mehmetki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmetki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2020 Salı

Bekir Çoşkun ve bir Hikmet hikayesi:



Ekim 2019 başı.. Bodrum’dan yeni döndük. Birkaç günlük Ankara yerleşmesinden sonra ilk işimiz mezarlık ziyareti. Arabamıza atladık, Karşıyaka Mezarlığı’na gidiyoruz. Eskişehir yolundan Gimat’a doğru saptık. Gimat’ı geçtik, yanımızda bir araba.. Arabanın direksiyonunda, başında külah, sevimli bir adam; hararetle bize el sallıyor. Tanımıyorum ama selamına yanıt veriyorum. Öne geçiyor; önümüzde camdam elini çıkarıp el sallıyor. Yanıt veriyorum. Yanımda karım, arka koltukta oğlum.. Karım, “nereden tanıyorsun?” diyor. “Tanıyamadım ama insanlar değişiyor, o beni tanıyor herhalde” diyorum. Araba yavaşlıyor; sonra yanyana yol almaya başlıyoruz. Sağ taraftaki camı açıyor; “abi merhaba, seni gördüğüme çok sevindim, sağa yaklaşsana..” Sağa yaklaşıp duruyorum. Önüme geçip duruyor. Arabasından inip bizim arabanın yanına geliyor. “Merhaba abi, beni tanıdın mı?” Yanıt vermeden devam ediyor, “ben Mahmut. Arabayı Doğuş Oto’dan aldın, değil mi?” “Evet.”  İçimden konuşuyorum, “ne olacaktı yani.. Araba Wolkswagen Passat. Bayii Doğuş Oto. Tabii ki oradan aldım.” Konuşmasına devam ediyor: “Sen arabayı alırken ben de babama araba alıyordum, seni oradan tanıyorum. Nasılsın? Maşallah iyi görüyorum.” Bu araba karım, “Hikmet, ikindi namazından önce gidelim” diyor. Bizimki devam ediyor, “Hikmet abi, seni ben çok sevmiştim. Şimdi görünce dayanamadım, yolunu kestim. Kusura bakma.”   Telefon rehberimde “Mahmut” diye bir isim var. Günlerdir düşünüyorum, kim bu diye. Şimdi çözdüm. “Hikmet abi, ne yapıyorsun?” “Mahmut’cuğum, emeklilik işte, ne yapayım.. Günümüzü geçirmeye çalışıyoruz. Sen ne yapıyorsun?” “Ne yapayım Hikmet abi, müteahhitliğe devam ediyorum. Şimdi Rize’ye dönüyorum. Uçağım dört saat sonra. Abicim, seni gördüm ya, nasıl mutluyum bilemezsin.. Hikmet abi, arabadan bir insene.” “Ne olacak Mahmut?” “Abi, arabada anzer balım var. Şimdi uçağa almazlar. Seni görmem iyi oldu, sana hediyem olsun.” “Mahmut, evde bal var, sağol.” “Hikmet abi, bu anzer balı. Hem hediye..” “Mahmut’cum ihtiyacım yok. Sağol. Başka birine ver.” “Abi, hediye diyorum, bi gelsene..” Bu arada Deniz, “hadi gidelim, adamı gözüm tutmadı” diyor yavaşça. Deniz’e çıkışıyorum, “ adam iyi niyetli.” DINNNNN.. O anda kafamda yıldızlar, şimşekler çakıyor. Zaman hızla geri sarıyor.

