mülkiye hatıraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mülkiye hatıraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2015 Pazartesi

Bir Anı- Yıkarız Konakları



Çocukluğumuzda lüks olarak kabul edilen radyolu yıllarımızın sonunda, Amerika'da, Avrupa'da modası geçmiş renksiz televizyon teknolojisini bizim gibi az gelişmiş ülkelere kakaladılar gelişmiş ülkeler.
  Sonra, emperyalistler yeterli kârı elde etmiş olduklarına inanmış  olmalılar ki, o teknolojinin hepsi, doğru çöpe, bu defa bize renkli televizyon teknolojisini sattılar. Kârlarına kâr eklediler.
Biz de milletçe, büyük bir memnuniyetle renkli televizyonun keyfini sürmeye başladık, hiç şikayet etmeksizin.
İşte o yıllarda birgün, İstanbul'da  Bostancı'da babamın evindeyiz
Akşam yemeğimizi yemiş, mutfağı toparlamış, her akşam yemeği sonrası çay içme alışkanlığımız doğrultusunda çayımız demlemiş bir yandan sohbet edip çayımızı yudumlarken bir yandan da televizyon seyretmekteyiz.
Birden annemin heyecanlandığını farkettim.
"Aaaa! Bunlar benim çocukluğumda Bolu'da Gü....'lerin konağını basan adamların giydiği kıyafetler"
Televizyona dönüp bakıyorum. Ekranda Aydın efeleri, harmandalı oynuyorlar.
Annem tahminen 6 yaşında. Yıl 1920. Kurtuluş savaşına karşı, Bolu 'da isyanı patlak vermiş. Kuvvacılar isyanları bastırıyor. Padişah yanlısı  zengin ailelerin konaklarını başlarına yıkıyorlar
Annem o konağın sahibinin küçük kızı ile yaşıt ve arkadaşı.
Gü....'ler, daha mütevazi komşu bir aile olan  annemin baba evine sığnıyorlar, çoluk çocuk.
Annem Bolu'lu olduğu için çocukken Bolu'ya giderdik, anneanneme.
1960 lı yıllarda o konak hâlâ duruyordu. Annemlerin baba evi de...
"Bize de derler Çakıcı,
Yar fidan boylum
Yıkarız konakları"
KUTLU

7 Haziran 2012 Perşembe

CİDE VE VİZONTELE

CİDE VE VİZONTELE

Yıllar önce Mustafa Erdoğan’ın Vizontele filmini izlediğim zaman çok heyecanlanmıştım.Çünkü bunun gerçeğini ben Cide Kaymakamlığında yaşamıştım.

1973 Ekim ayında askerliğimin bitmesi nedeniyle Ankara’ya dönmüştüm..İki gün sonra İçişleri Bakanlığı’na uğradığımda tayinimin Kastamonu Cide Kaymakamlığı’na çıktığını öğrendim.Cide Kastamonu’nun deniz kıyısında 3500 nüfuslu şirin bir ilçesi idi.15 ekimde göreve başlamak üzere Karabük,Bartın,Amasra,ve Kurucaşile üzerinden otobüs ve minibüs aktarmasıyla Ankara’dan 6 saatte Cide’ye gelebildim.Yol oldukça bozuk ve virajlı idi.O yıllarda Kastamonu üzerinden Cide’ye gelmek daha da zordu.Cide’yi görür görmez çok sevdim.Arkasında Gebeoğlu tepesi(950 mt) ve ormanlar,önünde 11 km uzunluğunda sahiliyle Karadeniz vardı.Girintili çıkıntılı sahillerinde bir çok koy yer almaktaydı..Gideros koyu bunların en meşhuru idi.Vaktiyle Cenevizliler, Karadeniz de ticaret yaparlarken bu koyu liman olarak kullanırlarmış.Benim için Cide doğal güzellikleriyle Mavi ve yeşilin birleştiği yerdi.

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra memur,öğretmen ve ve esnaflarla kaynaştım.Adliyeciler, başta savcı Mehmet Kılıç ve Hakim Mustafa Aydın olmak üzere uyumlu ve aydın insanlardı.Orman İşletme Müdürü İbrahim Tekinok,Doktor Yaşar Tan,Veteriner Ferhat Şenel gibi değerli arkadaşlarla çalışıyorduk.Belediye Başkanımız Memduh İmer Galatasaray Lisesi mezunu çok efendi bir büyüğümüzdü.Babadan oğula 40 yıldır belediye başkanlıkları devam ediyordu.Cide halkı da çok cana yakındı.Bütün bu olumlu yanlarına rağmen Cide ve köylerinde imkansızlıklar çok fazlaydı.Henüz İnebolu’ya bağlanacak sahil yolu açılmamıştı.Karayolları çalışmaları devam ediyordu.100 e yakın köyün büyük bir kısmının ilçeyle bağlantısı yoktu.Hastalar ve doğum yapacak hanımlar ilçeye sal tabir edilen sırtta taşınan araçlarla getiriliyordu.Köylerimiz yol,okul ve su  yönünden çok fakirdi.

Çok şaşırmıştım.Çünkü askerliğimi yaptığım Siirt ve Diyarbakır’ın yolları ve alt yapısı  çok daha iyi idi.Kastamonu ve Cide o yıllarda doğudan geri bir görünümdeydi.
Bu koşullarda göreve başladıktan sonra yaptığım ilk iş,Cide’nin köy yolu,okul,su envanterini çıkarmak oldu.Kısa sürede tanıştığım Karayolları Bölge Müdürü Murat Yenigün,Köy Hizmetleri Müdürü ve İl müdürleri ile uyumlu bir çalışma ortamı oluşturmuştuk.Hepimizi ilçenin alt yapısını nasıl tamamlarız heyecanı sarmıştı.Akşamları orman lokalinde yada TÖB-DER lokalinde sık sık toplanır, çalışmaları değerlendirirdik.Yanılmıyorsam 1974 yılının ekim ayıydı ,gazetede bir haber okumuştuk.Tek kanallı TRT Televizyonun siyah beyaz yayını Ankara,İstanbul,İzmir gibi büyük illerin dışında yoktu.Yayınlar da akşamları 18 den sonra başlardı.Cumartesi,pazarları öğleden sonra da verirlerdi.Haberde Manisa Belediye’sinin bir firmaya Manisa Sipil dağına yansıtıcı kurdurduğunu,TRT yayınlarını almaya başladıklarını,ancak TRT nin  müdahele ederek söktürmek istediğini,halkın bu durum karşısında Manisa’da yürüyüş yaptığını anlatıyordu.Ancak daha sonra yargıya başvuran Manisa’lılar bu izni almıştı.

