Konferanslar Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konferanslar Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2011 Cuma

İlgi Bekleyen Ankara-Bir Başkent Analizi

Ankara eski havasını kaybetti. İnsanlar banliyölere kaçarken şehir merkezi geriliyor.
 Ankaralıların şehirleriyle daha fazla ilgilenmeleri şart. Devletin de...
 
1950'lerin Ankara'sı mütevazı, kendine özgü bir Anadolu kentiydi. Bu tarafı daha çok Ulus Meydanı'nın doğu yakasını teşkil eden Hacıbayram, Hisar, Hamamönü, Hacettepe ve kuzeyde kalan Etlik ve Keçiören gibi bağ semtlerini kapsayan bir özellikti.
Cumhuriyet döneminin Ziraat Bankası, Emlak Bankası, Tekel Başmüdürlüğü, Vakıflar Bankası, Etnografya Müzesi, Türk Ocağı gibi neoklasik Türk mimari eserleriyle oluşan görünümünü; daha ötede Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Kızılay binası ve neoklasik yapılara tepki olarak oluşan bakanlıklarla Çankaya'ya doğru uzanan Atatürk Bulvarı oluştururdu.
Bahçelievler yeni oluşan bir semtti. Maltepe tek tük binalardan ibaretti. Büyüyen orta sınıf memurlar için yeni bir semt, adı üstünde Yenimahalle kuruluyordu. Şehrin bu güney kesimi mütevazı bir Balkan başkenti havasındaydı.
Sözü geçen bu Balkan başkentinin en tipik kültür noktaları o devrin modern Macar mimarisi üslubunda yapılan evkaf apartmanları, onun altındaki Küçük Tiyatro, bir silodan çevrilen Opera ve Büyük Tiyatro binası, Türk Ocağı'nda teşkil edilen Üçüncü Tiyatro, DTCF'de Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası konserleri için kullanılan Farabi salonu ve giderek açılan Alman Kültür, Fransız Kültür, İngiliz Kültür (British Council) ve İtalyan Kültür Merkezi gibi kurumlardı.
Anlaşılmaz çılgınlık
Ankara bu kurumların şehre aşıladığı konser ve konferanslarla meşguldü. Tiyatrolar doluyordu. Hiçbir zaman İstanbul'un seviyesine ulaşamayan sinemaya rağmen, tiyatro ve opera Ankara'ya bahşedilen bir imtiyazdı. Milli Kütüphane, Türkiye'nin en büyük kitaplığıydı ama araştırmacılardan çok Ankara Üniversitesi öğrencilerinin ders çalışma merkeziydi. 1950'lerin sonunda Sanatsevenler Derneği kuruldu. Burası edebiyat matineleri, tiyatro eleştirileri, sergiler için ayrı bir ortam oluşturdu.
1950'lerde nüfus 100 binlerle büyüdü, 60'larda ise bir milyonu buldu. Her şeye rağmen şehir küçüktü ve ulaşım kolaydı. Doğrusu üniversite gençliğinin meraklıları saat 18.00'deki bir konferanstan sonra 20.00 'deki bir tiyatro temsiline veya operaya yetişebiliyordu. Evlerdeki sohbetlerin sonu yoktu.
Bu ciddi başkentin Batı kültürüne kapıları açtığı bir gerçekti. Şehrin eliti geç vakitte Süreyya'ya giderdi. Daha sınırlı bütçesi olanlar İzmir Caddesi'ndeki Batı Müziğini Sevenler Kulübü'nü tercih ederdi. Hayat zor değildi. Ankara çekici olmadığı için gençlik hayal kurmayı severdi. Bu hayaller Avrupa ve Amerika üzerineydi. Doğrusu Ankara Üniversitesi, sonra Hacettepe ve Ortadoğu Amerika'ya çok devşirme göndermiştir.
Bugünün Ankara'sının nüfusu 4 milyonu geçiyor. Şehir anlaşılmaz bir imar çılgınlığı içinde. Kaldırımlar bile daraltılıyor. Asıl önemlisi 1960'lardaki kültürel öncülük yitirilmiş vaziyette. 1970'lerdeki hava kirliliği Ankara'nın entelektüel sınıfını şehirden kaçırdı, hedef İstanbul'du. 1940'lar ve 50'lerde görülen Ankara'ya yönelik entelektüel göç tersine dönmüştü. 50'lerde her sınıftan Doğu Avrupalının iltica ettiği Ankara bu tip sakinlerini de bir daha kazanamadı. Ve şehir büyük bir Anadolu kentine dönüştü.
Ciddi bir üniversite şehri
Hiç şüphesiz ki Cumhuriyet'in başkentinin edindiği kazanımlar, muhafaza ettiği özellikler de var. Bunların başında ciddi bir üniversite şehri olması geliyor. İkincisi, tıp konusunda çekici bir merkez. Üçüncüsü, ulaşım insanları bunaltmıyor. Hatta bu konuda öncü sayılabilir. Ama Ankara'nın ne işe yaradığı pek belli olmayan 600 bin kişilik bürokratik aygıtı, Türkiye'deki bazı gelişmeleri yavaşlatan, hatta önleyen olumsuz bir işlev de yüklendi.
1940'ların sonunda başlayan ve yanlış bir seçimle hükümetler boyu devam edip son yıllarda yeniden inşa edilen Esenboğa Havalimanı bu abesin hazin bir örneğidir.
Şehir eski havasını kaybetti. Eski bağlar yok. İnsanlar banliyölere kaçıyor ve banliyöler peyk şehirler haline dönüşüyor, şehir merkezi gerilemeye başlıyor. Hiç şüphesiz bu durum önlenebilir. En azından yeni oluşan banliyöler daha planlı geliştirilebilir ve Ankara'nın yeni kurulan üniversitelerle bir üniversite şehri olarak gelişmekte devam etmesi sağlanabilir.
Asıl önemlisi 1930'larda hedeflenen müzeler şehri olma konumu geliştirilebilir. Çünkü Anadolu'nun arkeolojik merkezlerinin tam ortasında yer alıyor. Oysa bilebildiğimiz kadarıyla son 10 senenin içinde Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Vakıflar Müzesi dışında bir şey kurulmadı. Devlet tiyatrolarının Ankara'da geliştirilmesi gerekiyor ve başkentin halen saygıdeğer bir konser salonu yok.
Ankaralıların şehirleriyle daha fazla ilgilenmeleri şart. Devletin de idare merkezi olarak için Ankara'yı; eğlenmek ve kültürel faaliyetler için başka şehirleri tercih etmekten vazgeçmesi lazım.
İlber Ortaylı

