Tarihin İçinden Sohbetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihin İçinden Sohbetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2012 Cuma

BİLİNMEZE YOLCULUKLAR - YENİ DİZİ ( 2 )

"Ayrılığın şikayetinin yakıcı demlerinin adamlarıyız biz,
 Sabah rüzgarı ateş kesilir,gülistanımızdan geçse"
 
Devlet yönetimini kızı Esmihan Sultan'a,
ve O'nun kocası ,Sokollu Mehmet Paşaya bırakan,
ve Hükümdarlığı süresince, hiç sefere çıkmayan,
Osmanlının  11.nci Padişahı, ve 90.cı Halifesi,
Süleyman ve Hürrem oğlu,Sultan 2.nci Selim Han.
Sevgili karısı,
Venedikli , Nur Banu Hanıma,
Şu yukarıdaki meşhur dizelerini yazmıştı.
 
Bazılarının Sarı Selim
Bazılarının sarhoş Selim diye aşağılamaya çalıştığı,
Bu adı gibi Halim Selim Padişah döneminde,
Aslında Bugün Osmanlıdan kalan ,
ve tarih kitaplarında yer alan,
Çok önemli olaylar ve eserler vardır.
 
Bugün Dünya arenasında sahiplendiğimiz,
ve tüm Batı aleminin gözü üzerinde olan,
Hatta,hatta Avrupa Birliğine girişteki yol engelimiz Kıbrıs,
2.nci Selim döneminde,
1571 de,
Fethedilmişti.
 
Osmanlı Donanması,
2.nci Selim döneminde,
İnebahtıda yenilgiye uğrayıp yakılmış,
Sadece 42 gemi ile Uluç Ali Paşa bu hezimetten kurtulabilmişti.
Buna rağmen  142 gemisi yok olan Osmanlının Vezir-i Azamı Sokollu,
Haçlılara verdiği mesajda,
" Biz kıbrısı almakla siziğn kolunuzu kestik,
siz bizim donanmamızı yakmakla sakalımızı traş ettiniz"
diyebilmişti.
 
Donanma yerine geldi,
yiten  canlar ile beraber,Osmanlının itibarı da gitti ama,
Yine de 2.Selim öldüğünde,
Babasının kendisine bıraktığı Osmanlı topraklarına 270.000 km2 ekleyerek
Fani Dünya'dan göç etmişti.
 
Sultan 2.nci Selimin,
Osmanlı ve Dünyaya bıraktığı en büyük miras,
Edirnede Mimar Sinan'a yaptırtdığı " Selimiye Camidir "
Bugün,
Unesco'nun Dünya kültür Mirasları arasında oybirliği ile yerini alan bu eser,
70 metreyi aşkın 3 şerefeli  4 minaresi,
43 metreyi aşkın yüksekliği ve 31 metreyi aşkın çapı ile,
sekiz sütun uzerine oturtulmuş devasa kubbesi ile,
Herekeslerin hakir gördüğü,
2.nci Selimin adını,
Dünya literatürüne kazımıştır.
 
Süleymanın ve Hürremin güçlü gölgesinde yetişmiş,
Sanata ve Edebiyata düşkün bu oğul için,
Kimileri,
sarı saçı,renkli gözü yüzünden,
Süleymanın oğlu olmadığını da iddia etmişler.
Kimileride öldüğünde,
Hamam da cariye kovalarken ayağı kayıp düştü,öldü demişlerdir.
 
 
Aslında,
Öyle bile olsa,
Bunda yadırganacak bir durum yoktur.
Dünyada,
Avrupa Birliğinin temellerini,ilk ,Osmanlı atmıştır.
Padişah analarının, Ülkelerinin,
bir envanteri  çıkartıldığında,görülecektir ki,
Rus'tan,Hırvat'a
Arnavut'tan Sırp'a,
İtalyan'dan,Boşnak'a,
Fransız'dan ,Bulgar'a kadar,
Her Avrupalı,
Osmanlı Hanedanında,
Kendisine bir " Enişte " bulabilir.
 
Fethedilen Ülkelerin kızlarını
Haremlerinde toplayan Padişah Analarının,
"Halvet" e sokacağı cariye seçme merakı,
Bugün bile,
Türk Geleneklerinde,
Anaların,oğullarına,
Hamamda kız beğenme ' sevdası ' olarak devam etmektedir.
 
Olaya bu açıdan bakıldığında,
Koca bir devrin,
Onca güç ve iktidarın,
Hürrem ile Süleymanın,çocuğu,
2.nci Selimin , Hamamda ayağı kayarak ölümü ile sona ermesi,
İktidarların sonunun,
Sabun köpüğüne bağlı olduğunu gösteren, bir işarettir.
 
 
Selam ve sevgilerimle
Saner Tuncer Gürdil
 
Aşkabat 30.02.2012.
 
 
 
 

30 Mart 2012 Cuma

BİLİNMEZE YOLCULUKLAR- YENİ DİZİ

Valide Sultan,
Tek hakimi olduğunu zannettiği,Harem'e,
Bulunduğu mermer sütunlu balkondan,
Kibir ile baktı.
Aşağı salonda,
onlarca,alımlı Cariye,
Salınarak dolaşırken,
" O ",
O ,gece,
Aslanı'nın koynuna,
Kimin gireceğine karar verecekti.
 
Hürrem,
Hışımla ,ve kadife kaftanını savurarak odasına girdi..
Ötedenberi,
Mahidevran'ın arkasında,
İkinci olmayı hiç hazmedememişti.
Padişah'a verdiği dört Şehzadeye rağmen,
Mahidevranın oğlu,Mustafanın,
Tahtın bir numaralı varisi olmasını da kabullenemiyordu.
 
O esnada,
Mahidevran,
Sadrazam, İbrahim Paşa'ya,
Hürreme karşı kullanacakları, bir açık bulmaları gerektiğini anlatıyordu ama,
Sadrazamın aklı,
Akşamleyin,
Nigar Kalfa ile geçirecekleri gecede idi.
 
Yetişkin Mustafa,
Gözde cariyesinin koynunda,
Padşahlık rüyaları ile yatarken,
Hasodabaşı Malkaçoğlu Bali Bey,
Mustafa için hazırlanan gelin adayı,
"Aybüke" yi,
Nasıl bükeceğini düşlemekte idi..
 
Cihan Padişahı,
Muhteşem Süleyman,
Sarayında bu entrikalar dönerken,
Yere serdiği Ceylan derisi haritada,
Elinde sopası,
Sefer düzenleyeceği yeni ülkeleri işaretliyor
Hürreme olan tutkusundan,
Gözü,başkasını görmüyordu.
 
Ama,
Kader ağlarını örüyordu
Tarhin sayfalarında kalan bu görüntüler süre gelirken.
İlahi adalet,
İnsanoğlunun hırsı,iktidar savaşı ve aklının dışında,
Bambaşka bir yolda ilerliyordu.
 