O günlerde Cide sahillerine de ara sıra TRT yayınları yansıyordu.Bu durumu da Cide’nin Almancı vatandaşlarının yanlarında getirdiği televizyonlardan öğreniyorduk.İlçede 3-5 televizyon vardı.Onlarda daha çok Bulgar ve Romen yayınlarını izliyorlardı.Lokalde bulunan memur arkadaşlar ,”Kaymakam bey bu işe sen bir el at.İmkanı varsa Cide’ye de yansıtıcı kuralım,bunu halledersen sen halledersin” dediler.Bende yansıtıcı işini görev edinerek Manisa Vali yardımcısı arkadaşları aradım.Onlardan yansıtıcı kuran arkadaşın adını,adresini ve telefonlarını aldım.Bursa Gemlik’te Necati adında bir elektronikçi yansıtıcıyı kurmuştu.Telefonla Gemlikteki dükkanında Necati beyi aradım.Telefona çıkan arkadaş Necati beyin Karacabey’de yansıtıcı kurma çalışmaları yaptığını gelir gelmez aratacağını söyledi.2 gün sonra da Necati bey Kaymakamlığı aradı.Telefonla yaptığımız görüşmede “Cide’nin öncelikle sinyal alıp almadığını tespit etmemiz gerekir”,dedi.”Zonguldak’ta TRT’nin yeni vericisinin kurulduğunu,Bartın’la da tesis kurmak için anlaşma yaptığını,3 gün sonra Bartın da olacağını,iş bitince size telefon ederim.Beni bir araçla aldırırsanız Cide’ye gelirim” dedi.Bende “ne zaman telefon ederseniz Kaymakamlık cipi ile sizi aldırırım” ,dedim.

Bu arada Cide de memur,esnaf,öğretmen tüm arkadaşları bir salonda toplayarak bu konuyu gündeme getirdik.Geniş katılımla her konuda halkın onayını almak esastı.Bazı arkadaşlar Cide’nin o kadar sorunu varken TV yansıtıcısı kurmak lükstür gibi bir görüş ileri sürdüler.Ancak yapılan toplantıda çoğunluk ikna edildi.Bütün bu çalışmalarda bürokratların destekleri yanında Turizm Derneği Başkanı Fuat Gürşener’in(Merhaba Amca),Cide esnaflarından Metin Gürsoy,Utkan Yalçınkaya,Vecihi Yücel,eczacı Cevdet Usta,Avukatlar Fuat Nazlı,Hamit Göktepe,Gazeteci ihsan Seyman,Sinemacı Mustafa Akyıldız ve Başta Muammer Karayel,Metin Sözen,Vildan Usta ,Nevzat Ece olmak üzere tüm TÖB-DER li öğretmenlerimizin destekleri yadsınamaz.Tabii bütün bu çalışmalarda en büyük destekçimiz de Rıfat Ilgaz idi. Toplantıda  TV seyrederek dünyada olup bitenden haberleri olacağı ve bakış açılarının değişeceği görüşü kabul gördü.Bu amaçla “Cide TV Yansıtıcısı Kurma ve Yaşatma Derneği” kurulmasına karar verildi.Türkiye de bir ilk olacaktı.Her TV alandan toplanacak paralarla yansıcı finanse edilecekti.TV alanlardan, gönüllü olarak üye olduğu derneğe TV aldığında 100 TL ,her ayda 10 TL aidat ödenecekti.
Bir hafta sonra Necati Cide’de idi.Gelir gelmez elinde bir portatif televizyonla beraber sahile yakın tepelerde dolaşarak sinyal aradık.”Çok zayıf geliyor.Buralarda kuracağımız yansıtıcıdan verim alamayız”,dedi.Cide’nin hemen arkasında Gebeoğlu tepesi var.Onu gösterdi.”Buraya nasıl çıkarız”.dedi.Gebeoğlu tepesi sahile 4.5 mil mesafede 950 mt yüksekliğinde adı tepe olan gerçek bir dağ idi.Cide’de sorduğumuz arkadaşlardan Belediye Başkanı da dahil hiç kimse bugüne kadar zirvesine çıkmamıştı.Yakınında bir köy vardı.Onlar bilirler dediler.Ertesi günü Gebeoğlu tepesine çıkma kararı aldık.Bir cumartesi günü Ciple virajlı yollardan dolanarak 45 dakikada köye vardık.Köylülerden birkaçı zirveye çıkmıştı.Zirveye çıkan dağ yolu dik rampa olup yürüyerek 45-50 dakika sürer dediler.Yolu bilen  bir köylünün mihmandarlığında Elektronikçi Necati,Ben ,Kaymakamlık şoförü Şevki Taşçı arkadaşımız ve birde Adil Özsoy adlı bir öğretmen arkadaşım, hep beraber zorlu bir yürüyüşten sonra Gebeoğlu’nun zirvesine vardık.Bir uçak’tan seyreder gibi Cide’yi ,sahillerini ve Karadeniz’i seyrediyorduk.Manzara müthişti.Necati,portatif televizyonunu açtı.TRT cumartesi öğleden sonra maçları verirdi.O gün Beşiktaş’ın bir takımla maçı vardı ve bende Beşiktaş’lıydım.Üstelik Beşiktaş 2-1 galipti.Siyah beyaz televizyonda maç o kadar netti ki,zevkle seyrettik.
Necati,”Kaymakam bey yansıtıcı için en uygun yer burası “dedi.”Buraya elektrik çekemeyiz ,nasıl yapacağız “dedim.Necati de ”Yansıtıcı’ya 90 amperlik 2 akü takarız.Günde 2 amper harcar.1.5-2 ay gider.2 Aküde yedekte tutarız.” dedi.Malzemeler araçla Cide’den köye gelecekti.Katır sırtında tepeye çıkarılacaktı.Tepe’de kurulacaktı.Çok eziyetli olmakla beraber karar vermiştik,yapacaktık.Cide’ye inince Orman lokalinde Belediye Başkanı Memduh İmer,Savcı ve hakim arkadaşlarla,Orman işletme Müdürü İbrahim Tekinok ve Adil hoca toplandık.Şimdi önemli konu, maliyeti ne olacaktı.Necati” Bartın’a yeni kurdum.60.000 TL ye yaptım.İşte anlaşması “dedi.”Necati bey Bartın zengin.Bizim o kadar paramız yok” dedim..Necati “size 50.000 TL ye yaparım” dedi.Ben bir yandan,Başkan diğer yandan,.diğer arkadaşların da bastırmasıyla sıkı bir pazarlıkla 30.000 TL ye kadar indirdik.Onun da 5.000 TL sini peşin verecek gerisini 6 ay içinde ödenmek üzere senetlere bağlayacaktık.Peşinatı Belediye Başkanı ben Belediye’den veririm dedi.5.000 TL yi de ben Köye Hizmet Götürme Birliği’nden sağlayacaktım.Gerisini de” Televizyon Derneği” aracılıyla halktan toplayacaktık.Anlaşmayı yapıp senetleri Belediye Başkanı ile ben kaymakam olarak imzalayarak verdik.Necati’yi kaldığı müddetçe Orman Misafirhanesinde misafir ettik.Bartın’a getirip götürme işini de Kaymakamlık aracıyla sağladık.Çünkü o yılarda Bartın’a günde 1 sefer minibüs çalışırdı.Başka da vasıta yoktu.