Sırf Bekir Coşkun’u okumak için bir zamanlar Cumhuriyet’in dışında Hürriyet’i de alıyordum. Neyse, burafı teferruat.. Yanlış hatırlamıyorsam Hürriyet’te yazmıştı. Cumhuriyet’te de olabilir. Bekir Coşkun’un yazısının başlığı, “Bu Ülkeye Başbakan Olacak Adamı Buldum..”du, ya da buna benzer. Çok zaman oldu. O yazısında, uyanık birinin, Bekir Coşkun’a yaptığı bal satışı ve onun güzel anlatımı aklıma geldi. Arabadan inmedim. Mahmut çok sinirlendi. “İyilik de yaramıyor” deyip, arabanın camına kuvvetlice vurarak uzaklaştı. Deniz, “bekleyelim, uzaklaşsın” dedi. Biraz bekledikten sonra hareket ettik. Bir kilometre kadar ilerlemiştik ki, yolun sağında Mahmut’un arabasını gördük. Bir adamın koluna girmiş, kendi arabasına doğru götürüyordu. Gülerek izledik. Deniz beni tebrik etti. “Nasıl oldu da sen bu tuzağa düşmedin” dedi. Karım, bu konularda beni çok saf bulur, dalga geçer. Haksız da değil. “Bekir Coşkun sayesinde oldu” dedim. Bekir Coşkun’un o yazısını hatırlattım. Deniz de yazıyı hatırladı; gülmeye başladık. Güncelliği hala devam eden bir yazı, ne güzel.. Sen çok yaşa Bekir Coşkun..
Olaydan iki gün sonra, Mülkiyeliler Birliği’nde mülakideyiz. Mülaki ne, diyeceksiniz. Biz, yarım asırlık bir arkadaş grubu, her Perşembe, Mülkiyeliler Birliği’nde akşam toplanır, yer içer, sohbet ederiz. Siyaset, tarih, spor konuşuruz. Biraz da magazin.. Onsekiz ondokuz yaşında arkadaş olmuşuz; şimdi yetmiş yaşındayız. Ama öyle bir sohbet olur ki, yaşımızı unutur, yirmili yaşlarımıza döneriz. Sık sık görüştüğümüz için birbirimizi de ihtiyarlatmayız. Bu ne demek diyeceksiniz. Bir keresinde, sekiz on senedir görmediğimiz bir arkadaşımız mülakiye katılmıştı da, bizlerin ona bakışından anladı. “Ne yani, siz bir ihtiyar görüyorsunuz. Ben onbeş ihtiyar görüyorum” diyerek gerçekleri yüzümüze vurmuştu.
Neyse, balcıdan iki gün sonra demiştim ya, mülakide başımdan geçen olayı anlattım. Meğer balcı meşhurmuş. Mülakideki üç arkadaş da bu balcıyla karşılaşmış. İkisi itiraf etti; “ufak meblağlar” dediler. Neyse.. Diğeri, uyandığını ve zararsız atlattığını söyledi ama ufak bir zayiatı olduğundan şüphelendik. Hepsi birden, “sen ne kadar kaptırdın?” diye ağızları kulaklarında bana döndüler. Ben şöyle bir doğruldum; “Bekir Coşkun’un sayesinde kaptırmadım” dedim.
Bir kere daha, sen çok yaşa Bekir Coşkun..


Hikmet Çiner

20 Temmuz 2011 Çarşamba

GELENEKLERİMİZ - 1



BİR İZMİR GELENEĞİ
Cuma günleri genelde camilerin etrafında yada haftanın herhangi bir günü evinizin önünde veya sokağınızın köşesinde, güzellikle yadedilmesini istediğiniz vefat etmiş bir yakınınız için veya adak niyetiyle lokma döktürüp dağıtmak İzmirin bir geleneği.
Son seyahatimde misafir olduğum evin sokağında bu tabloyla karşılaştım. İzin alıp fotoğraf çektim.
Lokmacılar lokmayı kızartırken sokak sakinleri ''Allah kabul etsin'' dileklerini ileterek, ellerinde kapları bekliyorlar. Birazdan kızartma ve şıralama bitecek.. Kaplara doldurulan hafif ılıklaşmış lokmalar eve götürülüp hane halkı ile birlikte taze taze yenilecek. Bende bunu yaptım. Tabiiki lokma döktüreni hayırla yadedip, Allah niyetini kabul etsin diyerek.
Mehmet Mustafa Kırali