İlber Ortaylının 6.1.2008 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan makalesinden alınmıştır

15 Mart 2011 Salı

KONFERANS NOTLARI- "40.yılında Tanıklarıyla 12 MART"

saat 15.00 de başlayan söyleşi (12.3.2011)
5 saat sürdü..
salon  genç- yaşlı mülkiyelilerle  
Tıklım tıklım..
 
Mümtaz Soysal Hocam ..
Sanki derse girer gibi salona girdi..
yine
tıpkı 40 yıl öncesindeki gibi
sandalyeye (oturmadan) dayanarak 
dersine başladı..
soluksuz dinledik..
ardından 934 dogumlu
mülkiyenin diger bir dehası..
Tuncer Bulutay Hocam anlattı..
daha sonra.. 
zamanın devrimci ögrenci liderlerinden
Zafer Kutlu
ve oktay Etiman anlattı..

12 mart nedir..
türk demokrasisinde bir kırılma noktasımıdır..
yoksa sadece bir askeri darbemidir
iktidar anlayışı ve ideolojisini degiştirmedigine göre
sadece Anayasa degişilikligini gerçekleştirdigine göre.
bilinen siyasi anlamda bir darbe tanımına girmedigine göre
buna post modern darbemi diyecegiz..
 
61 Anayasası dedikleri gibi 
türk halkı için  gerçekten "bol" mu geliyordu..?
neden 12 marta gelindi..
Neden Önce Mülkiye
Neden önce Mülkiye dekanı  hedef alındı..
yoksa 61 Anayayasısının
24 anayasasından tepkiye neden olan farkı ne idi ..? 
TRT ve
Üniversite özerkligi..mi..
61 Anayayasına darbeyi hazırladı..?
gibi soruların cevapları verilmeye çalışıldı..
 
Anlayacagın
Mülkiye Mektebi ..
tasarımına kazındıgı..şekilde..
ve
herzaman oldugu gibi
150 yıldan buyana  
türk halkının yanında
demokratik hukuk savaşımına  devam ediyor..
 
 
keyfiyet arzolunur..

