5 Mayıs akşamı su dolu bir çömlek içine genç kızların yüzük, küpe, toka vb. takılarını koyup gül dalının altına bırakmalarıdır. Ertesi gün anesinin ilki olan bir kız çocuğuna bu eşyalar tek tek aldırılır.Bu sırada maniler okunur okunan mani çömlekten takısı çıkan kızın kısmetidir.

Anadolu'nun bazı yörelerinde de Hıdırellez günü, kasım ayından mayıs ayına değin süren kış döneminin hesaplaşma günüdür.O gün hayvan sayımı yapılır, çobanın hesabı kesilir,yaz dönemi için yeniden anlaşmalar yapılır.

Anadolu'nun her yöresinde, Hıdırellez günü kırlara çıkıp çeşitli eğlenceler düzenlemek gelenektir.O gün kırlarda koşup oynayanların kışın güçlüklerinden kurtulacağına inanılır.Kırlardan toplanan kırk tür bitkiden kaynatılarak elde edilen suyun, tüm hastalıklara iyi geleceği inancı da yaygındır.

Osmanlılar zamanında, İstanbul'da tüm gün süren eğlencelerle kutlanan Hıdırellez, Anadolu'nun birçok yöresinde günümüzde de yaşatılır.Doğayla iç içe ve ona bağımlı olan kırsal yöre insanınca canlı bir biçimde yaşanılan bu gelenek,bir tür gündönümü şenliği niteliği taşır.


Nur Algan Esen.




Sevgili Nur,
Basin yayin mezunu, bizden epey sonraki nesilden
bir hanim arkadasimiz oyku yazma denemeleri yapardi.
Onun araciligiyla Kitapci dukkanina gidip geldigimiz bir Yayinci vardi
Ankara'da bir edebiyat dergisi cikarirdi.
Benim de bir kac siir ve oyku cevirimi yayinlamisti.
Bana bir gun cevirlmek uzere;" And Now Miquel"
adli bir cocuk- genclik kitabi verdi.
Cevirip, goturdum,o sirada bazi sorunlari vardi, kitabi, kursun baski
teknigiyle bastirdigindan redaksiyonu pek iyi olmamisti.
Yayimci, kitabin adini" Hadi Bakalim Mique"l koydu.
Oykusu gercek yasamdan alinmisti.
Orta Amerika'da Ispanyol asilli, besici bir ailenin oykusuydu.
Yazari fotografci/ ressamdi gaiba ?
Sanati icin o ailenin yaninda kalmis yasadiklarini yazmisti.
Miquel'in, bir dilegi vardi, yaz geldiginde buyuk erkeklerle
birlikte o da Sangre De Christo Daglarina yaylaga gitmeyi cok istiyordu.
Miquel'in bizim azizizimizdir diye tanittigi, aziz, cifcilere yardim eden
bir azizdi. Adi:Saint Ysidro! : Ysidro- Idris?
Her yil,, Ilk baharda, Mayis ayi baslarinda
bir gun Saint Ysidro gunu kutlaniyordu.
Aksamdan dilekler yaziliyor, ertesi gun toplu yemek yeniyor...
O yil Saint Ysidro gununde abisi askere gitmeyi dilediginden,
dagda Miquel'e ihitiyac duyulacagi icin, Miquel'in dilegi de
olmus, daga gidebilecegi haber verilmisti kendisine.
Dunya ne kadar kucuk degil mi?
Sevgilerimle,


Semra Toprak

28 Mart 2009 Cumartesi

Bir Masal Evi..


Posted by Picasa




Bir Masal Evi..


Tire'de simdi o evi;"Bayraktar Aga Konagi" diye aniyorlar.
O ev, yukari evimiz; II.Selim'in Sancaktari, Sancaktar Mehmet Aga ve Esi olan bizim büyük ninelerimizden Ziyba Hatun'dan kalma imiş.
Sancaktar Mehmet Aga bir savasta yararlik gostermis. Ziyba Hatunla evlendirilmis, kiza ceyiz olarak Tire'de Karagöl ve Akarca ciftlikleri verilmiş, Tire'ye gonderilmisler.
Sonra Mehmet Aga vefat etmis, ninemiz eşinin vasiyeti uzerine Ahiska'dan gelecek olan; -ki gelmis- Ahiskali Mehmet Aga ile evlenmis,
Şimdi neden, "Sancaktar Mehmet Aga" degil de; "Bayraktar Aga" diyorlar bilmiyorum.
Zaten evi de galiba bir gecede belediye
yikmis sonunda.
Masal gibi yasanmisliklar ve bir masal evi...

Aşağıdaki yazıyı bir gün Televizyon izlerken evimizi karsimda gorunce yazmistim.
Spiker, " bu evi de sahipleri terk edip gitmisler, kimbilir ne anilar tasiyor?" gibi bir seyler soylemisti.
Iste boyle...



Beyaz Bir Kuş Kanadında

Eski Evim,güzel evim
Orada mısın?
Geliversem beyaz bir kuş kanadında,
Açılır mıydı koca kapın?
Yerinde mi taşlıkların,merdivenler,
Büyük havuz,küçük havuz?
Odaların?
Sular akıp duruyor mu şırıl şırıl
Yuvaya döndüler mi güzelim kırlangıç kuşların?
Beyazlara büründü mü gelin çiçeği?
Açıldı mı menekşeler,sümbüller?
Burcu burcu kokuyor mu pembe güller?
Sarı gülümüz nasıl? Donandı mı bahçeden terasa kadar?
Sarı gülün yanında yasemin, karşı sütunda hanımeli,
Mis kokuları içinde yaz yeri.
Açıldı mı sardunyalar,
Zambaklar,ortancalar,kadife çiçeği?

Ya o ağaçlar o meyveler?
Erken olgunlaşır çam ağacına komşu
kiraz eriği,
Narin,ince kabuklu lezzetli,
Arkadan gelir iri kebap erikleri,
Sonra;İtalyan erikleri.
Ballı malta eriği; Şeref abimle yaşıt.
Olmayan yok, tatlı limon,,ekşi nar,tatlı nar,
Hangisini sorsam bilmem ki...
Sarı şeftali,portakal, derde deva ekşi elma,
Şifalı otlar,
Biberiye,kekik nane mercan köşk.
Eskiden ilaçlar mı var?


Bir ses geliyor bahçeden bak dinle;
Anneannemin sesi,
Annemle konuşuyorlar sanki:
Karagöl’e mi götürecekmiş bizi dayım?
Ya da birlikte yapılacak bir iş var evimizde
Yaz hizmeti.
Ondan anneannem böyle erkenden bize geldi.
Geldi de bana sevinçler getirdi.
O güzel koku da ne?
Ekmek mi pişiyor bahçedeki fırında,
Tatlı maya...
Fatma Ablama mı seslendi Şakire Nine?
“Fatme!”
Üzümler mi gelmiş bağdan ?
Fadime Ninem çiğner simdi.
Ben de sokulurum yanına denemek isterim
Her şey gibi.
Cevizli sucuk ta batırırlar pelluze kazanına,
Bayılırım tadına.
Bak anne :
Top oynuyordum taşlıkta,
Sakız verdi Ramiz abim bana.
Gezdirdi beni arabayla
Havuz başında.
Erik bana çıktı
Zeytinyağlı yaprak sarmasından
Ne dilemiştim acaba?
“Gurbettekiler gelsin “ demişimdir mutlaka;
‘’Anneannem İstanbul’a gitmesin
‘’Şeref Ağabeyim çabuk gelsin’’
Kim bilir hatırlamıyorum ki
Çok uzun zaman geçti.