GELENEKLERİMİZ - 4

Sevgili Tuncer,
Geçenlerde annem beni aradı.
Ana yüreği işte, ben ihmal etsem bile sesimi duyup, sağlıklı olduğumu
Öğrenmek için arar,  mutlu olur.
En büyük ablamızı  trafik kazası neticesi kaybedince, ona nasıl duyuracağımızı şaşımış,
kardiyalog yeğenim Timur Selçuk’un Ankara’dan gelmesini beklemiş,
hiçbirimiz ona görünememiştik.
Timur gelip, ona yavaş yavaş anlattıktan sonra ortaya çıkmıştık.
Bizleri görünce ‘’Siz artık ölmeyin, çocuklarım ‘’ diye ağlamıştı
Bir asra yaklaştı ömrü.
Allah ona  sağlıklı ömür versin, başımızda olsun.
Balıkesirde şu nda.
Balıkesirli olmadığı için şahit olduğu bir  tören çok hoşuna gitmiş bana  telefonda anlatmıştı...
‘’ Bugün bizim mahallede lokma kaynatılıyor’’
‘’Bu adet hayır için yapılırmış, isteyen katılırmış,
gelen geçen herkese ikram edilirmiş, biz de bu hayra katılacağız’’ demişti
Çok güzel ve değişik bir adet.
Halkımızın gani gönlünü ne güzel anlatan bir adet.
‘’Dünya ölse, Türk ölmez’’ bu güzel adetlerle
Sevgi ve selamlarımla,
Kutlu

29 Nisan 2011 Cuma

MÜLKİYE(Vatan) MARŞI ve HİKAYESİ

Sağol Reis..
iyi oldu bu şarkı..(maziyi nasıl taşlar yazmışsa denizler)
Pek severim.. bu şarkıyı..(1)
Daha önce degerli hocama (İF) sormuştum.. Bu şarkının bestecisi Nihal Erkutun Eşide bestecimi..? diye..
Nihal Hanımın eşi de büyük besteci degilmi..?
Bu şarkıyı belkide hanfendi eşi için yazmıştır.. geç dönemde..
Ne dersin..Reis..?

Sevgiler Saygılar Selamlar
Mekan.. 9.8.2008

Şarkıyı dinlemek için playerı çalıştırın.


Sevgili Mekan,
Fatma Nihal Erkutun önemli bir kadın bestecilerimiz; kendisi hakkında topladığım kısa malumatı aşağıya aktarıyorum.
Bestekarımızın ilginç bir özelliği de Mülkiye Marşı ile olan bağlantısıdır. Bu marşın bestekarı ağabeyi Musa Süreyya Bey dir. Güftesi eski bir hariciye mensubu Cemal Edhem'e(Yeşil) ait olan bu marş Vatan Marşı olarak da bilinir.
Bestekar Nihal Erkutun 1906-1989 yılları arasında yaşamış ve birçok ünlü eser bırakmıştır. Piyano eğitimi almış ve İstanbul Radyosu'nda şarkılar söylemiştir. daha sonra Ankara Radyosu'da piyanist olarak çalışmıştır. Tanbur da çalmış ve 30'dan fazla beste yapmıştır.
Mülkiye Marşı'nin güfte yazarı Mülkiye 1921 mezunu Cemal Edhem (Yeşil) Bey, 1918'de kaleme aldığı bu şiir için, o zamanki duygu ve düşüncelerini yıllar sonra şöyle anlatmıştır:

"... Bunu şimdi ifade edebilmek çok zor. Aradan elli yıla yakın zaman geçti. O zamanın havasına girmeyi denemek, yirmi yaşından önce alınmış bir soluğu elli yıl ciğerlerinde tutup yetmişine yakın vermeyi düşünmek gibi birşey olur. Yine de şu kadarını söyleyeyim: Mülkiye'nin 1918'de yeniden açılışı, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki Mütareke Yılları'nın ilk günlerine rastlar. Okul'a girdiğimizin altıncı ayına doğru yazdığım bu şiire, o kara günlerin gittikçe artarak yüreklerimizde yer eden acısı ve acılığı ister istemez sinecekti.

Güftenin o zaman için aşırı iyimser görünüşünü de delikanlılık çağını yenilgiye karşı direnme gücüne ve aydınlık bir geleceğe özlem duygusuna verebiliriz."