 
SSS..mekan

17 Ocak 2009 Cumartesi

Konferans Notları:Doğan Avcıoğlu-Kırkıncı Yılında Türkiye'nin Düzeni

21/12/2008

Doğan Avcıoğlu: Kırkıncı Yılında Türkiye'nin Düzeni'

Sevgili BİLAYCILAR
 
Permbe günü.. Mülkiyeliler Birliginin en üst katındaki Ayhan Açıkalın Toplantı Salonunda..
Gerçekten olagünüstü bir gece yaşandı ..
3 saatlıgine 40 yıl hatta elli yıl öncesine ışınlandık adeta..Dostlar inanın..
Sanki 1960-1970 lerin  Türkiyesindeki siyasi toplumsal ve ekonomik tartışmaların getirdigi.  gök gürültülü şimşekli heyecan verici fırtınası..
Aynen bu toplantı salonunda yeniden oluşmuş..
bu  beyin fırtınasının..
siklon merkezi Siyasal Bilgiler Fakültesinin tüm ruhu...
o gece bu salona bir tatlı sis gibi sızıp salonu doldurmuş..
Efsane geri dönmüş..
Devrim heyecanı  yeniden dogmuştu..
 
Salon hınca hınç dolmuş..gelen konukların bir kısmı ..konuşmaları ayakta izlemek zorunda kalmışlardır..  
 
Oktay arkadaşımızın usta kamerası.. 
ve 3 fotografçının deklanşörleri harıl harıl çalışmaya başlamıştı..
 
Konferans..
 
Mümtaz Soysal Hocamızın..
 
Ögrencilerinin  kolları arasında salona alınıp.. büyük bir saygıyla..
Gülümseyen alkışlar içinde..  
Bir çabuklukla koltuguna oturtulması..
ve hemen akabinde..
 
Başkanımız..
Sn. İhsan Feyzibeyoglunun..
sakin.. tane tane konuşmaya başlamasıyla açıldı..
 
Sn. Feyzibeyoglu.. 
 
Dogan Avcıoglunun..
Türk düşünce dünyasındaki yerine.. 
Kısa ömrünün başarı dolu kronolojisine..
Muhteşem kitabı "Türkiyenin Düzeni" nin türk siyasetinde tartışma odagı haline gelmesine..
ve Aynı yıl yayınlanan Mümtaz Soysal Hocamızın "Anayasaya Giriş" kitabının ..
O dönemde.. türk anayasal düzeninde ve Üniversite gençligi   üzerinde yarattıgı muhteşem etkisine..
Hakim ideolojinin bu ışıktan rahatsız olmasına..
Dolayısıyla Mümtaz Hocamızın..
12 Martta Fakültede..ders veriken bir alkış koridoru içinden bizden koparılıp götürüldügü tarihten...
Bu güne kadar...
Verdigi hukuk ve fikir mücadelesinin ibret verici safahatına..
Bu iki kitabın ve kitapların yazarlarının Türkiyeyi  ..
Türk   siyasasını.. zincirleme reaksiyonla nasıl olumlu etkilediklerine...
Kısaca işaret edip.. ..
 
"Buyrun Hocam Ögrencileriniz..  sizi dinliyor.."
diyerek..
 
Mikrofonu Mümtaz Hocamıza bıraktı..
Altın beyin olarak nam salmış...
hepimizin idolü..  
Mümtaz Hocamızı burada anlatmaya kelimelerin kifayet etmeyecegini hepimiz biliyoruz.. 
 
Mümtaz Soysal
 
Hocam herzamanki gibi...
Ayaga kalkarak..
Koltugun kenarına dayanarak ders verdigini hatırlayıp hatırlamadıgımızı sordu..
ve böyle tatlı bir şekilde bizi 70lerin Mülkiye anfisine götürüp..
Ders atmosferinde  ayakta konuşmasına başladı.. 
(düşünemedik.. tek eksigimiz.. 
Hocaya verdigimiz koltugun kenarsız olması idi..
Bu yüzden .. Mülkiyedeki anfilerde yaptıgı gibi ..
sandalyesinin  kenarına dayanarak ders veremedi.. )
 
Ve arkadaşlar inanamıyacaksınız..
Mümtaz Hocamız..
Dogan Avcıoglu ile birlikte 1961 lerden sonra  ürettikleri..
Türkiyede ilk ciddi sol fikir  ve siyasi haber dergisi olan  
"YÖN" dergisinin ilk sayılarını bulmuş ve bunları ciltleterek.. 
Koca bir albüm yapmış..
Bu  siyah cilt kapaklı 3-4 kilo agırlıgındaki  o koca  albümüde  beraberinde (bizim için) toplantıya getirmişti..
 Mümtaz Hoca..sözlerine.. 
 