Mustafa,
Babasının emri ile,
Ve Tam'da ,İran seferi dönüşü ,Babasını kutlamaya gittiği çadırda,
Cellatların boynuna geçirdiği yağlı ilmek ile boğulurken.
Boğuluşunu perde gerisinden seyreden babasından hala medet umarak,
" Baba " diye feryat ederek can verdi.
 
Aynı sahneye şahit olan,
Hürremin küçük oğlu hasta Cihangir,
Gördüğü bu acıya fazla dayanamayıp 20 gün sonra öldü..
 
Hürremin büyük oğlu,
Ve Süleymanın kıymetlisi,
ve tahtın en büyük varisi Mehmet'te,
Genç yaşında,
Bulunduğu sancakta
Hiç beklenmedik şekilde
Çiçek hastalığından ölünce,
Taht,
Hürremim iki oğlu
Beyazıt ve Selime kaldı.
 
Saraydaki kadınlar boş durmuyor,
Yeniçeri ocağı kaynıyor.
Tekke ve cemaatler ayaklanıyor,
ve bütün bunlar olurken,
Pargalı İbrahim,
Bir iftar yemeği sonrası,
Yağlı ilmek ile İktidara veda ediyordu.
 
Süleyman, kendisne yeni bir damat ve Sadrazam bulmakta gecikmedi
O sıralar 17 yaşına gelmiş kızını,
Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirdi.
Ve Rüstem Paşa ,
Padişahın kızı Mihrimah Sultan ile beraber,
Sadrazamlık Mühürünü de aldı.
 
Bu sırada,
Beyazıt ile Selim,
Daha babaları sağ iken,
Taht kavgasına tutuştular.
Askerin sevdiği Beyazıt,
Askerin sevmediği ve O zamana kadar,
Huyundan suyundan,
ve etliye sütlüye pek  karışmadığından,
Kimselerin Padişah olacağına inanmadığı,
Selim' e yenildi.
 
Belkide bu yenilgide Süleymanın da rolü vardı.
Çünki Beyazıt galip gelseydi,
kendisi için de tehlike olacaktı.
Sonuçta İrana kaçan beyazıt,
Dört oğlu ile boğduruldu..
 
 
Güç ve iktidar kavgası yapan,
Sarayın iki Şehzade anası,
Hürrem ile Mahidevran,
Oğullarının iktidarını göremedi,
Mustafanın öldürülmesinden sonra Bursaya sürgüne gönderilen Mahidevran dan sonra,
Hürrem,
Süleyman'dan önce ölünce,
ortalık duruldu.
Ancak Sarayda, Kadın Saltanatı  bitmedi.
 
Hürremin kızı Mihrimah,
Tüm bu entrikalara karşı,
Sadrazam kocası ile Mutlu ve güçlü bir hayat yaşadı.
Annesi Hürremden 20 yıl,
Babası Süleymandan 12 yıl,
Kardeşi Padişah Selimden 4 yıl daha fazla yaşadı
Yeğeni Murat Padişah olduğunda,
Haremde Rus kadın hakimiyetide sona ermişti.
Çünki Murat ile beraber,
Sarayda İtalyan sultanlar devri başlamıştı.
 
Yinede Mihrimah,
İyi eğitimi,Dürüstlüğü,yardım severliği ile
Hürreme rağmen,
Osmanlı tarihinde düzgün bir isim bırakmıştı
Güneş ve Ay manasına gelen ismi için,
Mimar Sinan'a yaptırdığı iki cami
Bugün İstanbulda,
Üsküdar ve Edirnekapıdadır.
Rivayet odur ki,
Hersene 21 mart'ta,
Üsküdar Mihrimah sultan camisinin iki minaresi arasından ay doğarken,
Edirnekapı Mihrimah sultan camisinin iki minaersi arasından Güneş batmaktadır.
ve Sadece Mihrimah,
Bugün Süleymaniye camisi avlusunda,
Babası ile yanyana yatmaktadır.
 
Anasının yıllarca mücadele ettiği ,Mahidevran'a
Hürremin oğlu Sarı Selim sahip çıkıp,maaş bağlattı.
Ağabeyi Mustafaya Sarı Selim Türbe yaptırdı
ve Sarı Selim,
Osmanlı Sarayında yıllarca süren bu iktidar kavgasına rağmen
Sadece 8 yıl Hükümranlık sürebildi.
 
Evet,
Birileri çıkmış demiştirki;
"Tarih,İbret alınacak sayfalar ile doludur.
ve tekerrürden ibarettir"
Yinede birisi çıkmış demiştir ki,
" Tarihten ibret alınsaydı eğer,
tekerrür edermiydi hiç"
 
 
Selam ve sevgilerimle
 
Saner Tuncer Gürdil.
Aşkabat 30 Mart 2012
Yani bu olaylardan tam 500 sene sonra....
 

4 Mart 2012 Pazar

HAZARLAR (YAHUDİ TÜRK İMPARATORLUGU) - 2

Sevgili Celal..
 
Pandoranın kutusu 1700 yıldan beri kapalı tutuluyor..
kimse açmaya cesaret edemiyor..
 
Sevgili Celal ..
son 250 yıldır
Bildiğin gibi tarihi yazanlar Avrupalılar..
avrupalılar..
eger
"Bizans İmparatoru İstanbulda.. Fatihin  ordusuna  karşı elinde kılıç 
Aslanlar gibi savaşırken şehit olmuştur .."
derlerse..
bu tarihi kroniktir....
sen çıkıp belgelere ve bilgilere dayanarak..
hayır..
Bizans imparatoru..
hazinesini yanına alıp
arka kapdan sıvışırken..
tebası müttefiki Cenevizli çapulcular tarafından öldürülmüş yanında götürmek istediği
hazineside bunlar tarafından yagmalanmıştır ..
diye itiraz etsen
kabül görmez..
 
Avrupa Kroniklerinde (Genel Kabül görmüş Tarih kayıtlarında ..)
sadece
35 yıl Avrupanın hakimi olan
Atilla'dan bahsedilir..
 
(Onunda türk olduğunu söylemekten bucak bucak kaçınılır..
Atila'dan da sanki.. büyük bir devlet adamı değil de..
uzaydan gelmiş bu dünyaya ait olmayan kökü bulunmayan bir terminatör..
Sanki din düşmanı Golyat gibi bahsedilir..)
 
ama
350'den 900 yıllarına kadar hüküm sürmüş
avrupa siyasını yönlendirmiş..
dünya cografyasının çizilmesinde hem güçlü diplomasisi ile hemde
askeri gücü  çok etkili olmuş   
tarihin ilk yerleşik
Türk İmparatorluğu olan
Hazar İmparatorluğundan hiç bahsedilmez..
 