Kuşatılmıs, hırpalayıcı, horlayıcı günlerin yarattığı öfkeyle, taş gibi sessizleşmek yerine duyarlılaşan gençliğin başka bir dünya kurmaya hazır olduğunu dile getiren, coşku ve soyluluk ifadesi bu şiir, daha sonra değerli besteci Musa Süreyya Bey tarafından bestelenmiştir.
Musa Süreyya Beyin değerli kardeşi Nihal Erkutun, Mülkiye Marşı'nın bestelendiği geceyi şöyle anlatmaktadır :

"Gayet iyi hatırlıyorum. Mütareke yıllarında bir gece, bir dostumuzun evinde ailece toplandığımız sırada, Marş'ın güftesini getirdiler.
Ağabeyim, güfteyi okuyunca, çok duygulandı. Hemen kalktı; orada bulunan piyanonun başına geçip bu Marş'ı o gece besteledi..


 Hikaye böyle sevgili Mekan  Selam ve sevgiler   
 Mustafa Kırali   9.8.2008


MÜLKİYE MARŞI (Sözler)
Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz,
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Gül ki sen, neş'enle gülsün ay, güneş, toprak, deniz.
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Bir güneştin bir zamanlar, aya kadar kaldındı dün,
Dün bir ay'dın, sislenen boşlukta yıldızsın bu gün;
Benzin uçmuş bak, ne rüya'dır, bu akşam gördügün?
Ey Vatan gözyaşlarin dinsin, yetiştik çünkü biz.
Beklesin Türkoğlu'nun azminde kuvvet bulmayan,
Sel durur, yangın söner elbette bir gün Ey Vatan
Süslenir, oynar yarin, dün ağlayıp matem tutan
Ey Vatan gözyaşlarin dinsin, yetiştik çünkü biz.
Beste: Musa Süreyya Bey, 
Güfte: Cemal Edhem(Yeşil)







BİR KATKI
Marşın bestelenmesine ilişkin olarak şimdiye kadar üzerinde durulmayan bir ayrıntı var.

Nihal Erkutun, marşın bestelendiği geceyi anlatırken "Gayet iyi hatırlıyorum. Mütareke yıllarında bir gece, bir dostumuzun evinde ailece toplandığımız sırada, Marş'ın güftesini getirdiler.' der. Kimlerin getirdiğini açıklamaz.

Cemal Edhem Yeşil'in sınıf arkadaşı Süleyman Cevdet Dülger öğrencilik hayatına dair hatıralarını anlatırken şunları yazmıştır:

'Cemal Yeşil arkadaşımın yazdığı 'Mülkiye Marşı'nı Yüksek Muallim Mektebi Mûsiki Muallimi olan Musa Süreyya Bey'e ben besteletdim ve 1919'da Mekteb'e götürerek birkaç sınıf arkadaşımla birlikde öğrendik ve sonra diğer arkadaşlara öğretdik. Bu suretle 'Mülkiye Marşı' meydana geldi.' Öyle anlaşılıyor ki o gece güfteyi Musa Süreyya Bey'in bulunduğu eve götüren kişi ya da kişilerden birisi, mezun olduktan sonra Cemaleddin Mazhar ve Cemal Edhem Yeşil ile birlikte İnebolu üzerinden Ankara'ya gidip Milli Mücadele'ye katılan, bilahare Dahiliye ve Hariciye bakanlıklarında çeşitli görevlerde bulunan Süleyman Cevdet Dülger'dir.(Kaynak: Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, Cilt IV, Sayfa 1703.)

iHSAN FEYZİBEYOĞLU

4 Temmuz 2010 Pazar

Tavas Zeybeği -- Kerimoğlu Zeybeği

Tavas Zeybeği ( Tıkla Dinle )

Kerimoğlu Zeybeği (Tıkla Dinle)

Pisili Kerimoğlu -7

Çok teşekkür ederim, Mekan Efem,
İltifatlarınız karşısında son derece mahcup oldum.
Efendim,
Sabah oldu muydu bizim o eski Osmanlı evinin taa en alt bahçedeki
ana kapısının kol demiri  yuvasından çıkarılır, tabancadan  bir misli büyük demir
anahtarıyla kilidi açılırdı. Ceviz   kapının  dışarda  anahtar şeklinde
bir açacağı vardı, o anahtarı  sola    çeviren mandalı açar eve girer gelirdi.
Koca kapının  sövesinin üstünde bir çan asılıydı, kapı açılınca
çan sesi en üst katlardan dahi işitilir bir gelen olduğu anlaşılırdı.
İşte bu gelip gidenler arasındaki yaşlı - köylü teyzeler "ama"ya  "emme", hatta
"helemme" bile derlerdi evet. Bu sözü babam "amma velakin" olarak söylerdi.
Hepsi de doğrudur.
Söz sözü açıyor; Tire'de  Ramazan davulcuları davulu belli bir tempoda çalarlar
ve  belli bir müzikle mani okurlar;
İşte onlardan bir tane:
 