Dogan Avcıoglunun ..
"Yayın yoluyla politika yapmak .."
düşüncesinden hareketle..
Mücadeleleye.. 
"Yön" dergisiyle başladıklarını,
 
Bu derginin ilk sayısında Dogan Bey'le birlikte kaleme aldıkları..
"Yeni Devletçilik" yazısının.. aslında bir "manifesto" niteliginde oldugunu..
Türkiyede..
61 Anayasasının inşasında tartışmalara neden olacak ..
İlk "Sosyalizm ve Sosyal Devlet" kavramlarının..
"Yön" hareketiyle ortaya çıktıgını,
 
Dogan Avcıoglu..Paristen Döndükten sonrada..
Anayasa Komisyonunda birlikte çalışmaya devam ettiklerini,
 
Dogan Avcıoglunun..
Fransız Yazar  Rableyin roman kahramanı korkunç iştahlı...
Sevimli dev olan gargavtüreye benzedigini..
Tıpkı O dev gibi doymak bilmeyen bir çalışma iştahına sahip oldugunu..
 
Fransada köylerde duvarları süsleyen..
Napolyon dönemin yanyana gösterilen boyalı   sıradan köy resimlerindeki..
Fransız mareşallarına benzeterek Birbirlerine...
"Mareşal" diye takıldıklarını.. 
(Mümtaz Hocam çok formda idi.. aynen 70lerde  oldugu gibi..  dinamizmini ögrencilere saçmaya devam ediyordu..A.N.) 
Avcıoglu ve Türkiyenin düzenin temelinde Yön degisinin belirleyici oldugunu..
anlattıktan sonra..
 
Avcıoglunun.. Cumhuriyetin tam hedefine ulaşması için...
gerçekleştirilmesi gereken devrimdeki orduya verdigi önemi destekler mahiyette.. 
 
 "Asker Cumhuriyete karşı olmadıgı için Cumhuriyet hala ayaktadır.."
 deyip...
büyük sevgi tezahüratı ve ayakta alkışlarla..
sözlerini bitirdi..
 
İkinci konuşmacı... 
Ülkemizin en büyük aydınlarından..
Devrimci özünü ve heyacanın hiç yitirmeyen degerli yazarımız.. 
 
Erol TOY.. 
 
61 Anayasasının Türkiyeye ilk kez  Sınıf hareketinin.. düşünce ve eylem bütünlügünü getirildigini,
Fikri mimarlarının (Altın beyinler dedigi .).Mümtaz Soysal ve Dogan Avcıoglu.. oldugunu,
10 yıl yürürlükte kalan bu Anayasanın Türliyenin tüm siyasal yapısını etkiledigini..
12 Eylülde ortadan kaldırılan bu Anayasanın..
Hala Türk siyası hayatında halen sürmekte olan  derin  etkilerinin kaldırılması için çabaların devam ettirildigini..
 
Türkiyenin Düzeni Kitabının Yön dergisinide dogan beyin topladıgı ve dogan beye gelen gelen notlardan yazıldıgını..
anlatıp..
Son bin yıllık türk tarihinin...
1. Selçukluların Nizammülmülkü etkinleştirmesi...
2. Osmanlı İmparatorlugunun İstanbulda kurulması..
3. 12 Eylül Askerin müdahalesi.. 
olmak üzere 3 kırılma noktasının bulunduguna işaret etti..    
 
 
Konferansın asıl agırlıgı.. haliyle..
Uluç Gürkan'ın omuzlarında idi..
 
Mülkiye mektebinin yetiştirdigi..   
Degerli Yazar ve Siyasetçi...
Vakfımızın Üyesi..
Sn. Uluç Gürkan..
Belkide hayatının en sıcak en etkili konuşmasını o gece Hocası ve arkadaşları huzurunda yaptı..
Çok etkilenmiş oldugu için..konuşmasıda çok etkili oldu..duygu dolu ama kararlı tok sesiyle natikası müthişti..
 
Uluç Gürkan..
 