Bu konuda
Dünyada en bilgili  (Dini hiç farketmez) olanları bile..
Bu Hazar konusu açıldığında
sanki hayallerden efsanelerden bahsediliyormuş havasında..
konuyu  hemen geçiştirirler..
 
Bunun ..
gerek ortaçag avrupasında egemen papazların din'e dayalı 
siyasi ekonomik çıkarları
gerekse
17 yy.dan sonraki Avrupa orjinli ..
tutucu ırkçı
kapitalist egemenlerinin kaynak ve emek sömürüsüne dayalı   
siyasi ekonomik çıkarları
ekseninde ..
iki noktada ezberlerini bozduğu ..
halkları uyutmak için kullandıkları
gerekçeleri bir anda yerle yeksan ettiği..
yani işlerine lmediği için
kabül etmezler..
 
Birincisi..Eger Hazarlar Kroniklere
bir büyük imparatorluk olarak geçerse..
onların yahudi (dininden) olduğu ortaya çıkacak
bu kez yahudilerin..
(senin dediğin gibi..)
12 kabileden kan sıhriyeti yoluyla türediğine  ilişkin..
iki kutsal kitabıda tartışmaya açılacak..
 
 
İkincisi (bana göre en önemlisi..ise..
Avupada
Hazarlar kabül edildiği anda 
bunun.. 
bizzat kendi ölçüleri olan 
ve sadece avrupada uygulanan ..
vatanlar milletler devletlerin ırklara göre belirlendiğine ilişkin
kriterleri çerçevesinde..
Avrupada kalıcı etkili bir türk varlığınında kabülü anlamına gelecek..
 
bu durumda..
yıllardır Avrupa kamuoyuna yutturmaya çalıştıkları
"Türk eşittir müslüman.."
dogması
dolayısıyla
 
Türklerin Avrupada
sadece Müslüman osmanlılar olmadığı..
Finlandiyadan Macar ovalarına..
Alfröd ovasından urallara kadar  Romanya bulgaristan dahil 
Tüm  Bozkırın Karadenizin aslında tüm bozkırlarını
Aslında bu  türk adı verilen ulusun  türk adı verdikleri kültürün toprakları, vatanı
olduğu ortaya çıkacak..
son 400 yıldan beri
sürğün parçalama yıkma zorla din değiştirme topluca yoketme
ruslaştırma çinlileştirme hristiyanlaştırma 
türk toprakları içinde içinde
kadavra kültürler ırklar arayarak
ilkel aidiyetler grupçuklar yaratarak buradaki insanlara sanki.. türkler tarafından yokedilmiş 
 müthiş bir ırkın çocuklarıymış gibi muamele çekip..
bölüp parçalama  yoluyla
 
sürdükleri büyük işgal ..
büyük sömürüleri ortaya çıkacak..
 
özellikle..
1900 yılından sonra
Avrupada türeyen
ırk eksenli almanya ingiltere fransa cografyası merkezli
tarih anlayışının savunuculuğuna soyunmuş
ülesinin emperyal amaçlarına  hizmette kusur etmeyen.
yeni yuripın tarihçilerinin tarihi saptırmak konusunda kendilerine göre
haklı bir hedefide var..
 
Allah mahfaza..
tüm avrupanın nerdeyse yarısı eden nüfusa sahip yarısına yakın toprsaklara sahip
olan Bu türkler..
birde aniden bir alman birliği gibi bir birlik kurmaya kalkarlarsa
Baltık sahillerinden kamçatkaya kadar topraklar turan dedikleri emelleri gerçekleşirse..
bir ulus bilinciyle toplaşırlarsa..
 
(enteresan olanı şu anda..
Macaristanın öncülüğünde.
Finlandiyada Ukraynada özellikle
devlet başkanlarının açtıgı Touran Şenlikleri düzenleniyor..
macar semalarında türklerin pagan döneminden kalma tüm sancakları dalgalandırılıyor.
açın interneti.. 2010 macaristan turan kurultayı girin bakın isterseniz)
 
yaşayan kültürleri gereği bagımsızlık gibi ezberlerini bozan
büyük bir siyasi sosyal yapının karşılarına dikilmesi ihtimalidir
diye düşünüyorum..
 
Pandoranın kutusu bu nedenle açılmaz..
 
Ama illaki neler olmuş birde senin agzından dinleyelim dersen..
 
Hazarların ..
neden yahudiliği seçtiklerinden
sonra
 
Hazarların.. 
Bu avrupalıların kendi  kültürünün merkezi bildikleri dogu romayı
ve
hrisiyanlığı
nasıl 
kurtardıklarına ..
Avrupanın
şimdi atmaya veya yoksaymaya çalıştıkları..
avrupanın en kadim ulusu olan  
türklere.. aslında çok şey borçlu olduklarına  
değinmek gerekecektir..
 
şimdilik hoşcakal ..
 
SSS..Mekan
HAZARLAR (YAHUDİ T

2 Mart 2012 Cuma

HAZARLAR (YAHUDİ TÜRK İMPARATORLUGU)

MS.600'rin lerde başında,

İlk kez olarak
binlerce yıldır sessiz kalan Arab çöllerinde (Dini/islamiyet/ kaynaklı),
birikmiş bir güç boşalması.. bir "nova" meydana geldi.


Bu patlamanın güçlü dalgaları..
Kısa sürede..
Kuzeye dogru iki koldan
(1. Septe- Cebeli Tarık- bogazından..
2. Anadolu tariki ile kafkas lardan)
Yerleşik Uygarlıkların egemenlik hedefi olan


Akdeniz havzasını ,
Dolayısıyla Atalet safhasındaki
Yerleşiklerin
Diger büyük gücü'nü..
Yani
Dogu Roma İmparatorluğunu (Hiristiyanlıgı) sıkıştırmaya başladı..


Yerleşik dünyası,
Artık..
İstanbul ve Bagdat merkezli..
iki kutuplu dünyaya dönüşüyordu


Bu iki büyük gücün,
baglantısız pagan devlet ve topluluklara karşı olan
(Özellikle, steplerin hakimi türklere ,
rus, cermen, slav viking asıllı Kuzey Avrupa sakinlerine..)
politikaları aynı idi:


Ya kelimei şahadet getirip müslüman,
ya da vaftiz olup hiristiyan olunacak
ve
safların bu şekilde belirlenmesi için
baglantısız devlet ve topluluklar üzerinde her türlü baskı artırılarak yapılacaktı..
( Fetih,propoganda, marşal yardımı, tehdit, ikna vs.)


İskandinav Yarımadasını
boşaltıp Akdeniz karadeniz Hazar'a
akan
gemici kavimler (Vikingler)
ile
Çinden den Orta Asyadan
kopup gelen atlı okçu kavimlerin (türkler)
kuzey bozkırlarına sagnak gibi saçıldıkları
Dünyanın en hareketli olduğu bu dönemde..