"Yenicami direk ister,
Söylemeye de yürek ister,
Benim karnım tok helemme,
Arkadaşım da börek ister."
 
Buradaki "helemme" yi "ama " ile değiştirdiklerinde
hece sayısını " Benim karnım toktur amma" da olduğu gibi
dir dır eki ile denk getirmişler. 
 
Zeybek havaları içinde, çocukluğumuzdan beri
kulağımızdan silinmeyen  "İzmir'in kavakları dökülür yaprakları"nın yeri çok özel olsa da
" Gar mı yağıp ba, Yarengüme'nin dağına efem? var ya
O, bu dizedeki diyalekti ile çok hoşuma gidiyor. 
 Çünkü, Ege  dağ köylerinin saf değişmemiş yerel ağzı ile;
" Yarengüme'nin dağına durmaksızın kar mı yağmakta?" diyor.
 O dağına dese de , ben nedense b u sözü "Yarengümenin  başına"
olarak algılıyorum.
Burada ki  " ba" ; ki bu sözcük  " bakı"  olarak ta kullanılır: " bakıyor" un kısaltılmışı,
devam ediyor, durmaksızın yağıyor anlamında kullanılıyor.
Benzer şekilde bir de "duru= durur", "durupdurur "  kullanırız
  " Filanca, hasta, yatıp batı=yatıp duru=  yatıp durur"
Bir de "gelip gelii" vardır . Karşıdan geldiği görülen kişi;" gelip gelii" dir.
Bu zeybek te de;
" gar mı yağıp ba" derken  ayni şekilde; " o dağın başına  şu anda karmı yağıp durur ?" diyor.
 Şimdilerde bu derece yerel bir diyalekti kazalarda yaşayan gençler bile konuşmayabilirler,
ancak köylerde ,dağ köylerinde bilinir zannediyorum.
Anlatım biraz karışık oldu, malum bizim diyalek yabancı dil gibidir. Muğla- Bodrum yöresi
turizme açılınca dilimiz de yaygınlaştı.
Ben oralardan ayrılalı çok  oldu, Muğla'lı Aydın'lı, İzmir 'li efelerimiz bilirler doğrusunu. 
 
Yaren Güme' ye gelince, nasıl Bursa Uludag'a yaslanırsa Bizim  Tire de,
güneyinden Güme Dağına yaslanır. Aydın'la  aramızda Güme dağı bulunur.
Yarangüme  bu dağın köylerinden birisi olacaktı gibi geliyor bana.
 Yarangüme, çocukluğumdan aklımda kalmış bir  yer adı sanki.
 
Yazdığım marul banması, sadece bir sos.
Balla sarımsakın birlikte yenmesi, bal- sirke; sirkencubin
benzeri , pekmez ve sirke  karışımı olan marul banması sosunu  aklıma getirince
yazıverdim.
Marul zamanında marul banması hafif bir tatlı olarak yenir.
Ayrıca göbekli marulun üst yapraklarından kıymalı marul yemeği de
yapılır, bizim marullar acımsı olmaz, yemeği de hafifçe  mayhoş olur,
hatta bu  kıymalı marul, kıymalı enginar dolmasının altına da döşenir.
Şimdi, Tire'de bahçeler apartman oldu.
Bir zamanlar marulları  o kadar güzel olurmuş ki,çevre illerden
Tire'ye araçlarla marul yemeye gelirlermiş.
 