Necati bir hafta sonra dönmek üzere Cide’den ayrıldı.Bu arada biz de hazırlıklara başladık.Cide devlet kereste fabrikası 2.5 mt uzunluğundaki anten direğini,Orman İşletme müdürlüğü de akülerin korunacağı kulübe’yi yapacaktı.
Necati geldiğinde hazırlıklarımız bitmişti.Malzemeleri bir kamyonete yükleyerek Dağlı köyüne geldik.Bu sefer zirveye çıkmak üzere Başkan Memduh İmer ve 7-8 meraklı arkadaş’ta bizlere katılmıştı.Malzemeler köyde katırlara yüklendi.Yine 1 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra Gebeoğlu’nun zirvesine vardık.Başkan bu yaşıma geldim hayatımda ilk defa buraya çıkıyorum demişti.Gelenlerde manzaradan çok etkilenmişlerdi.

Necati’nin 1 saatlik çalışması sonucu yansıtıcı kurulmuştu.Yansıtıcı bize çok basit gelmişti.Bütün malzeme 2 anten 50 mt tv kablosu,bir adaptör ve akülerden ibaretti.Ancak gündüz yayın olmadığından TRT sinyali görünüyordu.Tekrar Cide’ye indiğimizde saat 17 civarıydı.Utkan Yalçınkaya arkadaşımızın dükkanına TV yi kurdurmuş ve TV ekranını meydana döndürmüştük.Saat 18 de başlayacak yayın saatini heyecanla bekliyorduk.Açılış vakti önce istiklal marşı ve arkasından yayın başladı.Sonra ekranda çocuklar için bir çizgi film göründü.Belediye meydanı gittikçe kalabalıklaşmaya başladı.Bir anda 400-500 kişi toplandı.Herkes beni ve belediye başkanını kutluyorlardı.Yayına geçmiştik.Görüntü gayet netti.TRT’nin kuruduğu 8-10 il hariç,TRT ve devlet katkısı olmadan yansıtıcı ile yayınları alan 5.ci yerleşim yeri idik.Kastamonu’da dahil bir çok ilde yayın yoktu.Kastamonu Valisi arayarak bizleri kutladı.”Kastamonu’da yayın yok Cide’de var.Vallahi kıskanıyorum” dedi.
Necati’yi ertesi gün memleketine uğurladık.Bir kaç gün  içerisinde ben ve Belediye Başkanının evi dahil 7-8 eve televizyon girmişti.Henüz Cide’de TV satıcısı olmadığı için TV ler Bartın’dan geliyordu.Belediye meydanındaki iki kahvehane de TV almış ve yayınları halk kahvelerde ilgiyle izlemeye başlamıştı.

Yayına başlandıktan bir hafta sonra 30.Ekim.1974 sabaha karşı saat 4.00 de Afrika da Zaire’de Muhammed Ali Clay ile George Foreman’ın unvan maçı vardı.O gün Cide’de olay olmuştu.Sabahın 4.00 ünde TV olan evler benim evimde dahil Belediye Meydanındaki 2 kahve tıklım tıklım dolmuştu. Tabii herkes Amerikan yönetimi tarafından mağdur edilen Muhammed Ali’yi tutuyordu.Muhammed Ali’nin 2. raund da Foreman’ı nakavt edişi ve yeniden dünya şampiyonu oluşu günlerce konuşulmuştu.

Karayollarınca Cide İnebolu yolu açılmıştı.Bu arada Bölge Müdürü Murat Yenigün’ün talimatıyla Karayoluna 8-10 km mesafedeki bütün köy yolları da açılıyordu.Cide Limanı programa alınmıştı.Orman İşletme Müdürü İbrahim Bey Orman yollarını revize ederek köylerden geçiriyordu.