Dünya halkları ,düz zemine dökülmüş civa gibi
bu iki ayrı kutup noktalarına dogru hareket ederken,


Ukraynadan Urallara kadar
Tüm kuzey steplerine
ve
Tüm kafkaslara hakim,
Asya ve Avrupa ticaret yollarını
Aynı zamanda
bu atlı ya da gemili hareket eden kavimlerin
( Kuzeyden gelen vikinglerin itil, dinyeper, dinyester ve don nehirleri üzerinden,
hazara ve karadenize çıkan su yollarını,/
dogudan batıya akan -peçenek, oguz,macar, bulgar ve kıpçak vb gibi-türk boylarının)
geçiş yollarını elinde tutan
ve
bu iki kutup gücü ile boy ölçüşebilecek bir güce sahip,
Göktürk'lerin yönetici klanı "Açina" lar tarafından yönetilen
"yerleşik" bir türk imparatorlugu daha vardı:


HAZAR İMPARATORLUGU...


Bu iki gücün ,
güçler dengesini kendi lehlerine çevirmenin anahtarı ise,
bu imparatorlugu kendi saflarına çekmekti..


Az çaba harcamadılar..
Araplar , işi kılıçla,
Dogu Roma ise, diplomasi ile Hazarların imana gelmesini saglamak istiyorlardı.


Diplomatik ilişkide İstanbul çok önde idi..


Hazarlar, 400 yıllık ömürleri boyunca, İstanbul ile hiç çatişmaya girmediler..
Başlangıçta yapılan "Pax Khazarica" anlaşmasına sadık kaldılar..


626 yılında..
İran ve baglaşığı ermeni ittifakına karşı ..
harekete geçen
Dogu Roma +Türk (Hazarlar ve Göktürkler)ittifakı
orduları kafkasyayı işgal ettiler..
bu savaşta..
Hazar Kaanı..
Dogu Roma İmparatoru Heraclius'un emrine..
Romalıların Ziebe(l) diye çagırdığı
Bir Hazar komutanının
komutasında..
40.000 süvarı gönderdi (440 larda Katalanyumda
700.000 kişilik ordusu olan Atillanın bile sadece
10.000 hun atlısına
sahip olduğu gözönüne alındığında;
kuşkusuz pürsilah disiplinli
40 bin Türk atlısı
O tarihe kadar..
Avrupanın
ve
Dogu Romanın gördüğü en büyük müttefik süvari gücü idi.)


bu savaşta Kuşatılan tflis şehrinin surları önünde ..
ilk kez Batı Göktürk
Kaanı T'ung Capgu (Tardu)oglu Böri-Şad (Kurt Beg),
Dogu Roma İmparatoru Heraclius
ve
Hazar Orduları komutanı Ziebe(l)
Kuşattıkları Tiflis Kentinin surları önünde
bir bayram havasında buluştular..


İmparator Heraclius.. Böri'yi kucaklayarak
başındaki tacı çıkarıp Börinin başına koyarken..
Eudocia dan dogan tek kızını da
Hazar Komutanı ile nikahlıyordu..


690larda
Ülkesinden kaçmak zorunda kalan iustinianos..
Hazarlara sıgındı.
Hazar Kaanının kızkardeşi ile evlendi.
705 te Hazar Kaanının nüfusu ile istanbula dönüp tahta geçti.
Eşi olan Hazar prensesi İstanbulda vaftiz olup, "Teodora" adını aldı.
Kocasının ölümünü müteakip,
yıllarca İmparatoriçe olarak Dogu Romayı yönetti,


Keza,
50 yıl sonra
V Kostantin Hazar Kaanının adı "Çiçek" olan kızıyla evlendi.
İstanbulda "eirene" adıyla vaftiz edilen, "Çiçek Khatun",
İstanbul'a gelin olarak gelirken,
çeyiz sandıgında getirdiği bir elbisesi,
Bizans sarayını hayranlıkla ayaga kaldırdı.
Elbise öyle hayranlık uyandırdıki,
erkeklerin törenlerde giydiği elbise olarak kabul edildi.
Adına "Çiçakyon" dediler..


Bu "Çiçek" hanımın ilk çocugu,
775 yılında "IV. Leon Khazaros" - yani Hazar Leon- adıyla tahta çıktı
halkını hazar selamı ile selamladı.
Her sabah kapısının önünde 2000 kişiden az olmayan hazar larda oluşan "hassa birliğini" denetleyip,
komutanları ile türkçe konuştu...


ama bu kadar manevi baskıya ragmen hazarlar slavlar gibi gidip vaftiz olmadılar..dinlerini değiştirmediler..
ta ki arap orduları kafkas geçitlerini zorlamaya başladı
740lara kadar..


görüldiğü gibi
Bu iki süper gücün baskısı karşısında,
İmparatorluk;
Ya müslümanlıgı seçerek Halifenın emrine,
Yahut hiristiyanlıgı seçerek dogu Roma imparatorunun emrine girecekti. Hazarlar..
Türk ırkının derinliklerinde yatan ve her zaman buldukları "üçüncü" bir yolu bulmakta gecikmediler..


Esas Amaçları olan
Kendi bagımsızlıklarını sürdürebilmenin
tek yolunun..
Ne hristiyanlık'ı nede Müslümanlık'ı Kabul etmemekten geçtiğini kavramışlardı..


Hazarlar, kendi gücüne dayanarak "üçüncü güç" olmaya kararlı idiler. Onlar tüm steplerin bagımsız ve tarafsız uluslarının önderi olmayı sürdürmek istiyorlardı.
(şimdiki cografyamızı ve bu cografyada bagımsız kalabilme mücadelemezi bununla kıyaslayabiliriz)


Ancak, ortada halli gerekli bir önemli sorun daha vardı..
Üçüncü kutup olmak için,
laik anlayışın sonucu toplum düzenlemesinde
siyasi bir etkisi olmayan türk -tengri inancının da bırakılması gerekiyordu..
Tengriciligi uyguladıkları sürece,
Gerek halifenin ve
gerekse Dogu Roma İmparatorunun sahip oldugu
"yasal" önderlikle bitişik olan
"ruhsal" önderlikten yoksun kalacaklardı.

Bu durumda,
kendilerine baskı yapan her iki dinden uzak,
ama her ikisininde temelini oluşturmuş,
her ikisince de kabul gören
ÜÇÜNCÜ bir tevhit dinini..
(YAHUDİLİĞİ) seçmekten daha mantıklı bir davranış düşünülebilirmi..?