Uyuyamıyorum ya öğleyin,
Hiç durmam ya, yaramazım ya,
Ama Hala Ninem çok sever beni
Masallar anlatır;
‘’Tın tın kabacık beni aldatıp giden babacık’’
Tıngır mıngır sallar beni salıncakta.
Daha uzağa,daha uzağa derim hep
‘’İp bu kadar’’ der,’’Gitmez daha uzağa’’
Yorulur kolları,nefesi yetmez,yaşlıdır Hala ninem;
Çikolata renkli
Ama hiç kırmaz beni, Dünyalar Sevgilisi.

Dayımın tarlasından gelirken
Biz çocuklar, mesela; Nevin’le ben;
Yeşil kargıdan ata bineceğiz.
Siz yürürken, yavaş yavaş, biz de yanınızda atlarımızla
Evlerimize döneceğiz.

O güzel yaz akşamlarında
Babam ud çalıyor mu taşlıkta, havuz başında?
Abilerimin billur sesleri ve ritm sazları eşlik ediyor mu yine?
Karşıdan işitip dinlemeye geldiler mi,
Ninemin evinden sevgili ablalarım, kardeşlerim?

Anne bak:
Ben büyümedim daha.
Neden yerinde durmuyor evimiz?
Neredesiniz?
Nerelere gittiniz hepiniz?
Neden beni beklemediniz?
Oysa ben gelecektim yanınıza
Beyaz bir kuş kanadında...

Fatma mefküre Ekici(Semra Toprak)
Ankara; 27 Haziran 2001

23 Mart 2009 Pazartesi

Nevruz, Hıdırellez Geleneklerimiz


Uploaded on authorSTREAM by mehmetki


Nur Hanım, Nevruz hakkındaki derli toplu bilgiler ihtiva eden bu sunu için teşekkür ederiz. Nevruz, görüldüğü gibi, Türk dünyasını her tarafında, hatta tüm kuzey yarıkürede yagın biçimde kutlanmıştır. Bazan devlet törenleri yapılmış; bazan da (daha çok dinsel gerekçelerle) yasaklandığı olmuştur. Fatih sultan mehmet zamanınıda Yapılan bir düzenlemeyi Hammer kaydetmiştir. Ramazan ve Kurban bayramı dışında kalan tüm bayramlar (bu arada Nevruz da) İslamiyet'e uygun bulunmadığından resmî bayram olmaktan çıkarılır.
Saygılarımla.

Yücel ÖZLEM



Sevgili Cengiz ÖZKAN..

Türk Kültürünün köklerinde..
Hareketin canlılıgı vardır..

Bu nedenle..
Aşılayıcı ve dölleyici bir uygarlıktır..Eşitlikçi toplum yapısı..
Avcı toplum olmanı geregi yani
Üretim ilişkileri...
sosyal ve siyası teşkilatlanmasını da belirler..

Yiyecegini bulmak için hareket etmek zorunda olan bu toplumun elemanları....
İndüsün Kenarında pirinci içn yada yıkanması için yagmur bekleyen
Hint çiftçisi gibi..
yada hareket alanı en fazla bibisine gitmek olan bir acem çiftçisi gibi....
Degildirler..

Bunların
Topraga bagımlılıgı yoktur..
Toprak onlar için Dogada bulunan denge unsurlarından sadece bir tanesidir..
Topragın güneşin. suyun ateşin sahibi yoktur..
Olunamaz zaten..
Bir toprak parçasını çitle çevirip ortasınada bir ev yağıp kasım kasım kasdılarak...
Burası benimdir.. buraya giremessin Yassah Hemşerim .." diymessin..
Desende bu toplumun insanları anlamazlar.. tasarımında toprak mülkiyeti yoktur..

Bu nedenle..
Dogaya saygılıdırlar Dogal dengeye saygılıdırlar..
Hayatın bu dengeler içinde yaşamak oldugunu bilirler..
İşi gücü dogala mücadeledir..Bunların..
Bu nedenle..
dogadaki her degişiklik bu kültürce çok önemlidir..
yaşamsal önemi haizdir..
Bu nedenle... inanç sistemleri..
dogaya..
Güneş toprak dag agaç akarsu..kültüne dayanır..
Bu nedenle..
takvimlerini.. dogadaki iklim ve hayvan haketlerine göre belirlerler..
ve Bu yüzdendir ki..
Güneşin her yerde ve her zaman tayin edici ululugunun oldugunu.
keşfetmişlerdir..
Bu nedenle..
Hareket tarzları inançları..
saygıları kaygıları minnetleri nimetleri
gidecekleri yolun selameti .
dogal olaylara baglı olmuş..
ve bu nedenle..

Mevsimlerin degişmesi olarak keşfettikler günleri kutsamaya..
Bu mevsimleri zamanlarını hiç bozmadan dünyanın düzenini devam ettiren tanrılarına ..
bu günlerde hediyeler vermeyi.. adet haline getirmişler..
Örnegin:
"Oh be iyiki şu bahar geldi.. bize sevinç getirdi.. valla sevinçten uçuyorum..Herşey güzel olacak..
haydin dostlar bunu kutlayalım..
nimeti bize sunana da ayıp etmeyelim..Please yani.."
deyip baharı karşılamışlar..Bu karşılamanın adınada ..Nevruz demişler..

Bunu gören köleci toplum elemanlarıda..
kendilerinde olmayan..
yaşam biçimleri nedeniyle ihtiyaçda hissetmedikleri..
sınıf ve zümre farkını ortadan kaldıran bu tür sosyal gelenekleri görür görmez benimsemişler..
Hatta bu geleneklerin... Kendilerine..
hiç kımıldamadan oturdukları yerde..
uzaydan özel postayla gönderildigini dahi düşünmüşler..
Hatta ..
"Yahu kardeşim..
22 milyon Km2 lik bir cografyada..
Senden binlerce yıl önce bunları yaşayan toplumun gelenegini
Binlerce yıldır bunu yaşayan bunu hayat tarzı etmiş uygarlık bu güzelligi hiç kimseden kıskanmıyorda..
sen bunu nasıl oluyorda 22 bin Km2lik bir alana sıkıştırmaya çalışırsın..?
Zaten bu güzelliklerin sahipleride hiç himseden kıskanmamışlarki bu güzelliklerini..
Otur doya doya sende yaşa..!"
Diyen aklı başında bazı insanlara karşı....
Bunların..
elinden oyuncagı alınacak bir çocuk psikozu ile..

"Bana ne..! bana Ne...! Nevruz Benimdir.. benim olacaktır..
Ben bunu Yolda buldum.. kimseye vermem valla.."