Aklıma gelmişken; hazır, gızanla, iki üç kişi tek sıra dizilip oynar gibi yapmeye
bırakdınız, güpgüzel  daire olup, yüzyüze oynep durusunuz ne güzel.
Gızla da , o gıda, sallanmayı  vesile, gırıtıp  durmısıla pek eyi olcek emme,
ne bilem ya , siz biliisiniz, siz nasıl deeseniz öle osun gari.
Hocıların sözünün üstüne söz mü gonu heç.
Siz benim kusuruma bakmeyı verin ehtiyarlığıma veri verin gari.
Kalın sağlıcakla,
 
Güzel sözleriniz için tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı ve selamlarımla,
semra
 
   
 
 
 
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -6

Size  ve Tüm  Egelilere
egenin güzel bir köşesinden
Günaydın deyip, selam ve saygılarımı arzediyorum Hanfendi..
 
yine bilgi ve görgünüzle bizi irşad ettiniz
valla müsaade ederseniz..
Nazımın osmanlıca şiir kitabını bulup bunu türkçeye çeviren
klasik türk müsikisi konusunda derin bilgisi yanında..
yöre müzigi konusunda engin bilgiye sahip..
yöresinin giyiminden mutfagına.. Bu arada sayenizde yöresel bir yemegin yapılışını ve adını da ögrendik..) 
yöre agzından 
 
(Yöre  agzını unutmamışınız..
çok güzel bence..)
(acaba dediginiz gibi "amma velelakin" mi yoksa "emme velakin mi?
Yörük ali konuşmalarında en sık ettigi laf "emme velakin"miş   )
 
dügün töresine
tarihinden.. geçmişinden
cografyasına kadar
tüm folklorik yapısına hakim
zarif arkadaşım
eger  izin verirseniz ..
şahsınıza..
bu konudaki hayranlıgımızıda arzedecegim..
 
Aslında mektepliler degil
siz haklısınız..
(kaynak kişi gösterilen çook yaşlı hanımlardan derlenen hanım zeybeklerinde
fazla salınma ve sallanma yoktur..)
 
ancak
işi biraz ruhuyla özüyle
yorumlar isek..
Yani..
hanımlarımızın kadın oldugunu
onların oyunla birlikte kendi marifet ve endamlarınıda yansıtmalarının çok dogal oldugunu..
Keza..
Halk oyunlarında kareografik  sunum amacınında ön planda bulundugunu 
gözönüne alınır ise..
kadın zeybeklerini  biraz  stilize edilmesi uygun karşılanabilir..
 
sizinde çok iyi bildiginiz gibi..
Zeybek oyunları.. 
Genelde..
şahsın kendi vekarını
kendi karakterini 
kendini tanımlama figürlerinden oluşur.
kaynagı paganik dönemlerdeki törenlerin
ritüellerine dayanır..
 
zeybek
Kafkas oyunlarındaki gibi dam-kavalye tarzında..
ya da
halay vehoron  oyunlarındaki gibi  
uyum ve tek sesliligin hakim oldugu
bireyselligin degil
birlikteligin hakim oldugu oyun tarzına pek benzemez..
 
Dolayısıyla zeybek oyunun üstüne yakılan
türkülerde
genelde..
halkın  degerlerine (mertlik cesaret adalet dürüstlük zorbalıga haksızlıga karşı durma)
sahip yigit insanlar  anlatılar..
İlk mısralar genelde Mahal belli edilir..
veya asıl merama kafiye hazırlıgıdır..
İzmirin Kavakları
dökülür yapraklar.."
 
"Çökertmeden çıktım da halilim"
"Öfff  Ülen  de üf ülen
Karadagların sandalı da sandalı"
"yerkesigi ile şu pisinin arası.."
 
"garmı yapa Yare göme'nİn (denizlide bir köy ) dagına"
 
Harmandalı efem geliyor (harmandalı =izmirin bir bölgesi)
 
Alıdaverin barutumu saçmamı
üçgün oldu şu Mugladan kaçmamı(a)
gibi
sonra
Tanımlanan bahadıra gelir sıra..
Cepkenimin kolları
parıldıyor pulları..
Yörük Ali geliyor..
Açılsın Aydın yolları."
 
Halkımız
Zalimler tarafından vurulanı kollar
vurulmayanıda takdir eder
"Kamalı da Zeybek vurulmuuş..
Çakıcıya sözüüm yok.."
 