Günümüz Müverrihleri;
Bu mantıgın,
olaylar olup bittikten sonra sonra geriye bakıp yapılan degerlendirmelerde çok kolay ve çok anlaşılabilir görünmesinin aldatıcı oldugunu söylerler..
ve
sonuçta derlerki;..
"Gerçekte, o çagda yahudi dinini kabul etmeyi düşünmek,
BİR DEHA ESERİ idi.."
.... .
Tevatür Odurki;
Hazar Kaganı,
günün türk modasına uyup,
artık geleneksel pagan (tengri) inanışı bırakıp
tek tanrılı dinlerden birine geçmek için
itil nehri üzerindeki
imparatorluk başkentindeki sarayına
dünyadaki üç tek tanrılı din uzmanlarını davet etmiş,
Huzurda yapılan karşılıklı tartışmaların sonucunda ,
son sözü alan yahudi hahamının
"Sn. Kaanım, şekilde de gördünüz gibi
birbirini tanımıyan müslüman ve hiristiyan temsilcilerinin
herikiside yahudiliği tanıyorlar..
musayı peygamber olarak kabul ediyorlar..
Biz ise her ikisini birden tanımayız
yani bu iki dinde bizden türemiştir
aslı varken kopyasına tibar etmeyiniz.."
sözünü akıllı bulan Hazar kaanı Yahudiliği seçmiştir..


Herzaman
bir "üçüncü yol"un olduğunun
unutulmaması temennisiyle..


Hoşcakalın dostlar..


Mekan



__._,_.___

27 Ocak 2012 Cuma

ANADOLUDA TÜRKMEN KIRIMI VE ERMENİ KÜRD ÇATIŞMASI VE SASON AYAKLANMASI VE HAMİDİYE ALAYLARI

sevgili dostlar 
babam bize  nasihat verirken 
laflarına 
"Her şeyin bir sebebi vardır..
sebebi bilmek lazım.. "
diye başlardı..

Sevgili Uluç Gürkan Hoca'nın
Ermeni meselesi için yazdıklarını okudunuz, sonra  da dinlediniz.

Buyrun bendenizden de, olayın anadoluya dağılışı hikasesini dinleyin..