Yansıtıcı faaliyete geçtikten 3 ay sonra bir yılbaşı gecesi Gebeoğlu tepesine yıldırım isabet etmesi sonucu yandı.Bu arada ilçedeki 300 e yakın eve de TV girmişti.Necati’ye olan borcumuzun 3 te 1 i henüz duruyordu.Ertesi günü tekrar Necati ile temasa geçtik. Necati mağduriyetimizi göz önüne alarak en son 20.000 TL ye tekrar kurabileceğini söyledi.Kara kara düşünürken öğretmen arkadaşımız Adil Özsoy “Kaymakam bey ben bunu kurarım.Tepede çok iyi inceledim.Necati’ye de para vermeye gerek yok” dedi.Adil hoca Köy Enstitülerinden mezundu.Elinden her iş geliyordu.ilçede bir de fotoğrafçı dükkanı vardı.Eşinin adına.Boş zamanlarında fotoğrafçılık ta yapardı.Adil hoca önce Gebeoğlu’na çıkarak yanan malzemeleri getirdi.İstanbul’daki Cidelilerle temasa geçerek malzemeleri markasına göre Karaköy de buldurdu.Bütün malzemeler 2.500 TL tutmuş.Onun parasını da İstanbul’daki Cideli bir zengin karşılamış.2 gün içerisinde malzemeler geldi.Adil hoca ile beraber yine Gebeoğlu çıktık.Adil hoca  yansıtıcıyı yeniden kurdu.Yayın aynen devam etmeye başladı.Bu sefer her ihtimale karşı bir de paratöner kurduk. Adil hoca “Elektronikçi” olmuştu.Sonraları çevre köylere de yansıtıcı kurmaya başladı.

Cide de hizmet ettiğim 3 yıl sonunda Cide İnebolu yolu açılmış,Köy yolların uzunluğu 120 km den 340 km ye çıkmış,köylerin %95 ine ulaşım sağlanmıştı.okul ve derslik sayısı 2 katına çıkmıştı.Köy çocuklarının ilçede yatılı okuması için kurulan ve başkanlığını Muammer karayel hocanın yaptığı pansiyon inşaatına İstanbuldaki Cide’lilerin katkıları sağlanarak hız verilmişti.Buradaki başarı Karayolları,Köy Hizmetleri Müdürlüğü,Orman İşletme Müdürlüğü,Cide Köylere Hizmet Götürme Birliği ve tüm yöneticilerin uyumlu ve ekip çalışması sonucu ortaya çıkmıştı.Cide’nin içme suyu İller Bankası programına alınmış ve liman inşaatına da başlanmıştı.Sahil yolunun ve köy yollarının açılması ile Cide bir hareket başlamış.Banka sayısı 1 den 4 e,eczane sayısı 3e çıkmış,İstanbul-Cide arasında haftada 11 otobüs seferi yapılmaya başlanmıştı.İlçe ekonomisi canlanmıştı.
Ülkemizde yapılan  güzel işler zaman zaman politika uğruna cezalandırıldığı gibi bizlerde cezalandırıldık.İlçedeki tüm partilerin desteğine rağmen böyle bir ortamda 2. MC hükümeti ve Kastamonu’daki uzantıları bundan rahatsızlık duydular ve hepimizi çil yavrusu gibi dağıttılar.Karayolları Bölge Müdürü ve Köy Hizmetleri Müdürünü Ankara’ya kızağa çektiler,beni Cide’den Çankırı Orta Kaymakamlığı’na,Orman İşletme Müdürü İbrahim Tekinok’u da Tunceli İşletme Müdürlüğü’ne sürdüler.

12 Eylül Darbesinden sonra baskıların iyice artması sonucu 1981sonunda devletle olan ilişkimi bitirdim.Ankara Atatürk Orman Çiftliğinde kurulu enerji nakil hatları imal eden MİTAŞ fabrikasında önce personel müdürü, sonrada genel müdür yardımcısı olarak görev yaptım.Yanılmıyorsam 1985 yılıydı.Cide Belediye Başkanı Ramazan Çalım telefon etti.11 yıl sonra TRT’nin Teknik adamları Cide’ye gelmiş.Araştırma sonucu Cide’nin içindeki bir tepeye verici koyabileceklerini söylemişler,ancak  galvanizli 15 mt uzunluğundaki direk ile elektrik hattının belediyece çekilmesini şart koşmuşlar.Başkan ”TV işi için yine size görev düştü” dedi.Bende Genel Müdürün onayını alarak  projelerine  uygun maliyetine belediye için istedikleri direği fabrikada imal ettik.İstenilen yere naklettirerek montajını elemanlarımıza yaptırdık.Sonradan Cide’ye böyle ufak bir hizmetimiz de oldu.
Aradan 6 ay geçmişti.Bir gün Başkan Ramazan Çalım beni aradı.”Şu anda Belediye Meclisi toplantısındayız.Belediye Meclisinde bulunan tüm partilerin oybirliği ile Cide’ye hizmetleriniz için, sizinde açılmasında emeğinizin olduğu Kaymakam Lojmanının yanındaki sokağa “Kaymakam Sudi Kocaimamoğlu” adını verdik”dedi.Çok duygulanmıştım.O sokağı Başkan Memduh İmer ile beraber tek tek arazi sahiplerini ikna ederek açmıştık.Sokağın sonunda nehir yatağından kalan boşluğu da ,boş kaldıkları kış döneminde Köy Hizmetleri Araçlarına doldurtup Belediyeye  arazi kazandırmıştık.Daha sonra o araziye İller Bankası kaynaklarıyla Belediye tarafından küçük bir otogar ve sanayi dükkanları yapılmıştı.Ayrıca Başkan sahildeki yola da Karayolları Bölge Müdürü Murat Yenigün’ün adının verildiğini söyledi.Buda ayrıca beni çok mutlu etti.Cide günleri gözümün önüne geldi.Sevgili dostum Rıfat Ilgaz’ın Cide’den hüzünlü ayrılırken veda yemeğinde söylediği “Kaymakam bey Cide’de çok güzel şeyler yaptın.Bugün olmazsa yarın halk seni sevgiyle anar” sözlerini hatırladım.