"Yassıl daglar yassıl..
"Osman Efem de geliyor.. vay vay..
Yigitler köküyle namlanır.. ve
namıyla ya da halkın verdigi lakapla anılır..
anılır halk kültüğründe
 
Sepetçoglu..
Kiziroglu
Kadıoglu..
İnceoglu..
Kerimoglu..
Yörük Ali..
Kurdoglu..
 
eger üstüne henüz türkü yakılmamış ise..
yöreleriyle belirlenir..
 
Bozdogan zeybegi.."
Aydın Zeybegi..
Ataköy Zeybegi (Özdereden İzmire geçerken yanından geçilir.. pek güzel bir köydür.. zeybegide pek güzeldir..
Bozdogan Efesi Halil Apaydın Hocam da pek güzel oynar bu ataköy zeybegini..)
Manisa, serenler, mugla, kütahya uşak, çanakkale
tavas zeybegi gibi..
Anadolunun dagşlarından dogar büyür büyür
İzmirde bilurlaşır asıl şeklini aşlır bu zeybekler..
Bir kordonboyu zeybegi yürekler titretir..
Bir koca arap izmir zeybeklerince bir başka güzellikte oynanır.. (Hadi gari Akın Efem   koca arap çalıyor..)
 
Büyük bir kültürün bir ürünü olmak pek güzel birşey..
Öyle degil mi..Hanfendi..
Ne dersiniz..?
 
Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
mekan DEMİRKAYA
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -5

Mekan Kardes,

Sağ olsun, var olsun;  adimizi anmış,
Zeybek konusunda bizim bildiğimiz gördüğümüz
doğaçlamalardan ibarettir .
Zeybeğin mektepli hocalarına  biz Ege'liller,
her ne kadar, bazen haddimizi aşıp;" zeybek öyle mi oynanı,  gı,
 gızlara nası oynadıp durusunuz öle!" deme cüreti göstersek,
onlar da  nezaket gösterip bize hiç ses etmeseler de,
bu işin mektebine gidenlerin  teorik bilgileri bizden çok fazladır.
 Amma velakin (daha önce kim bilir kaç kez yazmış olabileceğim,
pek sevdiğim,  ilkbahar- yaz öğle yemeği üzerine fena gitmeyen
 bir sos tarifi ile bu sohbete katkıda bulunup 
ağızlara biraz  datlı, biraz sirkeli bir tat sunabilirim.
Buyrun :
Marul Banması:
Bir aile sofrası için yeteri kadar göbekli marul yıkanıp
hazırlanıp, buz gibi pırıl pırıl kalaylı bir siniye ya da herhangi bir tepsiye konur.
Banma (sos):
Çukurca bir kaba, gün balı Ya da pekmez konur,( tabii günbalı bulunmaz siz pekmezle idare edin.)
 bu pekmeze  damak tadınıza uyacak ölçüde sirke, isterseniz çok az tuz.
(Ben tuz koymuyorum tadı değişmiyor.) eklenir.
Bir güzel karıştırılır. Göbek marul yaprakları koparılıp, katlanıp
bu   sosa batırılır yenir.
Eh, yin  gari bakalım afiyet olsun.
  Küçük bir not: Eski bitkisel şifa kitaplarında sirke- bal karışımın adına
sirke-bal anlamında; "sirkencubin"/ "sirkencebin" derler bilirsiniz.
Afiyette osun gari gızanla, yin bakan, ne deverem gari ben size?
Hoşçakalın.
semra
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -4

Teşekkürler Kutlu Hanım, sandalye ile sandal ağacı arasındaki ilişkiyi ilk keşfetmiş olmak duygusuna soğan doğradınız.
K.Turan


Merhaba Kerim Turan..
 