Sevgili Dostlar,
 Anadolu'da.. "fetret devri"nde başlamış olan türkmen kırımı  ..
Yavuz döneminde.. doruga ulaşır..
özellikle.. 1502'de İranda kurulan.."Safevi" türkmen imparatorlugu..
Anadoluda geleneksel  federatif türk devleti teşkilatlanması isteyen.. türkmenler için bir cazibe odagı oluşturması..
Yavuzu çok korkutur..
 Önce.. Şeyhülislam olacak Kemal Paşazade'den...bir risale yazmasını emreder..
bu bröşürde..
Şiilerin (türkmenlerin-Alevilerin)Mallarının Helal 
nikahlarının hükümsüz..
öldürülmelerinin caiz..
onlara karşı savaşmanın "cihad"
oldugu belirtilir..
Anadoluda yediden yetmişe kadar "kızılbaş" olanların deftere yazılıp ,kendisine bildirilmesini ister..
Çaldırandan sonra..40.000 kızılbaşın asıldıgını ya da hapse atıldıgını bizzat osmanlı kaynakları belirtir..
Yavuz Sadece Anadoludaki türkmen kırımı ile yetinmez..
Şah İsmail'e ve Kızılbaş türk ulusuna  karşı bir denge kurabilmek için..
İrandaki ( kürd aşiretlerinin  esas yeri olan) Urmiye Gölünün güney topraklarında.. hizmetine giren kürdşeyhi İdris' in elebaşılıgında..   
Şah İsmaile karşı bir isyan başlatır..
Bilahare..Bu İdrisi Anadoluya türkmen kırımı için ödüller vererek davet eder ..
Yavuzun  İrandan getirdigi  Kürd aşiretlerinin silahlı destegiyle...ve Modern silahlı yeniçeri ordusuyla 
( Bitlis Türkmen Beyi Karahan Bitliste .. Kürd ve yeniçeri baglaşık ordusuna karşı savaşırken... 
tüfek mermisiyle vurulur.. Bitliste ne kadar türk varsa hepsi öldürülür..
Bunlar..  12 parçalı kızıl başlıkları birlikte kanalizasyonlara atılır.. 
Kürd Nur şefi İdrisi.. "İdris Bitlisi" adıyla  Bitlis beyi yapılır..
(1545 lerde ..tüfek.. ve top' ta Osmanlı silah teknolojisi..Hala dünyada bir numara..) 
Dogu Anadoluda türkmen katliamı devam eder ..
Katlima ugrayan türkmenlerin bir kısmı iç anadoluya..  bir kısmı İrana  kaçar..
Fatih ile başlayan, Yavuz ile zirveye ulaştırılan... Anadolu daki türkmen hakimiyetine son verme politikasına..
son noktayı Kanuni Sultan Süleyman  koyar..
Kanuni...  bu kürd  aşiret şeflerine  Bir ferman çıkararak..
Bütün türkmenlerin çocuklarıda dahil öldürülmelerini emreder.. 
Ayrıca ikinci bir ferman ile..Çıldırdan Diyarbakıra kadar olan  akkoyunlu ve karakoyunlu türkmenlerine ait toprakları.. 
mülkiyet babadan ogula geçecek şekilde..
İrandan getirilen  bu kürd  aşiret reislerine  "babalar gibi" sat.. pardon... bırakır....
Kanuni Sayesinde.. türkçeden başka dil konuşulmayan bu türk toprakları  artık "Kürdistane" a dönüşmüştür
Yüzbinlerce Türkmenin canı pahasına..
Bunu Nadir'de Olsa..
Avrupalı  hiç söylemez..
Buralardan kaçamayan bazı türkmenler ise...
ya sunnileşip kürdleşerek..
yada.. 
kendilerini  "kürd" olarak tanımlayarak..,
hem osmanlı baskısından kurtulmak..
hemde kürtlere tanınan haklardan faydalanmak ister....(Şimdiki Alevi kürdler..) 
(Bu gün burada yaşayan sunni olmayan kürdler..işte bu  kürdleşen türkmenlerin torunlarıdır..)
Yada.." Karakeçili" obası gibi..
sunnileşen kürdlerin ataları bu karakoyun türkmenleridir..
Türkmen kırımından sonra..
 Osmanlı.. Mülkiyetini  devrettigi bu topraklar üstünde...
Ayrıca bu kürd aşiret reislerine yönetim hakkının bir kısmını da "Mukataa"  (Devlet harcamalarında finansman aracı..)olarak devreder..
Mesela:
Osmanlı..  1813 yılında da Yozgat (Bozok),Sivas, Kayseri, Maraş, Antep, Rakka (Urfa) Adana, Halep, Nigde Nevşehir Kırşehir, ve Ankara
Bölgesinde büyük nüfus sahibi  Bozok Türkmen beyi Çapanoglu Süleyman Beye  bu bölgeleri "mukataa" imtiyazıyla vermiştir..   
Kürd aşiretlerine  bırakılan Dogu Anadoludaki bu osmanlı  topraklarında.. 
Ayrıca.. türklerin himayesinde palazlanan .. 
küçük topluluklarıda  halinde..
1870 lere kadar suya sabuna pek dokunmayan ermenilerde yaşamaktadır..
Ermeniler 1890 yıllarına kadar kadar bölgelerinde hakim olan kürd şeyhlerine her yıl verdikleri vergiyi... 
yurt dışında yaşayan  fransız  ve Amerika ermenilerinin de kışkırtmasıyla vermemeye başlamışlar... 
böylece  "mültezim" kürd şeyhlerini çok kızdırmışlardır..
 İngilizler ermeni  ayaklanmalarının  planlayıcısı oldukları halde.. Ermenileri İngiliz toprakarına sokmamışlar...
Ancak.. fransızlar, Amerikalılar kapılarını sonuna kadar ermenilere açmışlardır..
İngiliz topraklarına ermeni göçününün kabül edilmemesinin nedeni...
 ingilizlerin ermenilerle mezhep uyuşmazlıgı gösterilmekte isede,
bu pek inandırıcı gerekçe olmamıştır.... 
Çünkü.. ingilizler sadece ermenileri degil.. 
ingiliz olmayan  hiç kimseyi  britanyaya sokmamışlardır.. 
soksalarda -son 30 yıla kadar - ingiliz vatandaşı  olarak kabül etmemişlerdir...
1878 lerde başlayan başlayan bu kürd ermeni gerilimine..
ve bu gerilimin ilk kanın akıtılmasına neden oldugu hususuna..  
bir önceki bölümde deginilmiş idi..
Kürd şehleri bir taraftan velinimetleri osmanlıya hizmet sunarken..
Bu kapsamda..Anadoludaki.  "silahlı asiermenileri...! silahla "tedip" ediyor. 
Osmanlının gönlünü alıyor..
bir taraftanda ceplerini dolduruyor.. otorite boşlugundan faydalanıp .. yeni hakimiyet alanları oluşturuyordu..
 sırtlarını  "Rus Oblast'ı" Ermenistana, fransaya ve ingiltereye dayayan...
"lüküs hayat"çı para babaları ermeniler ise,
Anadoludaki ermeni toplugu  üzerinden politika yapıp güç ve para kazanıyorlar..
İngiltere ve fransa  ise, ilk bakışta.. "yukarı tükürsem  bıyıgım... aşagı tükürsem sakalım ." 
gibi görünen  bu piyonların kendi arasındaki kürd ve ermeni çatışmasını..
"türk ermeni çatışması" olarak takdim edip, türkleri  yoketmek..  
en azından avrupada etkisizleştirmek olan "şark politikası"nı tıkır tıkır yürütüyordu..
Herkes bu işten memnundu..
Türkler ve türk ermenileri hariç..
Bunlar bu santranç oyunundan bir şey kazanmadıkları gibi aksine kaybeden taraftılar..
ve kaybettikleri de.. tatlı canları idi.. 
Çünkü dökülen kan , türklerin  ve türk vatandaşı ermenilerin kanı idi..
1894 sonbaharında.. ermenilerin  Dogu Anadoluda en kalabalık oldukları Muş bölgesinde ..
Muş'un güney batısındaki Sason'da... 
Hınçak ve taşnak militanlarının öncülügünde Ermeniler..  
pür silah ayaklandılar..
Bu işi planlayanlar korkunç amaçlarına ulaştılar..
Ermeniler.. yöredeki türk köyleri ateşe verip,  köylüleri topluca  katlettiler.....
Bölgede türk askeri birlikleri yoktu bu bölgeler  silahlı kürd aşiretlerinin kontrolünde idi..
Sason ayaklanması.. bu  silahlı kürd aşiretlerince çok kanlı bir şekilde bastırıldı..
İlk kez bölgedeki isyancı ermeni köyleri basıldı.. ateşe verildi..
savaş ..artık  bir intikam savaşına dönüşmüştü..
Askeri güç yetersizliginden..
Kürd şeyhlerinin komutasındaki aşiretler..
bu bölgede osmanlının  nizami askerinin yerine ..
Merkezi Erzurumda olan 4 ncü osmanlı ordusuna baglı silahlı milis güçler olarak..
ordu komutanıın teklifi ve sultan Abdül  Hamidin
kabülü ile örgütlendi..
Ve bu kürdlerden oluşan silahlı milis alaylarına.. kurucusunun adından dolayı.. 
"Hamidiye alayları " adı verildi
Başlangıçta..sadece kürtlerden ve 4-5 bölükten oluşan 600'er kişilik 30 alay..
kısa zamanda.. türk aşiretlerininde dahil edilmesiyle.. 
800 ve 1500 kişilik 33 alayında ilavesiyle toplam 63 alaya kadar yükseltildi..   
Hamidiye alkaylarının.. kuruluş amacı ve kullanış biçimi..
Batılı güçler tarafından 
Sultan Abdülün.. diger Osmanlı sultanlarının aksine ..
Batıdan uzaklaşıp,Batıdan ithal edilen kurumları müslümanlaştırmak..
ve "dogulu kalmakta ısrar etmek" olarak yorumlanmış..
"Militan müslümanlar"nitelendirilen..ve Tanzimat batılılaşmasına herzaman kuşku ile bakan
kürtlerin bu alayların kurulmasını...
Osmanlı sultanının bunların ulusal kimliklerini tanıması  olarak kabül edilmesine yolaçmıştır..
Bu girişim...
"Batı"ya karşı  toplu girişimin bir parçası idi..
Hamidiye alayları ile..
Ermeniler döktükleri kanların bedelinden kurtulmak için
bindikleri "intikam  tramvayı 'yla.. rafahlarına, saadetlerine koşarken..
Sultan Abdül.. "Pan İslamizme" koşuyor..
Havaya giran Kürd aşiret reisleri ise.. 
"Kürd şeriat devleti"  hayalleri ile 
ölümlerine  koşuyorlardı..
Sürçü lisan etmiş isek affola..
İlgi sözkonusu ise.. devam oluna..
Hoşcakalın Dostlar..
Sevgiler..Saygılar..Selamlar..
Mekan

19 Ocak 2012 Perşembe

Sarıkamış Felaketi




 
Sevgili Dostlar..
 
Unuttuğumuz bir şey var..
Ben hatırlatayım dedim..
 
3 hafta önce..
yani 23 Aralık/2011 tarihinde..
Sarıkamış felaketinin..97 yılını geride bıraktık..
 
 
 
Sarıkamış...
Dünya savaş tarihinde...
Düşmanın bile vicdanına sıgdıramadığı..  
eşi benzeri olmayan bir "savaş  dramı" olarak bilinirsede
esasında ..  
sivil yönü daha agır basan
artık genel kurmay arşivlerindeki rutin bir savaş olmaktan çıkıp
türk ulusunun her ferdini derinden yaralayan..
herkes bildiği halde..
100 yıla yakın zamandır 
bahsetmekten kaçındığımız..
ulusal bir utanca dönüştürdüğümüz bir "insanlık dramı"dır..
 