Sözlerine..
Avcıoglunun Vefat tarihi olan ..
"4 Kasım 1983"
diyerek başladı..
ve Avcıoglunun.. 
insanı kişiligi ile başarılarını... 
arkadaşlarla olan ilişkilerini...
onların Dogan Avcıoglunu tanımlayan sözleri
ve  birlikte çalıştıkları Devrim ve demokrasi dergisindeki yazıları vasıtasıyla..
fikri yapısını..aktif  devrimci ruhunu..
bir edebi eser.. bir şiir  okuyormuşcasına .. 
anlattı..
Konuşma arasına..
Dogan avcıoglu ile yaptıgı güzel sohbetleri serpiştirdi..
son karşılaşmalarında... Uluç Gürkan Dogan Bey'e çok iyi göründügünü söylemesi üzerine....
 
kibritten tasarruf için  sigarasını bitirdigi sigarasıyla yakarak içen  Dogan Avcıoglu da...
gülümseyerek. Kendisine..
sigarayı bıraktıgını ,spor yaptıgını ve.. 
2000 yılına kadar yaşamak için kendisini programladıgını söylüyor..
Ölümünden 4 gün önce.. hastahanede.. Dogan Bey Uluç Gürkan'a  bu 2000 yılına kadar yaşamak için kendisini programladıgını sözünü hatırlatarak..
Yarıda bıraktırılan..
Yolundan saptırılan ..
Kemalist devrimin gerçekleşmeden  ölünmemesinin gerektigini.
bu devrimi yakalamak için bu programlamayı yaptıgını..
ancak programın gerçekleşme imkanın zayıf oldugunu söylüyor..
 
Uluç Gürkan..
Dogan Beyin..
Tam bagımsızlık esasına dayalı..
"Sorunlarını çözemeyen demokrasiler..
yıkılmaya mahkumdur.."
"Ordu günlük politikanın dışında..
Devrim politikasının içinde olmalıdır..
şeklindeki .. sözlerini aktardıktan sonra..
 
Ordunun devrimci gelenegi ile ordunun darbeci vasfı arasındaki ince çizginin ayrımında..
devrimci niteligin dominant seyri için
"içselleşmenin saglanması gerekir.. " 
şeklinde (bize göre yeni) bir kavramı kullanarak.. 
konuşmasını bitirdi.
 
4ncü ve son konuşmacı..
Mülkiyeli.. En yüksek mevkilere gelmiş..
Başarılı bürokrat..
Degerli Yazar.. Fikir üreticisi.. Vakfımızın üyesi..  
 
Sn Nazif Ekzen..
Kendisinin ..(elinden tutularak..) 
Uluç Gürkan tarafından Dogan Avcıogluna  götürülüp tanıştırıldıgını..
Dergide çalışmaya başladıgı gün..
Dogan Avcıoglunun kendisine.. kestigi gazete dergi kupürlerini  ve notlarının tasnifi görevini verdigini..
uzun müddet bu görevi dikkatli bir şekilde yaptıgını..
Hayatının daha sonraki safhalarında bu arşiv görevinin...
Kendisinin meslek ve düşünce hatatında çok önemli rol oynadıgını
Anlattıktan sonra.. 
 
Konferansın temeli olan.. Dogan Avcıoglunun Kitabının 
"Türkiyenin Düzeni.."
Kitabının her yönden
analizini yaptı..
günümüz koşullarımda kitapta yeralan...
o dönemde tartışılan...  
Fikir ve yöntemlerin günümüzdeki geçerligi konusunda..
yorumlarını dile getirdi..
Dogan Avcıoglunun 
asıl derdinin.. Türkiyede.. Ulusal ordunun kayıp gitmemesi olduguna  dikkati çekerek..
cumhuriyetçi Atatürk devrimlerine baglı Ulusal karakterli bagımsız ordu  üzerine Yazarın görüşlerine dair kitaptaki alıntıları açıkladı..
son plarak.. Dogan Avcıoglunun Türkiyenin Düzeni kitabının..
bu alanda yazılmış en büyük eser oldugunu belirterek sözlerini alkışlarla noktaladı..
 
Konferansın son aşaması olan "soru cevap" kısmında...
Ordunun ulusallıgı ile ilgili  sorulan bir soru..
Uluç Gürkan tarafından cevaplandırılmış..
ve bu konuda son söz..
Mümtaz Soysal Hocamız tarafından şöyle söylenmiştir..
 