Bozma moralini Sevgili Dostum ..
ben senin çook eski arkadaşınım
keşfinin etkileri elan devam ediyor..
üstünde bende kafa yoruyorum
Kutlu Hanfendi senin bu sandal-ye ile sandal agacı
hatta Çökertmeden selametle çıkan bitez kıyılarına varmadan kopan kıyamet nedeniyle
seferi yarım kalan halilimin sandalı arasındaki
keşfettigin muazzam ilişkiyi  biraz hafife almış olabilir..
ama dedimya ben senin bu tür keşiflerine alışkın ardaşınım..
1970lerde çıgırda sabahın köründe..ki
muazzam keşfini hiç unutmadım..
hanii..
kahvaltıda..
bal ile sarmısagı karıştırıp
harika bir alaşım  
elde ettigin ve metalürji alanında devrim sayılacak..
gürbüz çocukların üretimesinde toplam kaliteyi artıracak
keşfin ..
hani..
makul mantıuklı ve yeterli beslenme ana bilim dalında çıgırda açtıgın çıgır..
hani..
bu alaşımı afiyetle götürürken
ve bu açtıgın çıgır sayesinde çıgırın sahibininin dudagındaki sigarayı gömlegine..  
kuzey vargın saçlı garsonunun  dik saçlarını gözüne düşüren..
çevredekilerin. .
Sipariş vermeden hemen önce
"Tadı Nasıl  kerim iyi bir şey mi ..?"
sözleriyle sana olan hayranlıklarını (Daha dogrusu bilime duydukları hayranlıklarını )
dile getirdikleri
dehşet keşfinden bahsediyorum. . 
 
Bozma moralini kerim turan..
 
 
NOT..
bu arada Sevgili Reisin gönderdigi..
Kerimoglunun 10 yakın versiyonu bulundugunu bilirsin..
bebde..
Aydın  mugla Denizli  İzmir ve bodrum versiyonları var..
popüler olanı..
Tolga kardeşimizin söyledigi.. yigitlik saçan.. İzmir versiyonudur. .
Ammaa.
Muglanın asalet fışkıran kerimoglu zeybegide bir başka oluyor..
Ben bilgisayarıma kaydettigim diskten bu türküyü ayırıp gruba göndermenin teknik yolunu bilmiyorum..
bu işler senin işlerin oldugu için ayrıca müziklge olan ilgin nedeniyle
senden yardım
Müziki üstadımız Kıralı Başkandan da takviye destek istedik.. 
 
 Sana Kiraliye Akın biladerime..
Kerimoglu ve zeybek konusunda gösterdikleri ilgi için çok teşekkürler..
Kaptan Hürol , Semra Hanım Aydın esen Neptün Kolat  cenani yalkın Kaya ugur gibi daha bir nice..
haso egeli (Tabiki Sakallı Ayhan hariç )  
dostlarımın katkılarınıda ayrıca bekliyoruz..
 
Tüm dostlara..
Sevgi..Saygı ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA

Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -3

Efeler çıkmışsa meydane,

Susmak yakışır bizlere...

Efe oyununu oynarken,

Ortaya çıkmak kimin haddine?

Susa kaldık, Ödemişli Kerimoğlu Efe,

Koyduk Sandal  Ağacını  muhabbete.

 

Gugıl, mugıl demez kendi kütüphaneme bakarım.

Tuğrul Mataracı’nın ‘’Ağaçlar’’ diye bir kitabı var bende

Tema Yayını.

56. sayfasında,  Sandal  Ağacının odununun bi işe yaramadığından  bahisle,

Yakacak olarak kullanıldığını söyler.

Doğal egzotik bu ağaç türünün hemen hemen yok edilme tehlikesi ile kaşılaştığından

bahseder.

Ancak bu çok kıymetli çalı türü ağaç,

Tütsü yapımında kullanıldığından ve diğer tıbbi faydaları nedeni ile olsa gerek

yetiştirilirmiş ...

Vs. vs.

Selamlar, sevgiler

Kutlu

Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -2

Geçen Gün Kerim Turan 'nın yazlığına misafir olduk.

Kerim daha içeri girerken :

-Eh . Bir kerimoğlu oynarız gari dedi.

Rakı ve balığı fazla kaçırıp çene çalmaya dalınca

bizim Kerimle beraber oynayacağımız zeybek kaynadı gitti.

 

Verdiğin bilgler için teşekkürler sevgili Mekan

Bu arada Sandal ağacı tuhaf bir ağaçtır.

Kabuğu soyulmuş gibi çıplak bir ağaç.

Sana onun fotoğrafını ilk dağa gittiğimde çekip göndereceğim.

 

Akın.

Blogged with the Flock Browser