Sarıkamış...
Askeri amaçlı bir harekat olmasına ragmen..
Askeri sonuçları..
Aslında çok önemli degildir..
 
biz yazılı  3000 yıllık tarihimizde..
Çook taktik savaşlar kaybettik
Bu savaşlarda..
Binlerce şehit verdik .. 
Hiç kuşkunuz olmasın
Vatanımız Anadolu oldugu
Ve
Vatanımıza emperyalist saldırılar devam ettiği müddetçe 
Daha çook.. savaşlara gireceğiz..
Daha çook şehitler vereceğiz.. 
 

 
ancak.. 
burada
Önemli Olan...
Türklerin tarihinde..
türk askerinin
hiç dögüşmeden
bir gecede.. 
kendi vatan(larında)   sınırları içinde..
doğa koşullarına yenilerek  90 bin şehit vermesi..
ve
daha önce hiç böyle bir felaketle karşılaşmadıkları gerçegidir..
 
 
böyle bir faciaya... türklerin  tarihinde de rastlanmaz..
Tam aksine..
Türkler
Savaşlarda  bu tür çetin doga şartlarında da harikalar yaratan bir millettir..

Tarihleri boyunca..
En zor doga koşulları..
Türklerin en vazgeçilmez stratejik müttefiki olmuştur..

Türkler..
Çetin doga koşullarını..
Özellikle.. sogugu, karı,
Sıcagı, yagmuru, çamuru,
Çölü, dagı, sarp kayalıkları... 
kendilerine üstünlük veren avantajlar olarak kullanmışlardır..
 
Çetin doga koşullarında..(yani türklerin kendi istedikleri koşullarda) 
Türklerle savaşmaya kalkışıpta ..
Başarılı olan hiçbir orduyu tarih henüz yazmamıştır..
 
Orhun Kitabelerinde..
Büyük Bilge..efsane bir  komutan  ..
Tonyukuk ..
bu durumu 
( Türklerin savaş tekniklerini  ve savaşlarda doga koşullarını nasıl kendi lehlerine bir faktör olarak kullandıklarını) detayları şöyle anlatır..
"Kögmenin yolu bir imiş ..(tek  bir girişi varmış)
Kırgız Kaanı bu yolu su'layıp(Askerlerle) kapatmış  diye işitip
bu yoldan yürürsek iyi olmayacak diye düşündüm.."

( O tarihlerde/ MS:715'lerde.. 
Sayan daglarının kuzeyinde ki Yenisey çıgırında il tutmuş
ve Göktürk Birligine katılmayı reddetmiş .. 
Kırgız federasyonuna baskın yapılması düşünülüyor..
Ama
Tonyukuk..
ülkeye tek giriş yolunun düşman tarafından kapatıldıgını ögrenince..
baskını  bu kez hiçkimsenin aklına gelmeyen
Sayan (Türkler buraya "Kögmen" diyor) daglarını aşarak yapmaya karar veriyor...
İşte Doga koşullarının  cografyanın düşmana karşı müttefik yapmak diye
Yani şimdilerde bazı inek çobanlarının ya da..)

"Attan aşagı" dedim..
 (Askerleri at'tan indirdim)
Atlarımızı yedeğe alarak..
yukarıya.. Ağaçlara  tutunarak tırmandık..
Öndeki erlere  nöbetleşe  
Karı söktürdüm..
Ağaçlık zirveyi dolandık..
..
Gündüz kuytularda gizlenip dinleniyor..
Geceleri
Dörtnal.. 
At koparıp..hızla gidiyorduk...
..
KIRGIZI uykuda bastık..
Uykusunu mızrakla açtık. . ..
 
 
 
Bilge Kaan... ise.. 
Yine aynı teknikle nasıl savaştıgını anlatır..
 
"Altın ormanını aşarak..
İrtiş nehrini bir gecede geçerek..
Türkiş'e dogru yürüdüm..
Türkiş Budunu uykuda bastım.."
    
 
Baskın için..
Yine doga koşullarının en kötü zamanı ve yine gece beklenir..
Bütün engeller olaganüstü bir direnç ve kararlılıkla dolanılır..
Karlı daglar ve karanlık ormanlar aşılır...
geçit vermez nehirlerinden gece geçilir..
ve
baskın yine gece yapılır..
 

 
Dünya savaş tarihi..
Dogayı kendi lehlerine çevirerek...
Zafer üstüne zafer kazanmış türk ordusunun  inanılmaz başarıları ile doludur..
 
Onlar ..
yeryüzünün ilk komandolarıydılar..
 
Sarıkamıştan (fazla degil...)
7 yıl sonra
Aynı... Türk askeri..
26 Agustos gecesi.. 
Bir baskınla.. beton bariyerlerle 3 sıra berkitilmiş..
düşman mevzilerini bir gecede parçalayıp geçtiler..
 
Türk Süvarileri... 
Geçit vermez Ahırdaglarının sarp zirvelerinden..
(tıpkı ataları göktürkler gibi)..
bir gecede 
tek zayiat vermeden geçip....
26 Agustosun şafagı ulaşmadan bir sel gibi Sincanlıya aktılar..

Tarihin enson meydan muharebesi olan 
Başkumandanlık Meydan Muharebesinde..
28'i..29 Agustosa baglayan gece..( Dikkat edin "gece" diyorum)..
tam üç gündür uyku uyumayan..
kuru peynir ve kuru ekmekden başka azığı olmayan..
düşmanlarının
"hayalet tümen" adını  verdikleri  
23 ncü Türk Tümeni..
Dumlu dagından geceleyin şimşek gibi bir ileri harekatla...
birbirleriyle buluşmak üzere olan 
iki yunan ordusunun arasına.
süngüsünü sokup..  
topragın altından yarı beline kadar fırlayıp çıkan
mitolojideki devasa insanüstü kahramanlar gibi..
Sabaha kadar aynı anda..
saglı sollu balyoz yumruklarla
İki yunan ordusunun birleşmesini önlemiş.....
 
28 ağustos gecesi..  
sanki ihtiyattaki yunan ordusunun önünü kesiyormuş görüntüsünü vermek için 
kuzeye kaymış olan
gecelerin  Kartalları
türk süvarileri 
29 Agustos gecesi
gözgözü görmez..
şiddetli yagmur altında.. 
aniden bir (u) dönüşüyle..güneye 
dönüp ..
hava koşullarından dolayı ..
dumur olmuş
şaşıran düşman ordusunu 
baskınla ..
Güneyde  aslıhanlarda ve Murat Dagının karanlık zirvelerinde onları bekleyen   
geceleyin avlanan  avcıların  (Birinci ordunun imhacı aslı  kuvvetleri) önüne dogru sürmüş..
böylece 
kıskaç kapatılmış
otarihteki hazır kuvvet olarak dünyanın en kalabalık ordusu olan
İngilizlerin (yunan) işgal ordusu 
Bir "gece" savaşıyla kamilen imha edilmiştir..
 