"Haklı olmak yetmez..
Haklı olan güçlü olmak zorundadır..
Hakkını almak yada kaybetmemek ..
Bagımsız .. bir ordu ile mümkündür.
Bagımsız ordu...
Teknolojik olarak dışarıya bagımlı olmayan ordudur.."
 
"Ordumuz Teknoloji bagımlılık nedeniyle ABD'ye bagımlıdır..
Ordunun bagımsız olması...önce teknolojik bagımsızlıgını gerektirir.."
 
Veeee... Ayakta alkışlar arasında...
Oturum Başkanı Sn. Feyzibeyoglunun ..
Konferansın hitama erdigini anons  etmesi...
 
Bu konferans ayrıca yeni bazı siyasi kavramların tartışılmasının gerektiginide gösterdi.. 
 
1. Mümtaz Hocanın.. Türk  Ordusunun teknolojik bagımlılıgı yorumu....  
2. Erol Toy'un.. son bin  bin yıllık Türk tarihindeki   3 kırılma noktasıyla ilgili görüşler....
3. Uluç Gürkanın.."İçselleştirilme" kavramı...
.................. ...............
..................................
 
Mümtaz Hocam Konuşmacılar Vakıf Başkanı tarafından Kapıya kadar Ugurlandıktan sonra..
Erol Toy Uluç Gürkan ve Nazif Ekzen oracıkta   ve Vakıf Mütevellisi tarafından ablukaya alınarak..
Konferans salonunda  hazırlanan kocaman bir ziyafet masasına..saygı ve sevgi ile alındı..
Bu özel Yemek Salonuna...
Basınımızdan  muhabir olarak  sadece benim girmeme izin verildi..   
 
Çok sıcak  ve çok önemli sohbetlere tanık oldum arkadaşlar..
inşallah ara ara bu yemekten size anekdotlar aktaracagım.. 
 
Son yıllardaki en güzel dost toplantısı oldu..
Eski dostlar..hiçbitmeyen gülümsemeleri eşliginde .. 
Gönül bahçelerinden derledikleri  kızıl sevgi güllerini birbirlerine sunmakta yarıştılar..
 
Sizlere bu güzide toplulugu..  Sevgi saygı ve gururla  takdim ediyorum
Şeref Konugumuz..
Erol TOY bey..  
Mütevazilikle .. incelikle.. engin deneyim ve bilgilerini aktardı..
Başta..Vakfımızın  tolerans  entellektüel, bilgi ve demokrat yapısının iki ayaklı.. yeşil gözlü kalın kaşlı haline bürünmüş olan 
temsilcisi  Sevgili Başkanımız..
İhsan Feyzibeyoglu Bey..
olmak üzere.. 
Hayatını Kemalist devrime adamış mülkiyemizin gururu  olgun ve  dost insan..
Uluç Gürkan Bey..
ve Türk bürokrasisinde bir çok başarılı eylem ve işleme imza atmış olan..
zarif eşi (Yazılarımı pek begendigini söyledigini  burada gururla ifade etmek isterim..)
Nazime Gürkan Hanım..  
bilgili görgülü  ve saygılı  çalışkan ve disiplinli hatibimiz ..
Nazif Ekzen Bey..
Mütevelli Heyetimizin  ve Yüksek şuranın yıldızı..
Bilayın dış  dünya ile ilişkilerinde en etkin ve en cevval ismi..  Başkanımızın  Ahretligi...
Vecdi Sevig Bey..
İstişare heyetinin ve İdare Meclisinin    edip ve şair ruhlu azası Yazarımız.. 
Servet Taşdelen Bey..
BİLAY vakfımızın kurucularından  ve Vakfın taa.. başından beri yönetiminde aktif roller üstlenmiş olan ..İdare meclisi Azamız  
Aydın Esen Bey...
ve zarif eşi.. vakfımızın  plastik Sanat departmanlıgının daim güleryüzlü  şefi.. 
Nur Esen Hanım..
Vakfın Sanal Dünyasının yaratıcı emektarı.. Yaylı tanbur ustası Büyük Başkan
Bahri Öktem  Bey..
Ve zarif eşi..
Güzin Öktem  Hanım ..
Başkanımızın vakıf hizmetlerinde destekleyicisi..  zarif eşi..
Vakfın sosyal aktivitelerinde.. en  etkin isim..
Emine Feyzibeyoglu Hanım..
Konferansın en genç katılımcısı... Hepimizin gözbebegi..Başkanımızın..gonca gülü.. güzel kızı...Evvelki yıl AKM'de yapılan Osmanlıdan Cumhuriyete Mülkiye toplantısının takdimcisi...Eda Feyzibeyoglu Hanım.. 
Vakfızın temel taşlarından.. hakkında Camiamızda en sevilen en tanınan kişi ünvanını hiç kimseye bırakmayacagı artık aşikar hale gelmiş olan..herdaim vakfımızın tüm sorunlarıyla bire bir ilgilenen..
tüm toplantılarımızın en disiplinli katılımcısı..BİLAY Duma üyesi
Hikmet Çiner Bey..
Vakfın Olmazsa olmaz şahsiyeti dünya sempatigi çalışkan İdare meclisi azası..
Serhanendemiz..Dag sporları uzmanı.. Mülkiye spor tarihi  araştırmacısı..
Hanlar Hanı.. Muzaffer Daimen Muzaffer...
Muzaffer Traş Bey.. 
Ve Serhanendemizin  Asistanı genç Mülkiyeli Bilayımızın dinamik unsuru..Udi..
İbrahim Toptepe Bey..
Vee Yazılarını keyifle okudumuz..Bilay ailesine yeni katılan.. 
Sanal gazatemizin Din ve tarih  sosyolojisi araştırmaları servisi yazarı..
71 Mülkiye mezunu.. kibar arkaşımız
Yücel Özlem Bey.. 
 