Sudi Kocaimamoğlu

21 Ocak 2012 Cumartesi

Komünist Sporu






Komünist Sporu – Nejad KUMBASAR


Gene Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenim yıllarına dönelim.
Yıl 1976, Siyaset İdare Bölümünde son sınıftayım. Aklıma parlak bir fikir geldi. Mezun olmadan bir “Masa Tenisi Turnuvası” düzenleme fikri; ama nasıl olsun. Önce Öğretim Üyeleri ve Öğrenciler arasında olsun dedim. Her iki kesimin birincileri sonunda karşılaşır diye düşledim. Ancak Öğretim Görevlilerinden fazla spor meraklısı olmadığından, elde sadece öğrenci kesimi kaldı.
Bu seferde turnuva nasıl olsun da birinci son sınıftan çıksın diye planlar ve projeler geliştirdim. En kalabalık 1. ve 2 sınıfların birincileri belli olsun. Bunlar birbiri ile karşılaşsın teke düşsün düşüncesiyle bir anda canavar gibi oynayan nedeyse 800 kişilik 1 ve 2 sınıftan 1 kişi çıkacaktı. Böylece 3 ve 4 sınıflar rahat bir nefes alacaktık. Bundan sonra da bölüm birincileri belli olsun diye 3 İşletme bölümü 4 İşletme bölüm, 3 Maliye bölümü 4 Maliye bölümü, 3 Uluslararası bölümü 4 Uluslararası bölümü ve 3 Siyaset ve İdare bölümü, 4 Siyaset ve İdare bölümleri birincileri belli olunca; her bölüm sınıf birincileri birbirleri ile karşılaşacaktı. Ancak Rahmetli Hakan Yurdakuler buna itiraz etti. “ Abi sen bu turnuvayı düzenlediğine göre beni rahatça yenersin” dedi. Ben de “Hakan kardeş ben bunu kura ile tespit ettim. Bu kural değişmez” diye itirazını geçiştirdim.O da mecburen kabul etti. Katılanlardan 10.-TL sı topluyordum. Pinpon topu, ağ, raketler ve 3 adet kupa alacaktım.Sonuçta iş planladığım gibi gayet güzel gidiyordu. Camlara yapıştırdığım Masa Tenisi ilanlarım devamlı yırtılıyor, kopartılıyordu. Sonunda İdare ile konuşup panoya asılınca bu sorundan kurtuldum. Gel gör ki bir gün SBF Öğrenci Derneğinden olduğunu söyleyen benim üç mislim iki metre boyuna yakın bir arkadaş dernekten görevlendirildiğini söyleyerek, “sen dernekten izin aldın mı? Böyle sosyete sporlarını bu okulda oynatmayız” diye bana güzel bir posta attı. Ben önce anlamamazlıktan gelerek, katılacaksan ismini soyadını söylemesini istedim. O da “arkadaş sen hala anlamadın mı? herhalikarda bu okulda bu sosyete sporunu oynatmayız” diye diklendi!!! Resmen dayak yiyeceğim. Sen kaçıncı sınıftasın deyince 1.sınıfta olduğunu söyledi. Ben de “senin abinim nasıl benimle böyle konuşursun” dedim. ” Ayrıca bu spor zannettiğin gibi beyaz şort özel kıyafetlerle, sahada oynanan tenis raketiyle değil. Gayet mütevazidir. Spor salonu koridordaki masada oynayacağız. Bunun sosyete sporu ile ilgisi yok. Ayrıca bizde güreş nasıl milli sporsa, bu Masa Tenisi Çin’de Komünist sporudur.” demeyi aklıma getirince ve söyleyince, hem nerdeyse yiyeceğim dayaktan kurtulup, hem de okulda bir komünist spor düzenlediğimden nerdeyse tebriğine mashar oluyordum. ” Tamam ben arkadaşlara anlatırım.Kazanan bizlerden biri olsun” dilekleriyle yanımdan geldiği gibi ayrıldı. Sonuçta pratik bir buluşla son anda dayaktan kurtuldum. Abilik, üst sınıfta olmam beni kurtarmayacaktı. Komünist spor olduğunu ileri sürdüğüm masa tenisi beni kurtarmıştı.
Sonuçta bölüm birincileri belli oldu. Birinci ve ikinci sınıflar birincileri karşılaştı. Birinci sınıf birincisi kazandı. Bölüm birincileri belli oldu.Ne yaptıysam olmadı.Birinciliği alamadım.Okul üçüncüsü oldum.Kupa kütüphanemde hala durur.Her gördüğümde dayaktan beni kurtaran Komünist sporu olan Masa Tenisine şükrederim…
Nejad KUMBASAR SBF 1976 Siyaset ve İdare Bölümü Mezunu

__._,_.___

2 Eylül 2011 Cuma

Teşkilat Kürşat


Sevgili Dostlarım.. Merhaba..

Sanıyorum  69 un  son ayları ya da 70 in  ilk aylarının   biriydı..
 Ankara nın zehir solumaya başladıgı yıllar.. hava soguk.. karanlık bir akşam üstü..
 Yurdun İç kantininde,
 Aslan Eren Hocanın siyah beyaz fotografında sıralanmış olan gri bacaklı  siyah yüzeyli masaların birinde oturup,
 eciş bücüş, çift kulak, tenekeden mamül..
 çatal batırılmış ekmegin her dokunuşunda.. adeta "dokunmayın bu yemege " der gibi  hareketlenen,  amorf bir sahanda omlet yemege çalışırken..
 Sol arka tarafımda bir tanıdık ses ..

"Kim ulan.. bu herif.. ya.. akşam akşam.. çattık..?

 çarnaçar muhteşem ziyafetime ara verip, ..
"Vay.. Osman  nerden çıktın.. oglum sen.. hayırdır.. ne olduki.."

Uzun sarı saçları burnuna kadar düşmüş..
yeşil gözleri  kızgınlıkla parlıyor sinirden sık sık soluklanıp  ..
kesik kesik cümlelerle anlatıyor..