şu sıralar..
moda olarak millete yutturulmaya çalışan..
ellerine
dandik bir keleş verilen
kafalarınada bir masa örtüsü sarılan 
ispanyolca "gorilla" diye bir lakap takılarak ortalığa salınan.. 
savunmasız insanları katletmeyi
kahramanlık sanan
ABD beslemesi feodal yetimler ile..
 
kendilerine speyşıl forslar adını veren..
sanıyorum genetiklerinin  icabı olan
katillikle
yüce bir toplumsal görev olan askerliği birbirine
karıştıran..
vatanını namusunu özgürlüğünü savunan  insanları (askerleri) 
çocukların atari oyunundaki
öldürülmesi gereken insanlık düşmanı canavarlar
(Sanal düşmanlar) olarak algılayan
sofistike silahlarla
savaştığı insanların kim olduklarını bilmeden hiç yüzyüze gelmeden..
arazide aynı şartlarda hiç karşılaşmadan
bilgisayar la savaşan
kendilerini dünyayı kurtaran süper palavra süpermen zanneden
ama bu kahramanlığını..
çıkarlarını korudukları
kapitalist patronlarından ücret almadan
asla yapmayan..  
atari çocukları..
gibi..
 
evrenin ilk askerleri 
Olan Türkler için..
   
savaş ve av kurallarını
bundan 2250 yıl önce
yazmış olan
Çinlilerin..
ilk çagların
Bir savaş tanrısı olarak bahsettikleri..
Kartal başlıklı miğferler....
savaş boyalı yüzler
düşmanın yüreğine korku salan savaş çıglıklarıyla
800 metreden isabetli atışlarla atılan ıslık çalan oklarıyla.. 
-40 +40 dereceki çetin doga koşullarını arkasına alarak.. 
gece avlanan..
Me-Te'nin
Hordasının .. ruhunu ve geleneğini taşıyan.
 
Mehmetçiklerin  
daglarda.. çamurlarda..
karlarda eskittiği postalının sicimi dahi olamayacak
kapasitedeki tüm benzer insanların ....
Şavaşın ustalarını
sarsak beceriksiz korkak
tavuk veya yılbaşı hindisi gibi
gösterilmeye çalışılan
bu dönem de göz önüne alınarak..
 
 
Şimdi soruyorum Size..
Nasıl Olurda..
Sarıkamışta..
İlk kez düşmandan sayı olarak üstün olan türk askerinin...  (Koca.. 3ncü Türk Ordusunun) 
Bir gecede..  
Düşman yüzü görmeden ...
Tek mermi sıkmadan...
90 bin şehit vererek..  yokolur gider... ???
 
Nasıl Olurda..
bin yıl lık anadolu tarihinde türklerin yaptıkları  savaşlarda verdikleri  toplam şehit sayısından..
sarıkamış bozgunundaki şehit sayı sı daha fazla Olur..?
 
Nasıl Olurda..
Ruslar..  Türklerin topraklarındaki  300 yıllık yayılmacılıgında... 
Ellerini kollarını sallayarak..
Ulaştıkları en son nokta  Sarıkamış.. Erzurum olur..?
 
Neden Sarıkamışta böyle oldu..? 
 
Neden daha kötü şartlardaki İstiklal harbinde  tüm kavga süresince..
daha kötü şartlardaki türk ordusunun başına böyle bir felaket gelmedide...
Sarıkamışta geldi..?
 
Acaba..
Palandöken ve Allahuekber daglarında o gece - 40lara varan sogukmu tek sebep.. ?
O zaman Aynı şartlarda
Galiçya da
Çanakkalede düşman perişanları yaşarken..
bu tür tek zayiat vermeden ayakta kalıp
harikalar yaratan mehmetçiklere ne diyeceğiz..
 
yoksa askerin çarıgımıdır..sebep.. ?

O zaman....
Ayagında çarık dahi olmayan türk askerinin..
Sakarya huruç harekatı sırasında...
31 agustos 1921 de.teyemmümle kıldıkları yatsıdan sonra..
yalın ayak..kedi sessizligiyle..  
düşman eline geçmiş olan stratejik Çaldagı'na  tırmanıp.. 
gecenin saat birinde.. aynı anda birkaç noktadan daldıkları
siperlerdeki   
sofistike düşman birliklerini... 
sadece  süngü kürek ve  çıplak elleriyle  tepeledigini...
nasıl izah edecegiz..?
  
 
93 harbinde
Balkan harbinde oluşan ..
askerin  savaş yılgınlıgı yada bitkinligimidir..?

o zaman...
aynı asker...
Basrada.. 
(Kut harbinde)
Çanakkale'de
nasıl olurda
savaş ve insanlık tarihinin en büyük destanını yazar..?
 
Asker aynı askerse... !
Düşman aynı düşmansa..
Çanakkale ile Sarıkamış ....
Yada..
916 daki Kut Taaruzu
ve
922 deki Büyük Türk Taarruzu
ile
914 teki Sarıkamış Türk  Taarruzu arasındaki
fark nedir..Dostlar..?
Fark Nedir....?
 
Oltu'dan girdikte Sarıkamış'a...
         Akıl Almaz orda yatan üleşe...
                   Askeri kırdıran Enveri Paşa...
                          Kitlendi kapılar MEKAN Agladı...
                                                                       (bir Sarıkamış.. (Asker) Türküsü..)
 
 
  
 
Şehitlerimizin ve Gazilerimizin
 ve
Onların içinden çıkıp..
Yüksek medeniyyet ufkundan yeni bir güneş gibi dogarak.. 
Onları
Zaferlere.. aydınlıklara  ve özgürlüklere ulaştıran 
Emperyalizmin adından bile korktuğu
En büyük Komutanlarının
Aziz ruhları karşısında saygıyla egiliyor..

ve
Sarıkamışlar...
Birdaha ASLA...
diyor
 
Saygılar sunuyorum....
Mekan DEMİRKAYA..
  
 NOT..Bu  türküyü..
muhtemelen 25 Aralık gecesinde  Allahüekber
 daglarında eriyip giden..iki kolordumuzdan biri olan..
10'ncu Türk kolordosunun ..sag kalabilmeyi başarmış..
gazileri söylemiştir..
 
Çünki.. Türkü..
"Oltu'dan girdikte Sarıkamış'a" diye başlıyor..
Oltu 93 harbinden beri Rus işgalindeydi.
 
10 türk kolordosu..23 Aralıkta oltu'yu  ele geçirip..
ertesi günü sarıkamışa dogru yürümüş..
diğer iki kolordu ise..(askerleri) Oltu'yu hiç görmemişlerdir....