Bu aktarımları ..
keyifli katkılarla genişleterek...
tatlı  sohbeti zenginleştirdiler..   
..........................
..........................
 
 
Şimdiye kadar gerçekleştirilen...
BİLAY  konfranslarının...  
Konuşmacı  katılımcı ve konusu itibariyle.. en başarılısı olan  
Bu konferansı..
 
Türkiyenin dev ismi  Mümtaz Soysalı... 
bu konferansa getirme başarısını göstererek..
Gerçekleştiren..
BİLAY Yönetim Komitesine.. 
Hiçbir karşılık beklemeden ..
hiçbir özel istek belirtmeden..
heyecanla davetimizi lütfedip kabül eden..
Nazif ekzen, Uluç Gürkan, Erol Toy.. Ve Mümtaz Soysal'a
 
 
Vee özellikle..
 
"Olmasalardı bu konferansın gerçekleşmeside mümkün olmazdı.." diyebilecegimiz (Başkan dışında)
Üç arkadaşımıza..
 
Konferansın en zor kısmı olan..  
Konuşmacıların davetinde.. bu daveti  kabul etmelerinde..
Onlarla birebir ilişki kurulmasında.. ..
Koordinasyonun saglanmasında..   
Başından sonuna kadar.. Her safhada...  
Aktif bir biçimde katkı yapan..
Karşılık beklemeden pür heyecan...
Kıymetli mesailerini ve maddi manevi olanaklarını seferber eden..
Bu etkinligin görünmez mimarlarından
 
Vecdi Sevig'e.. ve
 
Nazif Ekzen'e
 
Toplantı salonun..En güzel şekilde hazırlanması için.. 
Tahsisi.. Tefriki ve Tefrişinde
sandalyesinin  koltugunun..yerleştirilmesinden.. çekim ekibinin oluşturulmasına..
Afiş ve ilanların  asılmasından.. salonun aydınlatılmasına  
vakıfca ödenecek ücretlerin pazarlıgına kadar.. 
Tüm düzenlemelerde. ..
ilgililerle,
Mülkiye mezunu müstecir Hakan kardeşimizle.. 
Birlik yönetimi ile dogrudan temasları yapan.. 
görev bildigi bu işi  sonuna kadar takip eden.. 
Başkanımıza bu konularda  büyük  destek veren..
 
Muzaffer Traş'a..  
 
Ve  Bizi davetimizi kabul ederek biz onurlandıran..
Yüksek seviyede katkılarıyla..
Ülkemizin en seçkin katılımcıları olduklarını gösteren...
 
Muhteşem konuklarımıza..
 
Teşekkür ediyor..
Tebrik ediyor..
Ve
Ayakta alkışlarımızla... 
 
Saygılarımızı Sunuyoruz..
 
 
BİLAY Başkanlıgı Adına..
MKN DMRKY 
 (Sermuharrir..)
 

FREE Animations for your email - by IncrediMail! Click Here!