"Ulan... kapıda  uzun boylu  zayıf eski moda  bir herif.
 pardesüsünün  yakalarını  kaldırmış..  çenesini içeri çekmiş..
 gecenin bu saatinde gözünde siyah gözlükler..
 bana yaklaşıp.. enseden gelen bir sesle
 "Kimliginiz..? kendini tanıt  ve varsa 6x9 bir fotografınızı da.. rica ediyim.."
demezmi..
bende
"sen kimsin birader..?" diye sordum..
Adam bir saniyede pardesesünün sol iç tarafının  sol avucuyla açtı ve kapadı ..
Aynı anda..
sadece "teşkilattan..!" dedi..
 "ya .. polis bey...  ben mekan diye bir arkadaşımı görmeye geldim..  liseden  arkadaşımdır.."
 deyince ne dedi .. biliyormusun..
"tamam.. zararsız bir çocuktur.. geçebilirsiniz.."
dedi.. iyimi..!

“ya.. mekan.. sen iyi yere dükkan açmışın.. Gözünü seveyim  bizim yurdun..
kapısında kimlik soran bir "sivil" yok hiç olmassa ..
burasıda sözüm ona birde " siyasalın yurdu" olacak ..
hani ulan… burası kurtarılmıştı..?”
-..      ?????...

………………………………………………………………
308 no.lu Odanın üç kıdemlisinden.. biri olan
İdris Kurtkaya..
 köpekköye bakan 308 nolu odanın girişte sag ensondaki yatagına uzanmış
 (ya arkadaşlar bir yıl müddetçe. ben idris kurt kayayı yürürken görmedim..
hep yatakta ve hep odada idi..)
kucagında koca bir kitap.. kafasını  mutadı veçhile. duvardaki..  
saçlarındaki yagdan dolayı oluşşmuş siyah beyaz kocaman lekeye  yaslamış ..
 iki yatak solunda  yine kitap okumakta  olan
Emin Selçuk Botsalıya ..
 Semih Sergen sesisine benzeyen  sesiyle anlatıyor..
 bizde karşı yatakta  (karşı yataklar sırasıyla
izmirli beybi feys
Özkan Şengün,
 Mersinli Boncuk Mehmet (Menemenci)
Elazığlı pike Mehmet (Agar)
 dinliyoruz..
okula girdigimizin ilk yılı idi.. galiba..

“Bizim Teşkilat.. yine yeni gelenlerden
Burdurlu Necati diye saf  yeni bir ögrenciyi teşkilata kaydedip...(!),
birisinin takibi ile vazifelendirmiş, akşam kantinde karşılaşmışlar..
 o sırada da dışarıda yagmur yagıyormuş..
 Necatiye "görev tamamlandımı..?"  diye ciddi bir şekilde sormuş..
 Necatide " o söyledigin Çocuk sabahtan beri burada..  bende buradayım.."
deyince 
 bizimki.. "olmaaz" demiş..
"takibi  belli etmemek" bu işin esasıdır.. şimdi dışarıdan gelmiş ilgisiz bir adam gibi görünmen gerekiyor.. o çocuk inekhanenin önünde..
sen görünmeden aşagıdan hemen birinci katın duş kabinine  elbisenle gir..
 sonra sanki dışarıdan yeni gelmiş yagmurla ıslanmış gibi çocugun önünden geç..
 seni ıslanmış halinle  mutlaka görmesini sagla.. unutma gizlilik çok mühimdir.. "
demiş..
 Necati de koşa koşa elbiseleriyle  duşa girip çıkmış
o haliyle kantinde dolaşmış..iyi mi..?”

Teşkilat Kürşat ..
Okula
yeni gelenlere hep bu numaraları yapıyor ve içlerinde bu numaralarını
yutacak birini mutlaka buluyor.. "" 

……………………
Uzun Boylu, beyaz yüzlü  idi.
 kısa kesilmiş saçları biçilmiş çimen gibi  hep arkaya taralıydı..
ve  hep gravatlıydı  ..
Hep Jack Nicelson'un kara gözlügünü takardı..
 zayıf bedenine bol gelen uzun bir padesü giyer..
 ve yurda girerken mutlaka yakalarını kaldırarak girerdi..
 ben onu hep bu haliyle görüp..bu haliyle tanımıştım..
tanıdıgım süre içinde yüksek sesle konuştuguna, bagırıp, çagırdıgına,
 yüksek sesle güldügüne  hiç rastlamadım..
aşırı bir tavrı olmadı..
"olagandışı.." denilecek kadar olagan davranışlı idi..
kısa ve çok net resmi    cümlelerle.. resmi agızla konuşur gibi konuşur..
arkadaşlarına  bir iki cümle ile takılmadan yanlarından geçmezdi...
hep yürürken hep arkadaşlarına laf atarken gördüm..
bir arkadaş grubu içinde uzun tatlı bir sohbetine de rastlamadım..

65-66 larda okulun duvarına emniyet genel müdürlügünce asılan
3 mülkiye ögrencisine  burs verilecegine dair ilanı gördükten sonra
Fakir bir ailenin evladı oldugu için
Okuyabilmesi amacıyla
Bu burslardan birini kabül ettigini
Degerli üstadım..Ersen Yavuz’dan sonradan bir sohbet esnasında ögrendim..
kendisine sanki özellikle  çok ciddi bir polis  havası verip gezinirdi..
 ama nedense bu ciddi  polis havasıyla  dolaşması..
kimseyi rahatsız etmedigi gibi aksine tüm yurtta herkesin hafif gülümsemesine neden olurdu..  kişiliginin bir parçası olmuştu  sanki bu komik ciddiyeti..
Bana kalırsa..
O hep poliscilik oynayan saf temiz bir arkadaşımızdı..
Yurttakilerde , herzaman..   samimi, güvenilir,  tasarımında kötülük olmayan, dümdüz, komik çocuk ruhlu, tertemiz bir insan intibaı uyandırmıştır..
 beraber  hiç yol yürümemiş olanlar da dahi   "çok iyi bir arkadaşım" dedirtecek  kadar yakın ve samimi duygular  yaratan bir şeffaf kişiligi vardı..
…………………………