Dedikleri rivayet olunur..

Kal saglıcakla..
Cengizim..

Sevgiler ..Saygılar ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA




60 lı 70 li yıllarda bizim Kasabada
Yani Turgutlu Türkmenleri resmi bayram olmamasına rağmen
Sultan Nevruz adı altında bir bayram kutlardı....
Galiba buna birde Mart 9 u derdik.Herhalde eski takvimindeki Martın 9 una mı geliyordu ne
Bir de hıdrellez vardı resmen bayram değildi ama biz kutlardık
Şimdilerde milletin işi gücü var .Kimsenin bayram mayram yapacak hali yok

Akın Özçekirge



Sevgili Akın özçekirge..

Turgutlu Türkmenlerinin.. Aslı Kıpçak'tır..(Roma Kuman.. Ruslar poloveçt derler bu kavime..)
Oguz degildir..
Karamanlı oguzları ile Osmanlıya karşı birlik olup posta koyduklarından dolayı..
Türkmenleşmişlerdir Karamanlılaşmışlardır....
Osmanlı.. Karaman türkmeni ile turgutlu (Borçalı) türkmenlerini ayırır..
Geldikleri kanal.. Kafkasyadır..
12 yy.da Müslüman olan kıpcak kavminin külli azamisi.
Boylar halinde Anadoluya gelmişlerdir..
Gelirken de yanlarında.. bir miktarda..Bulgar ve Tatar da getirmişlerdir....
Kiçi borlu,Uluborlu...
Turgutlu türkmenleri boylerinın adıdır..
bu kabilenin kurdukları yerlerdir..Ama.. yerleşime geçtikleri..
esas temerküz noktalarına
Yani şehirlerine..
Kendi etnik gruplarına verilen ad olan "Turgutlu" adını vermişlerdir..

Öte yandan..
Çok haklısın..
9 Marta..
13 gün eklersen...
Şimdiki takvime göre..
"sultan nevruz" gününün.. hangi güne geldigini çıkarırsın..
Akıncıgım..
Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA



Dun, Saatli Maarif takviminin yapragini kopardigimda marta baktim.
9 yaziyordu. Aklima annemin mart dokuzu sozu geldi.
Mart dokuzu neydi dun bilememistim. Ama anladim ki eski Mart girmis, hatta dokuzu olmustu.Once Teevizyonda gormustum, kadinlar nisan yagmuru ile unu karistirip
maya kuruyorlar. Bu maya eksi maya oluyormus, yil boyunca uretilir kullanilirmis,
eksi maya ekmek yaparlarmis. memlketi arayip sordum, kuzenim, evet Mart hamuru dedi.
Anneannesi yaparmis, bu mart hamurunu. Eski marti bu yil bu nedenle bekledim,
bu gunlerde sakir sakir yagmur yagsin, sokaga inip bir surahiye temiz yagmur suyu
alacagim, kullansam kullanmasam mart hamurunu deneyecegim.
Biz de Tire'de her yil Sultan Nevruz'u kutlariz. O gun kirlara sehraya gidilir.
hava yagisli ise sehra yapilamiyorsa kahvalti sofrasina vazoda laleler cicekler konur,
yumurta kaynatilir, tokusturulur. Cocuklara kasnakli yapilir kasnakli cubuklarin altigen baglanmasi ve bu kasnagin renkli kagitla kaplanmasiyla yapilaan uzun ve zengin kuyrugu da olan yukseklerde ucan bir ucurtmadir. Kirlarda cocuklar kasnakl,i ucururlar.
Bunlari Tire Gruplarinda konustuk Face book ta. Birimiz Tire'yi annesini aramis, cevap geldi: Tire'de Sultan Nevruz pazar gunu, dun kutlanacakmis.
9+13=22 yapiyor. Pazar gunu de Martin 22 si idi. Bir seyleri yanlis mi anladim bilmiyorum
donup bir daha okumaliyim.
gecmis; Nev Rûz Sultan Nevruz Kutlu olsun, bolluk bereket getirsin.
Hidrellezi 6 mayista kutlayacagiz. O gun kis tamammen bitecek;Hizir la İlyas kavusacak. Kasim gunleri sona erip,Hizir gunleri baslayacak. Biraz Hidrellez sogugu, firtina olur ama onemli degil. Hidrellezle soguklar bitecek.
Saygi sevgi selamlar

Semra Toprak




Nevruz günü Televizyonda Güneydogudaki bir Kürt belediye başkan adayı Nevruzun bir Kürt bayramı olduğunu Türklerin buna sahip çıkma çabası içinde olduklarını söyledi de Sultan Nevruz hikayesini o yüzden yazdım.
Yani Kökeni şu yada bu .
O bayram bizde de var (dı)
Kürt arkadaş ve kardeşlerim dahil herkese Selam Ve sevgilerimle

Akın Özçekirge





Turgutlu'da acaba artik Sultan Nevruz kutlanmiyor mu?
Belki kutlaniyordur. Tire'de devam ediyor, hic ara verilmedi.
Ne yazik artik Hacikalfa Tepesi yok.
Hacikalfa adli yatirin yattigi yemyesil bir tepeydi.
Sehre yakin bir mesire yeriydi, ne zaman gidilse,
papatyalar uzerinde zeytin agaclari arasinda
ip atlanir top oynanir, kasnakli ucurulurdu.
yerli mali kirikkirsik yenirdi.
Koftu ceviz,kestane ,patlamis misir vs benzeri..
Hacıkalfa yok yerine gazino yapmak istediler,
erozyon pek izin vermedi.
Cok ugrastilar, belki hala ugrasiyorlardir.
Kale gibi setler duvarlar yapmislar.
Tire'liler Sultan Nevruzlarini baska mesire yerlerinde
kutluyorlardir. Yani bizim oralarda Sultan Nevruz yine var,
bitmedi...

Semra Toprak

1 Mart 2009 Pazar

Türküler Ve Kadınlarımız 2

Geleneksel yapı ile ilgili sohbete ben de bu yıl Temmuz ayında, Sivas, Doğanşar'da çektiğim, bu resimlerle katkıda bulunmak istedim. Kıyafetlerdeki değişimi dikkatlerinize sunmak isterim. Bazı hanımlar tarih sayfaklarından çıkmış gibi. Bu eski kıyafetler Halen yörede oldukça yaygın. Ancak artık sadece törensel bir kıyafet. Bu kıyafeti günlük hayatta giyen hanım sayısı parmakla sayılacak kadar az.

Kıyafetlerdeki değişim, davranışlarda da yoğun biçimde yaşanıyor. Bazı hanımlar artık böyle umumi yerlere çıkmaz iken bazıları kıyafetlerindeki değişime rağmen, bu etkinliğe aktif olarak ya da izleyici olarak, halen katııyor.

Eskiden oyunlar karışık oynanırken, şimdi cinslere göre ayrışma görülüyor. Bazı sıralarda halen karışık yapnın izleri var. Bu oyunlar gün boyu devam etti.

Eskiden sofralar da ortak iken şimdi ayrışma bu alanda da oldukça yaygın.