Yine bir akşam üstü idi.. 
evi Ankara'da olanlar kantini boşaltmışlar..
 kantini şanzelizeye baglayan geniş rahat merdivenlerin bitiminde itibaren 5 metre sagda.. camın kenarında.. Mahir Çayan  radyotöre hafif dayanmış, ayakta duruyorr.. yanında.. beyaz çocuk yüzlü  bol sarkık bıyıklı,    dagınık  yerçekimine isyan eden  dik düz saçlı, lacivert bogazlı kazak ve dar paça lacivert kadife pantalon giymiş, hoş memo postallı.. Yusuf Küpeli..  ve etrafında yere çömelmiş başları egik  üç arkadaşı .. yusuf egilmiş konuşuyor.. onlar ise yusufa bakmadan ciddi ciddi yusufu dinliyorlar.. bende Berber turgutun hasetle benim  sırma saçlarıma yapmak istedigi hain amaçlı saldırısını hafif bir vucüt hareketiyle atlatıp, mutad turlarımı atmak üzereyim.. tam bu esnada.. hızla kantine dogru giden Teşkilat.. bu çöküşmüş ciddi konuşma modundaki grubun yanında durdu.. ve muhtemelen yusufa dogru.. baba bir amir sesiyle..
              ".. Çocuklar Devrim mi yapıyorsunuz yoksa..?"  dedi..
Yusuf Küpeli .. birden ciddi halinden sıyrılıp 
neşeli bir gülümsemeyle  Teşkilatın üstüne üstüne üstüne yürür gibi yaptı..
 Teşkilat hızla uzaklaşmak üzere iken..
Mahir Çayan
 "Sen nerdesin  ya.... gel  sana çay ısmarlayım.." diye seslenince..
 Teşkilat bir an duraladı ve en ciddi bir ses tonuyla..
                 "..Vazife mahallinde ve vazife sırasında  her türlü müskirat  memnudur..."
gibi bir mevzuat kelamını  daha bitirmeden.
 yusufun kendisini yakalayacagını farkedip acele merdivenlere tırmanmaya başladı..
 teşkilat uzaklaştıgında 
hüseyin, mahir, yusuf ve diger kıvırcık saçlı tıknaz ve dahi yüzüne göre kocaman gözlükleri olan kumral, çocuk yüzlü.. devrimci ögrenci liderlerinin yüzlerindeki gülümseme hala kaybolmamıştı..

………………………..
12 Martın ayak seslerinin geldigi sıralardı..
yurt ve okulda da ögrenci eylemleri..
 daha çok..
 duvarlara
 "Kahrolsun Amerika..”
“Kahrolsun Komprador burjuvazi ve onun yerli İşbirlikçileri
“Yaşasın Tam bagımsız Türkiye .."
 sloganlarıyla biten,
 teksir makinasında saman kagıtlara basılmış bildirilerin asılması suretiyle devam ediyordu..
bu bildiriler genellikle..
 şanzelizenin pencerelerini birleştiren  köşeli sutunlara ve asma katı tutan yuvarlak sutunlara yapıştırılırdı..
O sıralarda bu sutunlar hiç bildirisiz kalmazdı..
 Böyle zamanların bir sabahında..
ben mutad yerim olan ikinci köşeli sutunun yanındaki kalorifer peteginin üstünde oturup cıgaramı içerken..(bir arkadaşım..herhalde sürekli aynı petektekte oturdugum için olacak.
 petegin yapıştıgı duvarın üstüne..”Mekan’s place” diye yazmıştı..)
birden..
 teşkilat’ın
yeni asılmıs bildirileri. sırasıyla okuydugunu
ve altına birşeyler yazdıgını farkettim ..
dev-genç bildirileini tahrif etmek anlamına gelebilecek olan bu eylem..
o dönemde son derece cesurca yapılan bir hareketti,
sıra benim sutunumdaki bildiriye geldi.. ..
 çok ciddi olarak bildiriyi okudu  inceledi..
 sonra cebinden   ucu kalın kesik, yeşil renkli tombul bir dolmakalem çıkardı..
bildirinin altına bir şeyler yazıp,
yine cebinden çıkardıgı  bir dandik mühürü hohlayıp, bastı..
 sonra vazifesini tam yapmış olan memur edasıyla bir son bakış fırlatıp..
 yürüdü gitti.
Bildirilerin altına ne yazdıgını merak ettim ..
kalkıp baktım..
Bildirinin altında..
 mavi mürekkepli kalemle çok temiz macüskül yazı ile şunlar yazılmıştı..

                                      “ Emniyeti Umumiyece Tasdik Olunur..”
                                                                                           (mühür)                                                                                    
                                                                              (imza) Teşkilat KÜRŞAT

 Teşkilat Kürşat’ın
Soyismini.. hiçkimse bilmez..Hiç önemlide degildir..
O bizim İçin Sadece
i” Teşkilat Kürşat'tır”..
ve öyle kalacaktır..
Mülkiye yaşadıkça..


Hoşcakalın Dostlarım..

Sevgiler..Saygılar..Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA..

5 Ağustos 2011 Cuma

İTİL /İDİL/ ETİL NEHRİ..( şimdilerde ona "VOLGA" deniliyor..)