Yücel Özlem




Elinize saglik. bu guzel fotograflar bir dugunde cekilmis olsa gerek.
Giysiler okuma kitaplarindan aklimda kalmis bir siiri hatirlatti.
Su anda dusunup arastirmadan siirin
butununu ve Yazarini hatirlayamiyorum


TAHTACI GUZELLERI

Gunesi baltalarin ucunda tasiyarak
Burdan daha cok uzak
Bir ormana gidiyor tahtaci guzelleri....
Yemyesil ormanlarin
Bastaci guzelleri..."

Bu siirehangi kusagin okuma kitabinda rastlamistimbilemiyorum.
Belki kendi kitabimdi. Belki abilerimin.
Okumayi ogrendikten sonra eski evdeki dolaplari
karistirip buldugum okuma kitaplariResimli AyCocuk DergileriTasvir-i Efkar Gazete Koleksiyonlari uc kusagi kapsar.
Okuma kitaplarinin yeni turkce harfleriyle basili olanlari
Bu gun keske simdi elimde
olsalardi dedigim adlari GUZEL YAZILAR
olan dayilarimin okuma/ edebiyat kitaplariydi.
Sonra aramizda 10 yasi askin yil olan abilerimin kitaplariikinci kusakve sonunda 3. kusakbizim kitaplarimizAlfabeokuma kitabiGiderek Nihat Sami Banarli'lar...
Ozetle Calikusu'nu hem eski
hem yeni yazidan okumak mumkundu.

Bu dugun ya da solendeki geleneksel kiyafetli
kadinlari hatirlatan yukardaki siirbuyuk ihtimalle
benim ilk okul kitaplarimdan birisindeydi.
Selamlar.
Semra Toprak


Semra Hanımteşekkür ederim. Beğenmenize sevindim.
Yaklaşıkonbeş yıldır aralıklarla gittiğğim Tozanlı (Doğanşar) yöresinde birçok köyde yaşamgiyim ve davranış biçiminin tahtacı köyleri ile bezerlik gösterdiğini düşünüyordum. Demeksizde de benzer çağrışımlar yaptı.
Yücel Özden

Sevgili Y.ÖZLEM..
Oguzları Varsak boyunun 300evlik arıklı cemaatının kethudası Sis Dagında Oturan Osmanlı yandaşı Divanogullarına baglı iken..
Kozanoglu obası şefi Yusuf ..
töreyi bozmasını bahane ederek
Divanogulunu ortadan kaldırır..
Sis dagının adı degişir....
"Kozan" dagı olmuştur artık..
Maraş Elbistan (alevi) türkmen toplulukları Kozanogluna destek verirler.

Kozanoglu bölgenin tam hakimi olur..
Makkeme kurdurmaz hutbe okutmaz.. Osmanlı mültezimlerini oymaklarına katmaz..
baglaşık türkmen seyyar birlikleri..
Osmanlı kuvvetlerini ve Mısırdan yardıma gelen İbrahim Paşa kuvvetlerini ezer geçer..
Kozanoglunun derebey olarak namı alır yürür..
türküler yakılır..Kozanogluna..
Kozanoglu ermeni sarraflarını çokurovaya getirtir..
Bölgede kapalı ticaret başlatılır..
Bu günki Kadirli şehrini kurar..
Osmanlının .. "Fırka-i İslahiye" adıyla kurdugu silahlı birlikler..
Halep türkmenlerinden Bayat boyundan..
Reyhanlı obası etrafında toplanan hükümete yardımcı türkmen silahlı birliklerinin yardımıyla..1865-66 yıllarında uzun ugraşlardan sonra..
Kozanoglu yenilir ve yakalanır..
Reyhanlı obası ödüllendirilir..
Bu oba amik ovasında kışlagında yerleşige geçer..
kurdukları şekrin adıda obalarının adı olan Reyhanlıdır..
Osmanlı kendisine büyük yardımları olan ..
Reyhanlı Obası şefi Mursaloglu Mustafa'yı Paşa yapar..

Bu aile hala çok büyük ailedir..
Hatayın enbüyük toprak sahibi bu türkmen ailşesidir..
Hatay'ın (ilk ve son) Cumhurbaşkanı mursalogullarından çıkmştır..
şimdilerde İsranbul'da yaşarlar..
Sadece aile mezarlerı Reyhanlı'dadır..
İstanbulda vefat eden bir mursaloglunun cenazesi mutlaka Reyhanlıya götürülür..
Çukurova bölgesi 200 yıl boş kaldıktan sonra
ekime açılır..
Selçuklular Döneminde
Elbistan Maraş ormanlarında yaşayan.. Agaçeri türkmenleri. (Alevi).. Osmanlıya boyun egmezler.. Dadaloglunun avşarları ile birlikte Daglara ve ormanlara sıgınırlar..
hayatlarını ormancılık yaparak kazanmaya çalışırlar... bunlara bu yüzde..
"Tahtacı" adı verilir..buralardan kovulur..
Obalar oymaklar büyük panik içinde birbirini iterek kaçmaya başlar..
MaraşAdanaİçel.. Antalya.. Mugla.. Denizli İsparta.. Burdur Balıkesir Aydın yörelerinin ormanlarında yaşama devam ederler.. bu kaçakların.. hayvancılıgı bırakmayan ve genellikle sunnileşmişlere "yörük".. küçük tarıma geçenlerede "manav" derler..
özellikle tahtacılar..hiçbir şekilde kurulu düzenle ve osmanlı ile uzlaşmaya yanaşmaz..
tahyacıların en kalabalık boyu olan Çaylak boyu..
osmanlının tanzimatla birlikte başlattıgı yeni asker alma sistemini reddederler..
İran pasaportu yahut "kipti" tezkeresi alıp osmanlıya asker veremekten kurtulurlar.. Taki Atatürke kadar..

Bugün hala manavgat side.. antalya.. kemer.. korkutelinde tahta işleryahtacılar yapar..
sabah dagdan sideye gelir.. türistik motelin ahşap işlerini yaparlar akşam daglarına dönerler..
sırtlarında çiçekli işlikleri yanlarında çırakolarak koşturdukları kendi çocukları ile çok ciddi çalışırlar..
çalışırken..etrafla hiç konuşmazlar..
ikram ve bahşiş kabul etmezler..
veresiyeleri yoktur..
fiatları fikstir..
asla fazla yada eksik istemezler..
Çok fakirdirler..
patrondan diger yörelerden gelmiş işçiler gibi
zırt pırt yemek yada koka kola talep etmezler .. çok onurlu ve dürüstürler..
akşam olunca o günki hakkettikleri paralarını nakit ve peşin almadan.. asla gitmezler..
torbalarındaki aletler ilkeldir ama bu aletlerle harikalar yaratırlar..
Asabiyet (klan dayanışması) hala çok güçlüdür..
evde tüm kararları evin kadını verir..
tahtacıdan kız istersen.. anasından isteyeyeceksin.. babası bu konuda fikir bile beyan edemez..
eger tahtacı kadını "ı ıhh" derse obanın liderinin yada dedesinin lafı bile kar etmez asla zorlayamasın tahtacı anneyi..
o kadın tüzlerce yıllık gelenegine göre sorumluluk almış bu nedenle kararlarında özel duygularının yeri yoktur..
bir assubay... çevrede ne kadar saygın yahtacı liderleri varsa toplayıp kızın annesine kız istemeye gitmiş.. sevdigi tahtacı kızının annesini hiçbir şekilde ikna edememiş..
ama anne güzel ve akıllı konuşmasıyla assubay kardeşimizi neden bu işin olmayacagı konusunda ikna etmiştir
Kadınla erkek mutlaka aynı mekanda birlikte ibadet ederler.. birlikte ayine katılırlar..
yani dedekorkuttaki bamsı beyrek'in nişanlı banıçiçek gelenegi (Banıçiçek bamsı beyrek ile ok yarıştırır.. güreş tutar..)torosların ücra köşelerindeki tahtacı kadınları arasında hala sürmektedir..

Bitlisin türkmenlerden temizlenerek irandan getirilen kürd aşiretlerine teslim edilmesinden sonra.. buranın hakimi olan reisin.. Karakoyunlu soyundan bir türkmen kızı olan karısı..
at koşturur..ok atar..cirit oynar..
Kocası buna çok kızar..
ve "Biz KürdüzTürkmenlerin bu gelenegi bizim aramızda hoş ve makbul degildir.."der...
Türkmen kızı direnir..
Kocası türkmen kızını bir güzel döver.. dişini kırar..
Türkmen kızı kırık dişini.. türkmen beyi kardeşi İskendere (İskender Mirza olabilir) bir mendil içinde gönderir..

İskenderde..
Biz türküz.. bu gelenekte bizim aramızda hoş görülemez..
.......
İskender.. Türkmen kızına yapılan bu hakareti affetmez..
gelir.. Bitlis kürd şefini öldürür..
Kısacası.. Türkmen kadını hayli özgürdür..
Ama yerleşige geçtikçe ikincil durumu giderek agırlaşır.. ( bu öykü..Dogan Avcıoglu'nun araştırmalarından alınmıştır..)


Hoşcakalın..
Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
Mekan

17 Ocak 2009 Cumartesi

Çayyaş Olmadan Önce

28/7/2008

Çayyaş Olmadan Önce

Türkler kahveden cok çay i severler" deyince:

Hayal meyal hatirlamasak da, büyüklerimizden isitmisizdir;
Baska yerleri pek bilemem ama bizim Ege Ilcelerinde,eskiden pek cay içilmezmis.
Konuklara yaninda lokum, ya da tatli tabir edilen bergamot,(kebbat); turunc yada kayisi receli gibi tek tek alinabilen recel ve tatlı takımı bulunan islemeli örtülü bir tepside; Evde dibekte dovulmus, okkali taze kahveler ikram edilirmis.
Konuk nasil kahveyi tercih ediyorsa, sade, orta, sekerli....
Sonraciğima, sabahlari da kahvaltida simdiki gibi hergun cay icilmezmis. Daha cok sut, ihlamur,bazen sütlü cay, bazen de ''haydi bir kere cay yapalim'' diyerek
bahceden agac altindan toplanmiş gobulek'li çay. ( portakal, limon, turunc, bergamot gibi narenciye cicekli çay)
Dogrusu ya pek te eski olmadigini duşundugum; Turklerin Cayyas olma tarihini merak etmiyor degilim.

Eskiler ne demisler:


" Ehl-i keyfin keyfini ne tazeler?
Taze elden, taze pismis, taze kahve tazeler."


Çay dememisler, ama bende cayi tercih edenlerdenim o baska.

Semra Toprak



(Tatli takimi: zarf icindeki bir bardakta yariya kadar su;
kullanilmis recel kasigi ya da catali birakilacak, ortada
yine zarf icinde bir recellik ve öteki yaninda yine zarfta bir bardak daha, içinde kulllanilmamis temiz recel kasik ya da catallari.)

FREE Animations for your email - by IncrediMail! Click Here!

31 Aralık 2008 Çarşamba

Yazı İşlerinin Sorunları

DAHİLİ TAMİM

DEGERLİ
BİLAY ,

Gazetemizin neşriyata başladıgı günden bu yana inkişaf ve terakkisi memnuniyetle müşahade edilmektedir..

Hususiyetle arzetmek isterimki..
Gazetemizin Muhterem Patronu.. siz kıymetli gazeteci müstahdemlerin binbir fedakarlık ve meşakkatle istihsal ettikleri kıymetli yazı, çizi, haber, fıkra, müzik ve gezi notları çalışmalarından dolayı beni tebrik etti..

Bende.. "şimdi ikramiye istemenin tam yeridir.." diye düşünüp.. ıkına sıkına.. "Degerli Hocam bana ve arkadaşlara acaba diyorum.. yeni yıl ikramiyesi gibi.." teşvik ve tahrik" maksatlı diyorum..küçük bir ikramiye ..mesela.. diyorum.. verseniz.. görüyorsunuz arkadaşlar pür amatör yazıp çiziyorlar.." demek üzereydimki.. Kalın kaşlarını kaldırarak büyük nasihatine hazır hale getirip,, bana .."Kıymetli Hocam, muhterem Sermuharrir.. çok iyi biliniz ki.. YAZMAK YAŞAMAKTIR.." dedi..! iyimi..sadece bunu demekle de kalmadı..Ayrıca..

"Bak.. seni iyi görmüyorum.. rengin solmuş KH., son günlerde pek yazmıyorsun..galiba ondandır.. hadi şimdi .. hemen yazmaya ..yani, yaşamaya başla biraz.." diyerek acele beni daktilomun başına gönderdi..

Baktımki Durumum Patronun karşısında BASRİ'leşmek üzere.. hemen çark ettim tabiatıyla..ve "Haklısın Patron ..pardon Degerli Hocam,, Yaşamak güzel bir şey.. tüm güzel olan şeyler gibi yaşamakta parayla degil, yazmakla olur elbette.. "
Bizim Patron çok iyi bir Patron'dur..Aslında..Çok güzel konuşur..
Katiyetle batıl üzre kelam etmez..

Velhasıl vuslat başka baharada kalsa tüm servislerin aynı iştiyakya çalıştıklarına şahit olmak bendenizi de ziyadesiyle.. mutlu etmiştir....

Gezi notları servisimizi, Muharrir sevgili T.Tanören ve Muharriremiz Sevgili KUTLU Barutçunun transferiyle ,(Son yazıları pek hoştu..devamının temennisi ile tebrikler.. benim degerli dostlarım..)
Müzik ve sanat servisimiz.. Sevgili M.Kırali'nin iştiraki ile,Bilay Gazetemizin Paris Muhabiri Sevgili Cengiz Özkan ile İzmir muhabiri Akın Özçekirgenin yogun çabaları ile
Şiir ve şairler servisimiz.. Degerli Hocam, Servet Taşdelen, Akın Evren Semra Toprak ile
Tiyatro ve Resim servisimiz.. (hala..) eski kuşak personelimizin (Sevgili Nurettin Çakan, Nur Esen ve Kurtaran başkan 'ın) gayretleriyle..
Siyaset Servisimiz.. Sevgili Ahmet Tan, Celal Maybek, ve Uluç Gürkanla,
Magazin ve fıkra servisimiz.. Sevgili Kaya enderin , Cengiz Özkan veTahir Göksoy'la ..
Saglık ve sosyal servisimiz.. Sevgili Emine Feyzibeyoglu, Nurdan Agca, (Turgay Bilgin (Ücretsiz izinlidir.. yakında sahalara dönecek) Melek Acar Nur Esen..
Spor servisimiz Sevgili Kaptanımız Hürol Sarp ile (Kaptanda ücretsiz izin aldı istemeye istemeye kabul ettim.. yakında dönecek) İbrahim Toptepe M.Hülya Demirkaya ile
Banka Finans servisimiz Sevgili Semih Çetin Tahir Göksoy ile
Her derde deva Sevgili Semra Toprak ve Nur Esen hanfendilerin efektif çalışmaları ile
Edebiyat servisimiz..Sevgili Esin Sogancıların hızlı girişiyle..
Sosyal ilişkiler servisimiz.. Sevgili Can Çiner'in çabaları ile
Okul ve Birlik ilişkileri Sevgili Serap Kuzu'nun örgütlemesi ile
Teknik servisimiz..( Kayıt , kamera çekim ve tercüme ) Sevgili Oktay Etiman'la
Haber ve fotograf servisi.. Sevgili T.Tanören, Nadir Elibol, Engin Erem ile
çok güçlenmiş.. yeni katılacak olan eskilerin yardımı ile de daha güçlenecegi umulmaktadır..

Saydıklarım ve sayamadıklarım .. emegini ve ilgisini esirgemeyen tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum..

Ayrıca..
Bilay Gazetesi Mütevelli Heyetine ( Sevgili Patronumuz Degerli Hocam, Sevgili.. S.Taşdelen, M. Kılıç, M.Traş Hülya Ürkmez,Aydın Esen A.Zeki Bulunç. B.Soylan) ve dahi gazetemiz Danışma kuruluna ( Sevgili Hocam.. Tuncer Bulutay, Sevgili Nazif Eksen, Vecdi Sevig, Hikmet Çiner,) huzurunuzda teşekkür ediyor.. saygılarımı sunuyorum..
Saygılarımla...

Bilay Sanal Gazetesi ve Patrun Adına..
Sermuharir
Mekan
10.6.2008
*

Mekan'cım
Nerede zam talebi, maaşlarımız pek düşük kaldı
Biliyorsun ağlamayana hiçbirşey yok. Saygıdeğer sermuharririm , bütün ümidimiz sensin.
Kutlu
*

Sevgili KUTLU Barutçu,

Elbette pek haklısınız..Hanfendi..
Devamlı "uhulet ve suhulet" telkin ve tavsiye edilen.. Bilay yazar ve çizer mensuplarından.. elbet bir gün bir itirazın yükselebilecegi ihtimali hususunda yüksek makamları nezdinde gayet gayretli teşebbüslerimizin oldugu malumunuzdur..

Bizim dahi, Hoca Ahmet Tan murakabesinde hat meşk idup, Dıvan-ı Hümayün kalemine intihabımızda aldıgımız 30 akçe idi..silahtar ve Sipahi katipliklerine müteakip, Sadaret Kethüdası mektupçusu oldugumuzda ise, maişetimiz 35 akçe idi..Temmuz 1399 da Bahri Efendinin yerine vakainüvüslüge getirildigimizde mahdut bir artışla maişetimiz 36 akçe olmuş idi. Sermuharrirlige getirildigimizde ise, kafi görülen miktar 38.5 akçe olmuştur..

Yüksek Meşveret ve müşavir heyetimizin teklifi ise.. ücretlerin sabit kalması çalışmamızın % 50 artırılması canibindedir..
Bendenizin fikri ise,
muharrir ve muharrire taifesi munasip gördükleri takdirde.. görevlerimize ek olarak.. Efkaf muhasebeciligini, ve veya evkaf teşrifatçılıgını bu dahi olmaz ise umumi merakizde çay perakendeciligi gibi görevlerede teşne olmak mecburiyetinde kalacagız gibi geliyor.. Hanfendi..

Hoşcakalın..

Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
Mekan
*
sermuharririmiz bu satırlarıyla kendilerini dahi aşmıştır.
İf.
*
Teveccühünüz Sevgili Patronum.. pardon Sn Başkanım,
Degerli Hocam.. Bizde Hadim-i Bilay'ız tıpkı sizin gibi..
Ama yinede siz takdirinizi bizden esirgemeyin..
Çünkü iltifatınız bizim için çok mühim..çook..
Saygılar, Sevgiler, Selamlar..
Mekan
*
Bir dakika muhterem hazirun, bir maruzatim olacak:
Sozum dinlensin lutfen:
Efendim, 93 harbi ahirindeki gocleTuna Sancagi, Sumnu vilayeti, Cuma
Bâlâ kazasindan anne teyze, amca dede, ve hatta yeni dogmus
yegenleri kucuk Hilmi ve bilahare oglu Hilmi ile birlikte Bolu
vilayetine gececek olan yegen (Tunali) Hilmi'nin nami tarafimca mechul
bulunan sevgili babasi da beraberlerinde olmak uzere Istanbu'a goc
etmisler. Bilahare buyuk dedemiz Mustafa Izzet efendi, sadrazam Âlî
Pasa tarafından Evkaf Katipligi gorevi ile izmir Vilayetinin Tire
Kazasina gonderilmis annesi dogum sirasinda vefat etmis olan Kucuk
Hilmi'yi babasi beraberin deBolu'ya goturmus,olup ailenin o kolu
Bolu'ya yerlesmislerdir. Gun gelip, Soyadi Kanunu neşr olundugu
tarihte o sirada ailenin hayatta kalan en buyuk erkegi olan fakat
henuz yeni yetme bir delikanlı yaşında bulunan Mehmet Ihsan: "Efendim,
dedemiz ve babamiz Evkaf katipleri (memurlari?) olduklarindan
kendilerini Emlakcilar nami ile anilirlar idi. Bu emlakin manasi
toprak demek oluyordu. o zaman biz soyadimizi Toprak alalim demiş
olduklari rivayet olundukta, Sermuharrinin benimsedikleri evkaf
memurlugu aslen fakîrîn soyuna ait oldugundan hakkimin gozetilmesini
emir ve musaadelerinize arz ederim efendim.
baki hurmetlerimle,
Emlakcilarin Mehmet Ihsan Beyin kerimeleri
Emlakcilerden Fatima tul mefkure
*
mevzu her ne kadar idare meclisinin dahi fevk-i selahiyetinde olmakla
ve heyet-i umumiye karar-ı âlisini icab ettirmekte ise de ihtilallere
ziyadesiyle aşina bir memlekette bir hadim-i vakıf olarak fikr-i
şahsimi arz ve beyan ediyorum: her kim ki fazla beyanda buluna, âzâ-yı
kirama hoş kelâm ede, cümle andan razı ola.

i.f.
*
Oyle dua ile geciştiremezsiniz Sayın Mudurum Emlakcizade olarak Çil çil altun akçeler dem mürekkep mirasimi talep ederim efendim.
*
gönlü gani olana hangi derya suna kâfi su
if
*
AAaa bu ne bole altın ederim filan? Ben "çil çil altun akçe olarak mirasimi talep ederim." dediydim ya! Neden noksan cikmis bu?
*
Gunaydin Sayin Hocam, Aksam bir hatali yazim, bir de duzeltmesi
derken iki yanit gonderdik ti amma, goruyorum,bendenize hâlâ kâfi
gelmemisler.
Sayin Hocam, zat-i âlilerinin bu duasi bana Komunist Rusya
Radyolarinda ki bilgi yarismalarindaki sunucunun
"Bilen basarili sayilacaktir." sozunu hatirlativerdi de onu sey edim dedim.
Cemi-i Cumle Tullab'a ve Ashab-i Kirameyne Hayirli Sabahlar Olsun Efendim.
Kalin saglicakla,
Semra
12.6.2008
*
DEGERLİ BİLAY Üyeleri Ve BİLAY Dostları..

Önce...Çok kararlı idim..
2008 yılında... Sanal gazetemizin müthiş başarı grafigini nasıl yakaladıgı..
rayting rekorlarını üst üste nası kırdıgını..
daha önce günde 4 ileti ile gününü tamamlayan Gazetemizin günde 45 iletilere nasıl yükseldigi..
Bu duruma gelmesi için iki yıldır ugraş veren..
Gazetemizin Degerli Patronundan Nasıl Yılbaşı primi yerine nasihat...pardon tebrikler aldıgımızı..
Bilay dışında ki Mülkiye cemiasındaki arkadaşlarımızın...
ailemize katılmak için araya milletvekillerini sokup nasıl gazatemize duhul olmak için çabaladıklarını
Bazı arkadaşlarımın spangle ısmarlama rüşveti ile ailemize girmek için bana nasıl ahlaksız tekliflerde bulunduklarını,
Gazetemizde çıkan her türlü yazı çizi fotograf ileti şiir fıkra ve sohbetlerin BİLAY dışında çok etkili bir şekilde diger postalarda yeraldıgı..
Bakanlıkta.. İstanbuldan kayseriden Eskişehirden ve İzmirden Sermuharrirligimize bahçede .. yemwekhanede toplantı salonunda erkekler tuvaletinde. nasıl tebrikler yagdıgını..(birde bana kasıntı derler.. aldırmıyorum.. muhalefetin uydurması deyip geçiyororum.. halbuki özünde çok mütevazi bir büyük adam oldugumu siz degerli arkadaşlarım çok iyi takdir ederler..
Bendeki bu mütevazilik geregi bir yıl içinde binden fazla dbu postada yazı yazdıgımı hiç size söyledim mi söyleyin arkadaşlar söyledim mi..?)
Bilayın Başkanımızın gayyur omuzlarında nasıl yükselip üçüncü bir mülkiye sivil toplum örgütü olarak olarak kabül gördügünü (Valla yagcılık yapmıyorum arkadaşlar.. beni bilirsiniz.. ben hep dogruları söylerim..)

Özellikle... Mümtaz Soysal Hocamı Nasıl sırtıma alıp 5 kat birligin 5 kat dar merdivenlerinden huzurunuza nasıl getirdigimi..
Bu Son konferansın yankılarılarının hala nasıl ilgili çevrelerde hayranlıkla karşılandıgını..
Bizim BİLAYI Yönetimine getirildigimiz yılın bütçesine göre bu yıl nasıl 1000 YTL daha fazla gelir temin ettigimizi..

DH sayesinde.. TÜRKİYE İçin MÜLKİYE Sloganımızın..
Nasıl ...TÜRKİYE İçin MÜLKİYE.. MÜLKİYE İçin BİLAY sloganı haline getirildigini..
150 Yıl kutlamasında en yüksek komite ve komisyonların başında .. Başkanımız ve degerli Üyelerimizin Agustos güneşi gibi nasıl parladıklarını ..
Hele Hele.. Hadim-i BİLAY ..Sn Demokrat Başkanımızın..
mülkiye balosu..
okul kokteyli..
Birlik yemegi
basket maçı..
klasik türk müsikisi konseri
Dekanla 5 çayı..
rektörle ögle yemegi
Muazzez valimizle kayak merkezi açılışı
Mülkiyeliler birliginden toplantı salonunu yarı fiatına kiralamak gerekçesiyle..
Birlik başkanı ile saçsaça başbaşa rakı içilmesi...
gibi bir günde BİLAYımız ugruna nasıl 40 kapı yaptıgını..
Nasıl gelmiş geçmiş en sosyal ve müteharrik Başkan oldugunu..
Her sorunu uhulet suhulet ve diplomatıik kanallarla nasıl başarılı bir şekilde çözdügünü..
Hatta Ermeni, kürd ve türban sorununu sollayan
muhasebeci sorunun nasıl çözdügünü..
( pardon arkadaşlar muhasebeci sorunu çözülmemiş...bu sorun elan devam etmekte imiş..)
anlatmak amacıyla..

icraatın içinden.. ya da..
Ulusa sesleniş ..Formatında..
Şöyle kasım kasım bir hava ile..
sizlere seslenmek istemiştim..

Lakin Sermuharrirlik makamımdaki masamın arkasına ev sahibesi.. binbir zorluklarla Bakanlık Toplantı Salonundan geçici bir süre için devrim adına elkoydugum parlak gönderli 2,5 m. 1,5 m.ebatlı kutsal bayragımızı zalim ev sahibesi masamın arkasına koydurmadıgı..ve bunun yerine.. 25 cmx 15 cm.lik kagıttan bir mamül türk bayragını masamın arkasına yapıştırmaya lalkmasını benim bunu gurur meselesi yapıp şiddetle reddettigim için ..ve sadece arkadaki DH Hocamın bana hediye ettigi .. 10 cm x 15 cm boyutundaki Atatürk ve inönü fotografının böyle büyük bir projede boyut fıktanı nedeniyle uygunsuz düşecegi tarafımca hesaba katıldıgı için
sizlere Ulusa sesleniş ya da İcraatın içinden havasında seslenmem fiilen mümkün olmadı..

Olsun Nolacak sanki.. bende.. herzamanki kolaycılıgımı pardon pratik zekamı burada kullanarak önceki yıl çıkardıgım Dahili tamimi sanki bu yıl çıkarmışım atmosferinde.. birkez daha yayınlarım.. olur.. biter..

Teşekkür ve tebrik albümüme de.. Bu yıl BİLAY ailesine katılan yeni üstad ve üstadeleri eklerim ..(sevgili.... Yücel Özlem, Emin Erdem İsmail Ulusan.. Mevlüt Duruoglu.. gibi.. )
Danışma kurulumuza Mümtaz Hocam girmiştir.. böylece bir pratik çözüm daha üretmiş olurum..

Sevgilki Arkadaşlar..
Yasamız..Yurdumu Milletimi özümden çok sevmek..
Hedefimiz birinci olmak
ülküm yükselmek..
ileri gitmektir..
varlıgım TÜRK MÜLKİYE BİLAY varlıgına armagan olsun..

Kalın Saglıkla..

Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
BİLAY Reisi Celilesi Adına...
Sermuharrir..
Mekan..
*
31.12.2008

18 Haziran 2006 Pazar

Neşati’nin Bir Beyti

Neşati’nin Bir Beyti Üzerine Sohbet

‘……..

Ben de bir kıt'a takdim edeyim izninizle:

"Ettik o kadar ref'i taayyün ki Neşati
Ayine-i pür tab-ı mücellada nihanız"

(gençler için meali:
Görünürlüğü o denli reddettik ki (Neşati)
Pırıl pırıl cilalı aynada aksimiz görünmemektedir)

Neşati tasavvuf ehlinden olup Edirne'de Mevlevi
Dergahı'nda postnişindi.

Akın Evren
*
Sizin de elinize sağlık.Yukardan aşağı okuyorum…
Anlamlara bir de şöyle göz atalım dedim:

Taayyün:Aşikar olmak,belli başli,görünür,itibarlı olmak.
Ref:Kaldirmak (perdeyi yukari cekmek gibi) yukseltmek,
yuceltmek,ortadan kaldirmak,hükümsüz kilmak,lağvetmek.
Ayine:ayna
Tab: Parlayici,parilti,güç,kuvvet
Mucella:parlak,cilali
Nihan:Gizli, sakli, bulunmayan,mevcut olmayan,sır.

Benim duygularim da bu iki satırı şöyle okuyorlar:

Görüntümüzü öylesine yok ettik ki Neşati,
Aynanın parıldayan cılasında gizliyiz.

Sürc-i lisan ettikse affola,
selamlar.
Semra Toprak
*
akın'ın belirttiği üzere ehl-i tasavvuf olan neşati'yi anlamak ve günümüz türkçesine aktarmak kolay iş değil. çok bilinen 'gittin emma ki kodun hasret ile canı bile/istemem sensiz olan sohbet-i yaranı bile' beyiti dahi tasavvuf felsefesi ışığında (daha iyi) kavranabilir.

ol sebeble, 'Ettik o kadar ref'i taayyün ki Neşati' mısraını 'kuşe-i uzlette öyle gayret gösterdik ki' şeklinde yeniden söyleyebiliriz.

ikinci mısrada 'ayine' kelimesine dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. malum, ayna ışığı yansıttığı için cisimleri gösterir. varlıkların tamamını gösterebilen bir ayna -tasavvuf anlayışında- tanrıyı gösteriyor demektir. aksinden hareket eder isek neşati tanrıyı meydana getiren varlıklardan birisidir ve kendi müstakil varlığı ikinci derecede kalmıştır. asıl olan tanrının bir parçası olmaktır.

bu mısrada geçen mücella kelimesine de dikkat isterim haddim olmayarak. parlak,cilalı,cilalanmış anlamındaki bu kelime, ham iken yontulmuş hale gelen -tasavvuf sırlarına vakıf olan- insanları işaret etmektedir.neşati ilk bakışta birbirine çok benzeyen ehl-i tasavvuf arasında göze çarpmamaktadır. görünmemektedir. nihandır.

semazenleri hatırlayalım: onları seyrederken hepsini birden görürüz. biri diğerlerinden öne çıkmaz.

söz buraya gelince tanpınar'ın huzur'unu anmamak olmaz:
''...............
Bir yunus balığı sürüsü mehtabı kovalıyormuş gibi suda kavisler çizerek yanıbaşlarından geçti. Daha ileride bir vapur projektörü aydınlığın en ziyade toplandığı yerleri, başka bir şekilde görünür yaptı. Sanki eski ve güzel bir metni tefsir eder gibi, bütün müphem parıltılar keskin vuzuha kavuştular. Yüzlerce kuğu kuşu bir akıntı
yerinde, bir anlık vehimden hayatlarını yaşadılar. Sırçadan, ince ve şeffaf dünya, kendi musıkisine, asıl sazları belki çok derinde çalan o acayip dinleyişe kapandı.
Mümtaz ceketini Nuran'ın omuzlarına atarken:
-Ayın Ferahfeza Peşrevi, dedi.
Hakikaten Dede'nin Ferahfeza Peşrevi'nde olduğu gibi, fakat görünmeyen neylerden yaprak yaprak dökülen bir dünyada idiler.
Etraflarında herşey ney nağmesi gibi yumuşak, derinden ve erişilmez sırların aynası idi. Sanki çok Rahmani bir düşüncenin, her zaafını yenmiş bir aşkın üst üste kavislerinde dolaşıyorlar, öz halinde bir yığın baharın arasından geçiyorlardı.
-Hatta neredeyse Neşati'nin beytinin dünyasına gireceğiz.

Ettik o kadar ref-i taayyün ki Neşati
Ayine-i pür-tab-ı mücellada nihanız

Nuran gülüyordu:
-İyi ama, eşya var, biz varız. Vücudumuz maddi bir şey değil mi?
Yani herkesinki gibi...
-Allah'a bin şükür... Fakat seninki bana göre herkesinki gibi değil...
-Küfür...
-Küfür veya Allah'a giden en kısa yol... Unutma ki bu gece tam vahdet-i vücud içindeyiz...
Bir balık yanıbaşlarında sudan sıçradı. Havada elmas bir kavis çizdi. Sonra biraz ötede denizin buğulu mavi aydınlığında beyaz bir şey çatlar gibi oldu.
........''
affola.

İhsan Feyzibeyoğlu
*

Medem ki Neşâtî'den açıldı:

Gitdin ammâ ki kodun hasret şle câm bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yarânı bile

Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
Mey-i rahşânı değil sâgar-ı gerdânı bile

Bağa sensiz varamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil servi-i hıramânı bile

Sîneden derd ile bir âh edeyin kim dönsün
Aksine çerh-i felek mihr-i dırahşânı bile

Hâr-ı firkatle Neşâtî hazînin vâ hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu girîbânı bile

Bu arada içinde bulunduğumuz ayın üçüncü günü Şeyh Gâlib'in ölümünün 210. yıldönümü idi. Onu da anmış olalım.

42 yaşında sakalında bir tek ak olmadan ölen bir mevlevî şeyhi idi. Mevlevîliğini şöyle açıklıyor:

Ne zühd ile ne ilm ile müstesnâyız
Hayrân-ı ezel-i âşık-ı bî pervâyız
Feyz-i nefes-i Pîr ile gûyâ oluruz
Her neyse neyiz bende-i Mevlânâyız

Şeyh Gâlib zamanında Cibali'de çıkan ve kentin büyük bir kısmını sararak insanları perişan eden büyük İstanbul yangını için,

Ekdikleri dâne-i şerâre
Biçdikleri kalb-i pâre pâre

diyor.

Üç beyit daha:

Kimse bilmez bâis-i sûz-ı dilim Gâlib benim
Derd nâ-malûm iken her gâh âh etmek de güç

O zaman ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i muhabbet dil-i pâre pâre düştü

Hep varını mestânın almış o nigâh-ı mest
Var ise biraz neş'e meyhânede kalmışdır
,18.1.2009