Volga'nın
Esas adı.. İtil (yada idil veya etil  ) dir..
Kuzeyden gelen..viking ve slav kalabalıkları MS.8 yy.da..
bu nehire  Volga adını verdiklerinde..
MÖ  7 yy.da bu nehrin adı türkçe itildi.. zaten ..
Hala İtildir..
İtilin
En önemli Kolunun adı türkçe "Kama'dır..
Adı hala rus haritalarındada "Kama"dır..(Türkce meali .. delici bıcak..
türklerin yakın dögüş silahına verdikleri ad..)
Hatta 8 yy.da müslüman olan Bulgar'lar( türkler)
bu nehrin kenarında kurdukları
başkentleri "bolgar" kentinde..
yaptıkları 
(türklerin yaptıkları en eski)  hala durur..
Birgün .. 
Tataristana (Başkent Kazan'a) giderseniz
kazanın 45 Km güneyindeki..
Eski bulgar başkentine ugrayıp 
türklerin yaptıgı ilk türk
camisini mutlaka görün..
Bu şarkının üstüne okundugu haritada adı geçen..
Rusların.. Korkunç İvan döneminde..
türklerin elinden aldıkları  itilin batıya uzanan bu kolu üzerinde kurdukları..
korkunç "Ninji Novgorad" şehrinin adı..
rusca  "Yenişehir" anlamına gelir..
Devrimden sonra
 adı "Gorki" olarak degiştirilmişti..
şimdi tekrar eski adını aldı..
Ruslar.. 
türk okyanusu büyük bozkırı işgal hazırlıgı  öncesinde..
kurdukları
bu derme çatma karakolları..
bilahare
arkadan gelen göçlerle şehir haline getirmişlerdir.
Bu tür şehir kurma teknik ve taktiklerini vikinglerden almışlardır..
Senin gönderdigin "Volga nehri"nin resimlerine dikkat edildiginde..
Burada gösterilen diger şehirlerin tümü türk şehirlerinidir..
(Kuzeyden Güneye..) 
Kazan,
Bolgar,
Samarra,
Sarayova,
Saray,
İtil,
Astırhan
Tümü.. Hazarlardan,Bulgarlardan, PeçeneklerdenKıpçaklardan,
Mogollardan, AltınordudanKırım hanlıgından, Astırhanlıgından,
Nogaylardan, Kazan hanlıgından, Kasım Hanlıgından, Osmanlılardan
çalıp kopardıkları,  
türk şehirleridir..
işin acıklı yönü ise
yeryüzünde bizde dahil
herkesin arkasını dönüp görmemezlilige geldigi..
bu..
Türk toprakları üzerindeki..
400 yıldır kesintisiz süren rus İşgali halen devam etmektedir..
Haritada
volgadan sonra Asyanın
diger üç büyük akarsuyundan..
biri olan  
"Obi"nin adı ise
türkçe "irtiş"tir..
Ural Nehrinin adı ise..
binlerce yıldan beri adı.. türkçe "yayık"tır..   
Yenisey (Yeniçay) türkçe adını..  Ruslar ne hikmet ışıksa.. degiştirmediler..
Degerli Dost..
O cografya...
türkçe konuşan insanların vatanıdır..
o cografyada..
herşeyin orjinal bir türk adı vardır..Buna "Tuna Nehri"de dahildir.. 
Bu orjinal türkçe cografi isimler..
işgalciler tarafından..
tıpkı anadoluda oldugu gibi 
uyduruk isimlerle .. uyduruk ırklar yaratılarak (kürdler  tokarlar amuriler samuriler çeçenler sıçanlar gibi)
ya da kadavra kültürler.. (hurrilert gurriler urartular morartılar gibi)  zombileştirilerek 
Özellikle şu sıralarda unutturulmaya çalışılmaktadır
Miladi 155 lerde ..
Büyük Hun etnosu çatladı.. 
Kendi aralarında 4'e bölündüler..
Bu büyük parçadan kopan  hemen hemen hepsi silahlı,
deneyimli..
ve hiç maglup edilmeyen
esaretide kabül etmeyen..
300.000 kişilik bir hun  kolu..
Baykalın batısından
Batıya hareketlendiler..
Kimak ve Masaget gibi yürk federasyonu katılımları ile güçlenerek
bir sel  batıya akmaya başladılar.. 
Hem arkalarında hem önlerinde sürekli savaşarak...
1000 gün içinde 2600 km. yol katettiler..
Bu müthiş bir süratti..
Herhalde.. ölülerini gömecek vakitleri bile olmamıştır..
bu maglup edilemeyenler..
MS. 158 yılında.. 
Donmuş İtil'i (volgayı) yıldırım gibi dört nala bir gecede geçtiler..
Aşagı Don nehrine kadar bütün ovalara saçıldılar.. 
Çok iyi teşkilatlanmışlardı..
Çagdaşı olan avrupalılardan daha barbar degillerdi.
Bu yeni etnosa önceleri  "gun" dediler
(Cografyacı..Dionysios Periegetes hikayesinden alıntı..)
 Bu bozkır bahadırları..
Artık Avrupalı idiler..
Volga onların sırtlarını dayadıkları..
güç topladıkları..
çocuk büyüttükleri atlarını besledikleri..
ve ilerde tarih yazacakları günlerin gelmesini bekledikleri vatanlarıydı..
 şimdi..
bu büyük etnostan 1850 yıl sonra..
"Volga Volga..  sen bizim babamızın malısın .."
gibi
bu tuhaf rus şarkısı bana hep bunları hatırlatıyor.
Bana...
hep zülmü,  kıyımı, 
zayıfın ezilmesini, yokedilmesini sürülmesini hatırlatır.. Bu "volga river" lafı ..
Hile, entrika, kan, işkence ile koyun bogazlanır gibi bogazlanan insanları hatırlatır.. bu rusca .."volga volga" şarkısı..
Bana
aç gözlügüğü..
yayılmacıgın en çirkinini hatırlatır..
Bana
bu şarkı..
demiryaylı
top kekilli oguz beylerinin
kızılatlı fırtına binici peçeneklerin..
atları pusatları ellerinden alınıp üzerlerinde bir tırnak çakısı bile bırakılmayan
gururlu havalı özgür duruşlu
kırım tatarlarının..
Samur kürklü Hazarların..
uzun konç çizmeli bulgarların
yeşil gözlü kumral kıpçakların
çerkes
kumuk kalmuklar ahıska laz çeçen  lak lezgi abaza gibi kafkas halkının
bogazlanmasını sürülmesini
hatırlatır..
bana..bu şarkı..
Deli Petroyu
korkunç ivanı
çariçe katerina
ve
çariçeyi 16 gözdesi içinde
en iyi o memnun ettiği için..
haybeden general olan..
ellerini hergün tatar kanıyla yıkayan..
tatar katliamcısı
potemkini
hatırlatır.. 
Volga lafı... bana hep gözyaşını hatırlatır... Nedense...?
Sevgiler.. Saygılar ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA