Kutlu Barutçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kutlu Barutçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2015 Pazartesi

Bir Anı- Yıkarız Konakları



Çocukluğumuzda lüks olarak kabul edilen radyolu yıllarımızın sonunda, Amerika'da, Avrupa'da modası geçmiş renksiz televizyon teknolojisini bizim gibi az gelişmiş ülkelere kakaladılar gelişmiş ülkeler.
  Sonra, emperyalistler yeterli kârı elde etmiş olduklarına inanmış  olmalılar ki, o teknolojinin hepsi, doğru çöpe, bu defa bize renkli televizyon teknolojisini sattılar. Kârlarına kâr eklediler.
Biz de milletçe, büyük bir memnuniyetle renkli televizyonun keyfini sürmeye başladık, hiç şikayet etmeksizin.
İşte o yıllarda birgün, İstanbul'da  Bostancı'da babamın evindeyiz
Akşam yemeğimizi yemiş, mutfağı toparlamış, her akşam yemeği sonrası çay içme alışkanlığımız doğrultusunda çayımız demlemiş bir yandan sohbet edip çayımızı yudumlarken bir yandan da televizyon seyretmekteyiz.
Birden annemin heyecanlandığını farkettim.
"Aaaa! Bunlar benim çocukluğumda Bolu'da Gü....'lerin konağını basan adamların giydiği kıyafetler"
Televizyona dönüp bakıyorum. Ekranda Aydın efeleri, harmandalı oynuyorlar.
Annem tahminen 6 yaşında. Yıl 1920. Kurtuluş savaşına karşı, Bolu 'da isyanı patlak vermiş. Kuvvacılar isyanları bastırıyor. Padişah yanlısı  zengin ailelerin konaklarını başlarına yıkıyorlar
Annem o konağın sahibinin küçük kızı ile yaşıt ve arkadaşı.
Gü....'ler, daha mütevazi komşu bir aile olan  annemin baba evine sığnıyorlar, çoluk çocuk.
Annem Bolu'lu olduğu için çocukken Bolu'ya giderdik, anneanneme.
1960 lı yıllarda o konak hâlâ duruyordu. Annemlerin baba evi de...
"Bize de derler Çakıcı,
Yar fidan boylum
Yıkarız konakları"
KUTLU

20 Temmuz 2011 Çarşamba

GELENEKLERİMİZ - 4

Sevgili Tuncer,
Geçenlerde annem beni aradı.
Ana yüreği işte, ben ihmal etsem bile sesimi duyup, sağlıklı olduğumu
Öğrenmek için arar,  mutlu olur.
En büyük ablamızı  trafik kazası neticesi kaybedince, ona nasıl duyuracağımızı şaşımış,
kardiyalog yeğenim Timur Selçuk’un Ankara’dan gelmesini beklemiş,
hiçbirimiz ona görünememiştik.
Timur gelip, ona yavaş yavaş anlattıktan sonra ortaya çıkmıştık.
Bizleri görünce ‘’Siz artık ölmeyin, çocuklarım ‘’ diye ağlamıştı
Bir asra yaklaştı ömrü.
Allah ona  sağlıklı ömür versin, başımızda olsun.
Balıkesirde şu nda.
Balıkesirli olmadığı için şahit olduğu bir  tören çok hoşuna gitmiş bana  telefonda anlatmıştı...
‘’ Bugün bizim mahallede lokma kaynatılıyor’’
‘’Bu adet hayır için yapılırmış, isteyen katılırmış,
gelen geçen herkese ikram edilirmiş, biz de bu hayra katılacağız’’ demişti
Çok güzel ve değişik bir adet.
Halkımızın gani gönlünü ne güzel anlatan bir adet.
‘’Dünya ölse, Türk ölmez’’ bu güzel adetlerle
Sevgi ve selamlarımla,
Kutlu

15 Mart 2011 Salı

HATIRALAR -12 MART(2)

Ben de bir anımı naklediyorum...
12 Mart 1971
Caddeler bomboş, sabahın erken saatlerinde Tandoğan Meydanına doğru tırısa
kalkmış atlarda Süvari askerler görüyoruz caddelerde, yurdun penceresinden...
Tankların palet seslerini duyuyoruz...Pencereler zangırdıyor...

Sonraki günler...
Rahmetli Hüsamettin ve ben lazın pastahanesinin önünde duruyoruz. ‘’Boykot var’’ diyorlar.
Sınav için gelmişiz, şaşırıyoruz ‘’ne yapalım?’’ diye düşünüyoruz.
Muhtıra verilmiş, polis  ve asker teyakkuzda.
İri yarı bir polis geliyor yanımıza. Emir kesin ve sert
-Durmayın burada...
Hüsamettin gençliğinin verdiği cüretle
-Nerede duralım?
diye dikleniyor.
-Ben sana nerede duracağını gösteririm, diyen  polis Hüsamettin’in koluna giriyor
sürüklemeye çalışıyor.
O anda ben, kendi cılızlığıma bakmadan, polisin koluna asılıyor, bağırıyorum
-Bırak... Bırak onu...Bırak diyorum sana...
Polis bir an şaşırıyor.
Hüsamettin
-Sakin ol Kutlu, birşey yok
diyor.
O an manzaraya şahit olan bir astsubay iki  askerle koşarak yanımıza geliyor ve polis’e
-Bırak onu, o benim..
Hüsamettin’i polis’in elinden alıyor.
Ben ne olacağını bilmediğimden kahroluyorum...
Sonra evet sonra....
O astsubayla Hüsamettin bir cipe binip  uzaklaşıyorlar
Ara bir sokakta astsubay Hüsamettin’i jipten indiriyor
-Hadi aslanım sen hemen kaybol...Polise yakalanma...
Ben de Asla unutmayacağım....
O bizim askerimiz....  O Türk askeri...
Saygılar,
Kutlu

13 Kasım 2010 Cumartesi

Tuneli Gördüm Teşekkür

Sevgili KUTLU..
 
 
Tünel Göründü
başlıgı altında yazdıgın.
yüzyılımızın en büyük insanlık dramı
Saray Bosnanaki emperyal güdümlü
faşist katillerin mezalimi ile
Boşnak  direnişini anlatan..
muhteşem yazınız
bilahare..
 
Birinci Cihan harbinin patlamasına neden olan suikastı
ve
Büyük Atatürk'le muhabbet etme şerefine nail olan
Atatürkün Kayseride kurdugu Uçak fabrikasına..
bizzat Atatürk tarafından "Ustabaşı" olarak
görevlendirilen..
ilk uçak fabrikamızın ilk ustabaşısı..
 
Koca biryüzyılın 
ve 
Cumhuriyetimizin kuruluşunun özeti  
roman gibi bir hayat yaşamış olan..
Binlerce adsız kahramanlarımız arasında
mümtaz yerini alan..
Aslan gibi duruşuyla..
fikriyle zikriyle.
giyimi kuşamı ruhuyla
Çagdaş türk insanı prıfikliyle..
gelecek nesillere örnek olan..
 
Boşnak Türk'ü
Dev Adam
Mustaga Diyar Amca
hakkında
 
 Senin ve Mustafa Amcanın bizlere emaneti olan
kızı..
Sevgili Aygün hanımın yazdıkları
Yine
"Tüneli Gördüm.."
ana başlıgı altında..
4 ara başlıkla..
 
Sevgili Mustafa Kırali
tarafından..
 
kendi oluşlturdugu
ve ABD'den Japonyata kadar okuyucusu olan..
 
"Hatıralar Mektuplar..Müzik.."
 
bloguna konulmuş bulunmaktadır..
 
bence bu yazıların herkesin
ve özellikle
tüm bosnalıların
okumasının gerekmektedir..
 
Özgür Bosna .
için
"Hepimiz Bosnalıyız..
Hepimiz
Mustafa Diyar Amcayız.."
 
SSS..Mekan..
 
 
 
Ayrıca
Aygün hanım'ın
çok güzel anlatımı var..
kendisine
teşekkürlerimizle birlikte
benzer yazılarının devamını bekledigimizi 
iletilmesi çok yerinde olacagı düşüncesindeyiz..
 
mekan

12 Kasım 2010 Cuma

Tuneli Gördüm - 4 -Bir Bosna Dramı

Gerçek,
benim bu anlattıklarımdan daha ağır
Sevgili arkadaşlarım,

Mustafa Diyar Amca,  Garib’di
Onun garibliği yurdunu, ailesini, geçmişe gömmek zorunda kalışından geliyordu.
Birinci dünya savaşının patladığı ana tanık olmuştu.
Arşidük’ün konvuyu ile köprü başında suikasta uğrayışını görmüştü.

Sonra, onu Sırp ordusuna asker diye aldılar.
Osmanlıya karşı savaşmak zorunda bıraktılar.
İki metre boyunda devasa bir civandı.
Birkaç arkadaşı  ile binbir zorlukla kaçtı ordudan.
Silah doğrultmadı Osmanlı’ya, Türk’e
O, Boşnak’tı Müslüman’dı, Osmanlı’ydı, Türk’tü
Zorluklarla, kah dağları aştı, kah ovalardan geçti
Paris’e kadar ulaştı.
Asıl mesleği eczacılıktı
Paris’te,
Savaş yılları içinde bir müddet kaldı.
Biraz parası olur olmaz  İstanbul’a geldi
Cumhuriyet kurulmuştu.
Casus diye peşine adam taktılar.
Yıllar geçti.....
Mustafa amca ve ailesi Kayseri de kapı komşumuz oldu.
Biz onlarla komşu olduğumuzda
Mustafa Amca Hava ikmal merkezinden ustabaşılıktan emekli olmuştu.
Kayseriye yerleşmiş,
çerkez  asıllı güzel bir hanım ile evlenmiş, iki kızı olmuştu.
Küçük kızı , Mustafa Amca’nın Bambi’si, 13 yaşında ben ondört yaşımdaydım.
Akıllı bir kızdı, erken ilkokula okula başlatıldığı için
aynı sınıfta idik
Liseye elele tutuşarak gider, aynı çantayı taşır aynı cepten leblebi yerdik.
Çocukluk sırlarımızı paylaşırdık
Ah! Mustafa Amca.
Yurduna, kardeşlerine, anasına, babsına hasret giden Mustafa Amca
Anlatırdın, o Boşnak şivenle ne hatıralar, ne hikayeler...
Biz çoluk çocuk, büyük küçük dinlerdik bal kıvamında anlattıklarını
‘’Ağzıdan bal dökülüyor’’ derler ya,
İşte öyleydi senin anlattıkların
Gittiğin yerde rahat uyu, Mustafa amcam....
Kutlu

Tuneli Gördüm 3 -Kayseri Uçak Fabrikası Dramı

Teşekkür ederim Kutlu.
   Eklemek istediğim birşeyler var. Fotoğraflarını da sana yollayacağım. 
Babam Türkiye'ye geldiğinde Ankara'ya uğramış. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni görmek istiyormuş ve elbette kurucusunu da. 
  Çankaya'da bir çukurda çalışan birilerini görmüş, yaptıkları iş basit bir toprak kablosunu bağlamak imiş. Ancak neyi nasıl yapabileceklerini bilmedikleri için sürekli yanlış yapıyorlarmış. Türkiye'de elektrikten, teknik işlerden anlayanın çok az bulunduğu hatta toplu iğnenin yapılamadığı zamanlarmış. Avrupa'dan gelen biri için basit görünen bu işi babam yapmak istemiş. 
  Çukura inmiş işi tamamlamasına yakın yukarıdan birilerinin gölge yapmalarına kızıp bağırmış. Dışarıya çıktığında Atatürk'le karşılaşmış. Bir süre bahçede yürüyerek konuşmuşlar. Atatürk babamdan Türkiye'de kalmasını istemiş. Bunun için bir süre Hava Harp Akademisine gitmesini ardından ilk görev olarak Kayseri'de bir uçak fabrikasının kurulmasına yardımcı olmasını, geceleri ise Okuma-Yazma seferberliğine katılmasını istemiş. Babam görevi kabul ederek (Ama yapılabileceğine inanamıyarak, çünkü ona göre bu bir hayalmiş) Kayseri'ye gelmiş. 
  Bir yandan fabrikanın kurulmasına yardım ederken geceleri Okuma-Yazma öğretim kurslarına katılmış. Annemle tanışması o eğitim seminerinde olmuş. Anımsarsan Atatürk'ün tahta başında ünlü bir fotoğrafı vardır. O fotoğraf semineri bitiren gençler için yapılan törende Kayseri'de çekilen bir fotoğraftır. Geceleri okuma-yazma öğretip gündüzleri çalışarak fabrikayı kurmuşlar. İlk uçakları uçuranlardan biridir babam. Deneme uçuşu yapılırken kulakları arızalandığı için yerde, çırak yetiştirme okulunda teknik eğitim vermiş. 
  50'li yıllarda Amerika'dan bir heyet gelmiş, fabrikayı gezmiş ve Ankara'ya dönmüşler. Sonuç; Fabrikanın kapatılması, Hava İkmal Merkezi olarak çalışması yolunda olmuş. Annem babamın ağladığını anlatmıştı. Babam uzun süre dayanamamış, 60'da emekli olmuş. Hava Kuvvetlerine özel statü ile girdiği için oradan emeklidir babam.
  Şimdi aradım, babamın okuma yazma öğretmenliği yaptığı yıllardan teşekkür belgesini ve Hava Kuvvetlerinden emekli olduğuna ilişkin belgeyi bulamadım. Ama yakınlarda onlara ilişkin bir yazı hazırladığımda kullanmıştım. Bir gün bulur sana da yollarım. Hava İkmal Merkezinde ustabaşı olarak çalışan birini tanıyorum. Onu bütün Türkiye tanıyor. babamın yetiştirdiği çıraklardan biri olan ve sonra ustabaşı olarak çalışan kişi Abdullah Gül'ün babasıdır.
  Sana tarihi bir fotoğraf yollayacağım. Uçak fabrikasını kuran ekip hangarların birinin önünde görülüyor.
  Çocukluğumda bir süre oturduğumuz Hava Kuvvetleri lojmanında yaşarken ara sıra tel çiti aşıp uçakların arasına sızdığımızı hayal meyal anımsıyorum. 
  Aynı zamanda kurulan Belçika ve Hollanda'nın uçak fabrikalarının şimdi nasıl dünyaya uçak yapıp sattığını düşünürsek, o zamandan yolumuzu tıkayan Amerika'yı ve yöneticilerimizi de hayırla anmak pek mümkün olmuyor.

Tüneli Gördüm 1-Bir Bosna Dramı -Saraybosna 1993

TUNELİ GÖRDÜM
1993
Saraybosna
 
500 ağır top gece gündüz tepelerden şehri dövüyor.
Saraybosna yanıyor...
Abluka altında, Alev alev...
Ülke, bağımsızlık talebinin bedelini  ağır ödüyor.
 
Avrupanın en güçlü ordularından,
Yugoslav ordusunun temel çekirdeği Sırp
Genel Kurmayı, ordusu ve tüm silahları ile Saraybosna’ya yüklenmiş.
 
Sırp aşırı milliyetçisi Çetnikler, Karadağdan yola çıkıp, yol üstünde  tepelerden
 Hırvat Dubrovnik’i
günlerce ağır  top ateşine tutup yakıp yıktıkdan sonra, Saraybosna tepelerinde
boy gösterip, mevzilenmiş...
 
Şehir aç, bî-ilaç.
Halk çaresiz....
 
İnsan avcıları
Sniper’lar iş başında.
Avusturya ve Avrupanın diğer uygar ülkelerinden gelmiş vahşiler, hafta sonu
eğlencesinde. İnsan avında.
Yaşamak için ölüm koşusuna çıkanlar, bu cüretlerini canları ile ödemekte.
 
Türkiyenin gönderdiği yardımların 3/5’i Hırvatların elinde.
Savaş sonrası zenginlerini yaratmak üzere iç edilmekte...
 
Müslüman Boşnakların hem yönetim kademesinde askeri yok, hem silahsız
Avrupa’nın Kudüsü Saraybosnanın ahalisi;
  Katolik (Hırvatlar), Ortodoks (Sırplar),
Yahudiler, Boşnaklar (Müslümanlar). Hepsi birbirine düşman...
Aşırı milliyetçi Hırvat Ustaşiler acımasız.
 
Tito zamanında oluşturulmaya çalışılan, uyduruk Yugoslav üst kimlik param parça.
Ben Yugoslav’ım diyenler ve onların çocukları en büyük zulme uğramış.
 
Bu cennet ülke, tüm ülkelerin iştahını  kabartıyor,
güzelliğinin bedelini ağır ödüyor.
 
Tuneli gördüm,
 
Orda bir soykırım var.
Kabul edilemez...
Birleşmiş Milletler, güya duruma müdahale eder.
 Fransız, İngiliz, Hollandalı vs. yani Birleşmiş Milletler askerleri
Sırp askerleri ile  kurbanları arasında yer alır.
Havaalanı iniş kalkışlara kapatılır.
Çevrede  gerekli tedbirler alınır.
Saraybosna’ya giriş  çıkış yapılamaz....
 
Bundan böyle;
Boşnaklar huzur içinde,  kendi kendilerine ölüp tükenebilirler...
 
Saraybosna’da yiyecek yok, ilaç yok, elektrik yok, doğal gaz yok....
Ne gam...
Tam 1400 kusür gün. 1600’ü 14 yaşın altında 30.0000 kişi ölmüş.
 Ne gam..
Birleşmiş Milletler görev başında.
Haçlı ordusu ablukayı denetliyor.
Giriş çıkış yasak!
 Boşnaklar çaresiz....Kimin umurunda....
 
Havaalanının  ötesinde;
çeşitli yollarla gelen silah, yiyecek, elektrik, doğalgaz herşey mevcut.
Ulaşamıyor...
Bunların Saraybosna’ya ulaştırılması gerek
Nasıl?
Nasıl?... Nasıl?...
Silahsız Boşnakların yaşayabilmeleri  için tek umut.
 Nasıl?
 
Bir fikir öne sürülür...
 
 ‘’Tunel kazalım.’’
 
 Mühendisler oturur hesaplarlar.
 Kazma kürekle, el arabaları ile gürültü yapmaksızın  havaalanının altından 800 metre  tunel kazılması
gerekir.
 
Havaalanının sol tarafında, Sırp askerlerinin yakıp yıktığı evlerden birinin karı koca sahipleri
yaşayabilmek  umudu ile gizlice evlerine dönmüştür.
Karı koca, iki katlı, kocaman arazili evlerinin bodrumuna, görünmeden yerleşirler.
Ev kurşunlarla  delik deşik. Yanmış, yıkılmış. 
Diğer tüm evler gibi  harap.
 Ev, gelip geçen Sırp askerlerinin dikkatini ve ilgisini çekmez, araştırmazlar.
 
Genç karı koca, evlerini ve arazilerini tunel yapımına bağışlarlar.
Evin bodrumunda, kazma işlemi başlar.
Aynı anda, silahların ve malzemelerin bulunduğu bölgeden de karşılıklı olarak kazma işlemi başlatılır.
 
1.60 santim yüksekliğinde, 1 metre eninde tünel inşaatı 1,5 yıl  gece gündüz gizlice
ve son derece sessiz devam eder.
Derme çatma ağaç payandalarla desteklenen eğreti  tunel,
karşıdan gelen kazı ile  tam orta yerde  birleşir.
Tünelden çıkarılan toprak, dikkati çekmemek üzere  evin içine yığılır.
Yağmurlu günlerde, taban suyuyla yarı yarıya  dolan tunele,
 bir de dekovil hattı çekilir.
Elektrik nakil hattı yapılır, doğal gaz geçirilir.
Tunel bu haliyle kendisi, başlı başına bir tehlike tunelidir.
Ancak; Saraybosna’nın hayat damarıdır, can damarıdır...
 
 Zaman zaman, Tunelden günde 4000 kişinin geçtiği  olur.
 Savaşın sonuna  kadar sayısız insan, savaş yaralısı, hasta, ilaç, yiyecek, asker,  silah ve gönüllü
bu tunelden geçer.
Tunel sayesinde Saraybosna direnir, dayanır, düşmez, yaşar.
Barış gelir....
Tunel Gazilik beratını hak etmiştir...
 
Halkının Kahraman Başkanı İzzet Begoviç, birçok kere bu tuneli kullanır.
 Saraybosna’ya gizlice girer  çıkar.
Ülkelerle görüşür.
Ama, Ülkesini ve  halkını asla  kaderine  terketmez.
Bugün Bosna halkı, O’nu rahmet ve minnetle anmakta....
 
Tunelin bugün,  yalnız 20 metresi anı olarak muhafaza edilmekte.
İri yarı Boşnaklar,
 iki büklüm,
 o karanlık,
O, su ve çamur deryası,
o her an elektrik ve doğalgaz  kaçağı tehlikesi altında,
o umut tunelini,
 yaşayabilmek için tek yolları olan,
 o umut tunelini,
sırtlarında en az 50 kiloluk yüklerle geçtiler, defalarca....
 
 Evin artık yaşlanmış olan sahibi  hanım, savaşda
kendi üzerine düşen görevi sadakatle yapar.
Tunelden çıkan tüm yorgun askerlere bir tas su verir.
Gözyaşları durmaz akar....
...
‘’Allah bir daha o acı günleri bu millete yaşatmasın’’ diye dua ediyoruz.
Allah hiçbir millete savaş felaketi yaşatmasın...
‘’Yaşasın Bağımsız Bosna!’’
 
 Türk olmayı, üst kimlik safsatası ile bulandırıp, indirgemeye çalışanlar.
Bir halkı parçalamak isteyenler!
Emperyalist emellerin,  kısır, bencil menfaatlerin gölgesinde
yurdumuzu Yugoslavya haline getirmeye çabalayanlar,
Bu son sözüm sizlere.....
 
Türkiyeli yok....Türk Milleti var
‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE’’
 

 
Mülazım-ı evvel Ahmet oğlu
Kd. Piyade Albay İsmail Hakkı GÜRBÜZ kızı
Kutlu BARUTÇU

4 Temmuz 2010 Pazar

Pisili Kerimoğlu -8

Çok teşekkürler Semra Hanım..
Bir tavas yöresi zeybegi olan
"Gar mı yagıp ba yarengümenin dagına"
zeybegindeki
güzel açıklamanızı
"Helemme"nin
vurgulu "ama"sözcügü oldugunu  
sanırım (ben de dahil)
çogumuz ilk kez duyuyor..
Evet bence de
oradaki "ba" eki
"Bakıp durur" hala devam ediyormu
hala kar yagıyormu anlamında kullanılmış..
ben bunu zaten biliyordum..Hanfendi..
ama bu güne kadar birisi kalkıp..
bana
"bunun kaynagını açıkla bakalım mekan..?" deselerdi..
kaynagını sizin gibi   izah etmem sözkonusu bile olmayacaktı
dolayısıyla ..şekilde görüldügü üzere..
yöre folkloru konusundaki engin bilgilerinizden damla damla faydalanıyoruz..
lise yıllarından beri ugraştıgım bu konuda   
iltifat tanımam hanfendi..
bizim ki ustalara hayranlıgımızın ifadesidir..
gerçekten bu konuda çok bilgilisiniz..
Yaregümenin..
Atından inip.. 
Yerleşige geçen..
tütün pamuk hıyar yetiştirmeye başlayan.. 
ilk  türklerin  dominant türk kültürü ile
tüm kadim anadolu halkları ile
anadolu kültürünün harmanladıgı
Ege kültürünün muhteşem kaynaklarından birisi olan
Denizlinin Tavas-Acıpayam  yöresi ile dogrudan ilgisi vardır..
Tavasın bir köyünden gelen(Kızılca-bölük köyü olabilir)
Özay Gönlümün
Sazının adı "yaren"dir..
Bölgesinin ismini vermiştir.. Bu bitiştirilmiş iki saza..
Büyük saz ve söz Ustası..
(tavas'tan sözettik te Artık Kırali Reis Bize bir "tavas zeybegi" gönderir mi bilemem..)
Sohbet datlı
emme velakin
Lafı uzattık galiba..
Sohbetin devamı dilegiyle
tekrar teşekkürler Hanfendi..
Sevgi,  Saygı ve Selamlarımla..
Mekan DEMİRKAYA 
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -7

Çok teşekkür ederim, Mekan Efem,
İltifatlarınız karşısında son derece mahcup oldum.
Efendim,
Sabah oldu muydu bizim o eski Osmanlı evinin taa en alt bahçedeki
ana kapısının kol demiri  yuvasından çıkarılır, tabancadan  bir misli büyük demir
anahtarıyla kilidi açılırdı. Ceviz   kapının  dışarda  anahtar şeklinde
bir açacağı vardı, o anahtarı  sola    çeviren mandalı açar eve girer gelirdi.
Koca kapının  sövesinin üstünde bir çan asılıydı, kapı açılınca
çan sesi en üst katlardan dahi işitilir bir gelen olduğu anlaşılırdı.
İşte bu gelip gidenler arasındaki yaşlı - köylü teyzeler "ama"ya  "emme", hatta
"helemme" bile derlerdi evet. Bu sözü babam "amma velakin" olarak söylerdi.
Hepsi de doğrudur.
Söz sözü açıyor; Tire'de  Ramazan davulcuları davulu belli bir tempoda çalarlar
ve  belli bir müzikle mani okurlar;
İşte onlardan bir tane:
 
"Yenicami direk ister,
Söylemeye de yürek ister,
Benim karnım tok helemme,
Arkadaşım da börek ister."
 
Buradaki "helemme" yi "ama " ile değiştirdiklerinde
hece sayısını " Benim karnım toktur amma" da olduğu gibi
dir dır eki ile denk getirmişler. 
 
Zeybek havaları içinde, çocukluğumuzdan beri
kulağımızdan silinmeyen  "İzmir'in kavakları dökülür yaprakları"nın yeri çok özel olsa da
" Gar mı yağıp ba, Yarengüme'nin dağına efem? var ya
O, bu dizedeki diyalekti ile çok hoşuma gidiyor. 
 Çünkü, Ege  dağ köylerinin saf değişmemiş yerel ağzı ile;
" Yarengüme'nin dağına durmaksızın kar mı yağmakta?" diyor.
 O dağına dese de , ben nedense b u sözü "Yarengümenin  başına"
olarak algılıyorum.
Burada ki  " ba" ; ki bu sözcük  " bakı"  olarak ta kullanılır: " bakıyor" un kısaltılmışı,
devam ediyor, durmaksızın yağıyor anlamında kullanılıyor.
Benzer şekilde bir de "duru= durur", "durupdurur "  kullanırız
  " Filanca, hasta, yatıp batı=yatıp duru=  yatıp durur"
Bir de "gelip gelii" vardır . Karşıdan geldiği görülen kişi;" gelip gelii" dir.
Bu zeybek te de;
" gar mı yağıp ba" derken  ayni şekilde; " o dağın başına  şu anda karmı yağıp durur ?" diyor.
 Şimdilerde bu derece yerel bir diyalekti kazalarda yaşayan gençler bile konuşmayabilirler,
ancak köylerde ,dağ köylerinde bilinir zannediyorum.
Anlatım biraz karışık oldu, malum bizim diyalek yabancı dil gibidir. Muğla- Bodrum yöresi
turizme açılınca dilimiz de yaygınlaştı.
Ben oralardan ayrılalı çok  oldu, Muğla'lı Aydın'lı, İzmir 'li efelerimiz bilirler doğrusunu. 
 
Yaren Güme' ye gelince, nasıl Bursa Uludag'a yaslanırsa Bizim  Tire de,
güneyinden Güme Dağına yaslanır. Aydın'la  aramızda Güme dağı bulunur.
Yarangüme  bu dağın köylerinden birisi olacaktı gibi geliyor bana.
 Yarangüme, çocukluğumdan aklımda kalmış bir  yer adı sanki.
 
Yazdığım marul banması, sadece bir sos.
Balla sarımsakın birlikte yenmesi, bal- sirke; sirkencubin
benzeri , pekmez ve sirke  karışımı olan marul banması sosunu  aklıma getirince
yazıverdim.
Marul zamanında marul banması hafif bir tatlı olarak yenir.
Ayrıca göbekli marulun üst yapraklarından kıymalı marul yemeği de
yapılır, bizim marullar acımsı olmaz, yemeği de hafifçe  mayhoş olur,
hatta bu  kıymalı marul, kıymalı enginar dolmasının altına da döşenir.
Şimdi, Tire'de bahçeler apartman oldu.
Bir zamanlar marulları  o kadar güzel olurmuş ki,çevre illerden
Tire'ye araçlarla marul yemeye gelirlermiş.
 
Aklıma gelmişken; hazır, gızanla, iki üç kişi tek sıra dizilip oynar gibi yapmeye
bırakdınız, güpgüzel  daire olup, yüzyüze oynep durusunuz ne güzel.
Gızla da , o gıda, sallanmayı  vesile, gırıtıp  durmısıla pek eyi olcek emme,
ne bilem ya , siz biliisiniz, siz nasıl deeseniz öle osun gari.
Hocıların sözünün üstüne söz mü gonu heç.
Siz benim kusuruma bakmeyı verin ehtiyarlığıma veri verin gari.
Kalın sağlıcakla,
 
Güzel sözleriniz için tekrar teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı ve selamlarımla,
semra
 
   
 
 
 
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -6

Size  ve Tüm  Egelilere
egenin güzel bir köşesinden
Günaydın deyip, selam ve saygılarımı arzediyorum Hanfendi..
 
yine bilgi ve görgünüzle bizi irşad ettiniz
valla müsaade ederseniz..
Nazımın osmanlıca şiir kitabını bulup bunu türkçeye çeviren
klasik türk müsikisi konusunda derin bilgisi yanında..
yöre müzigi konusunda engin bilgiye sahip..
yöresinin giyiminden mutfagına.. Bu arada sayenizde yöresel bir yemegin yapılışını ve adını da ögrendik..) 
yöre agzından 
 
(Yöre  agzını unutmamışınız..
çok güzel bence..)
(acaba dediginiz gibi "amma velelakin" mi yoksa "emme velakin mi?
Yörük ali konuşmalarında en sık ettigi laf "emme velakin"miş   )
 
dügün töresine
tarihinden.. geçmişinden
cografyasına kadar
tüm folklorik yapısına hakim
zarif arkadaşım
eger  izin verirseniz ..
şahsınıza..
bu konudaki hayranlıgımızıda arzedecegim..
 
Aslında mektepliler degil
siz haklısınız..
(kaynak kişi gösterilen çook yaşlı hanımlardan derlenen hanım zeybeklerinde
fazla salınma ve sallanma yoktur..)
 
ancak
işi biraz ruhuyla özüyle
yorumlar isek..
Yani..
hanımlarımızın kadın oldugunu
onların oyunla birlikte kendi marifet ve endamlarınıda yansıtmalarının çok dogal oldugunu..
Keza..
Halk oyunlarında kareografik  sunum amacınında ön planda bulundugunu 
gözönüne alınır ise..
kadın zeybeklerini  biraz  stilize edilmesi uygun karşılanabilir..
 
sizinde çok iyi bildiginiz gibi..
Zeybek oyunları.. 
Genelde..
şahsın kendi vekarını
kendi karakterini 
kendini tanımlama figürlerinden oluşur.
kaynagı paganik dönemlerdeki törenlerin
ritüellerine dayanır..
 
zeybek
Kafkas oyunlarındaki gibi dam-kavalye tarzında..
ya da
halay vehoron  oyunlarındaki gibi  
uyum ve tek sesliligin hakim oldugu
bireyselligin degil
birlikteligin hakim oldugu oyun tarzına pek benzemez..
 
Dolayısıyla zeybek oyunun üstüne yakılan
türkülerde
genelde..
halkın  degerlerine (mertlik cesaret adalet dürüstlük zorbalıga haksızlıga karşı durma)
sahip yigit insanlar  anlatılar..
İlk mısralar genelde Mahal belli edilir..
veya asıl merama kafiye hazırlıgıdır..
İzmirin Kavakları
dökülür yapraklar.."
 
"Çökertmeden çıktım da halilim"
"Öfff  Ülen  de üf ülen
Karadagların sandalı da sandalı"
"yerkesigi ile şu pisinin arası.."
 
"garmı yapa Yare göme'nİn (denizlide bir köy ) dagına"
 
Harmandalı efem geliyor (harmandalı =izmirin bir bölgesi)
 
Alıdaverin barutumu saçmamı
üçgün oldu şu Mugladan kaçmamı(a)
gibi
sonra
Tanımlanan bahadıra gelir sıra..
Cepkenimin kolları
parıldıyor pulları..
Yörük Ali geliyor..
Açılsın Aydın yolları."
 
Halkımız
Zalimler tarafından vurulanı kollar
vurulmayanıda takdir eder
"Kamalı da Zeybek vurulmuuş..
Çakıcıya sözüüm yok.."
 
"Yassıl daglar yassıl..
"Osman Efem de geliyor.. vay vay..
Yigitler köküyle namlanır.. ve
namıyla ya da halkın verdigi lakapla anılır..
anılır halk kültüğründe
 
Sepetçoglu..
Kiziroglu
Kadıoglu..
İnceoglu..
Kerimoglu..
Yörük Ali..
Kurdoglu..
 
eger üstüne henüz türkü yakılmamış ise..
yöreleriyle belirlenir..
 
Bozdogan zeybegi.."
Aydın Zeybegi..
Ataköy Zeybegi (Özdereden İzmire geçerken yanından geçilir.. pek güzel bir köydür.. zeybegide pek güzeldir..
Bozdogan Efesi Halil Apaydın Hocam da pek güzel oynar bu ataköy zeybegini..)
Manisa, serenler, mugla, kütahya uşak, çanakkale
tavas zeybegi gibi..
Anadolunun dagşlarından dogar büyür büyür
İzmirde bilurlaşır asıl şeklini aşlır bu zeybekler..
Bir kordonboyu zeybegi yürekler titretir..
Bir koca arap izmir zeybeklerince bir başka güzellikte oynanır.. (Hadi gari Akın Efem   koca arap çalıyor..)
 
Büyük bir kültürün bir ürünü olmak pek güzel birşey..
Öyle degil mi..Hanfendi..
Ne dersiniz..?
 
Sevgiler Saygılar ve Selamlar..
mekan DEMİRKAYA
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -5

Mekan Kardes,

Sağ olsun, var olsun;  adimizi anmış,
Zeybek konusunda bizim bildiğimiz gördüğümüz
doğaçlamalardan ibarettir .
Zeybeğin mektepli hocalarına  biz Ege'liller,
her ne kadar, bazen haddimizi aşıp;" zeybek öyle mi oynanı,  gı,
 gızlara nası oynadıp durusunuz öle!" deme cüreti göstersek,
onlar da  nezaket gösterip bize hiç ses etmeseler de,
bu işin mektebine gidenlerin  teorik bilgileri bizden çok fazladır.
 Amma velakin (daha önce kim bilir kaç kez yazmış olabileceğim,
pek sevdiğim,  ilkbahar- yaz öğle yemeği üzerine fena gitmeyen
 bir sos tarifi ile bu sohbete katkıda bulunup 
ağızlara biraz  datlı, biraz sirkeli bir tat sunabilirim.
Buyrun :
Marul Banması:
Bir aile sofrası için yeteri kadar göbekli marul yıkanıp
hazırlanıp, buz gibi pırıl pırıl kalaylı bir siniye ya da herhangi bir tepsiye konur.
Banma (sos):
Çukurca bir kaba, gün balı Ya da pekmez konur,( tabii günbalı bulunmaz siz pekmezle idare edin.)
 bu pekmeze  damak tadınıza uyacak ölçüde sirke, isterseniz çok az tuz.
(Ben tuz koymuyorum tadı değişmiyor.) eklenir.
Bir güzel karıştırılır. Göbek marul yaprakları koparılıp, katlanıp
bu   sosa batırılır yenir.
Eh, yin  gari bakalım afiyet olsun.
  Küçük bir not: Eski bitkisel şifa kitaplarında sirke- bal karışımın adına
sirke-bal anlamında; "sirkencubin"/ "sirkencebin" derler bilirsiniz.
Afiyette osun gari gızanla, yin bakan, ne deverem gari ben size?
Hoşçakalın.
semra
Blogged with the Flock Browser

Pisili Kerimoğlu -4

Teşekkürler Kutlu Hanım, sandalye ile sandal ağacı arasındaki ilişkiyi ilk keşfetmiş olmak duygusuna soğan doğradınız.
K.Turan


Merhaba Kerim Turan..
 
Bozma moralini Sevgili Dostum ..
ben senin çook eski arkadaşınım
keşfinin etkileri elan devam ediyor..
üstünde bende kafa yoruyorum
Kutlu Hanfendi senin bu sandal-ye ile sandal agacı
hatta Çökertmeden selametle çıkan bitez kıyılarına varmadan kopan kıyamet nedeniyle
seferi yarım kalan halilimin sandalı arasındaki
keşfettigin muazzam ilişkiyi  biraz hafife almış olabilir..
ama dedimya ben senin bu tür keşiflerine alışkın ardaşınım..
1970lerde çıgırda sabahın köründe..ki
muazzam keşfini hiç unutmadım..
hanii..
kahvaltıda..
bal ile sarmısagı karıştırıp
harika bir alaşım  
elde ettigin ve metalürji alanında devrim sayılacak..
gürbüz çocukların üretimesinde toplam kaliteyi artıracak
keşfin ..
hani..
makul mantıuklı ve yeterli beslenme ana bilim dalında çıgırda açtıgın çıgır..
hani..
bu alaşımı afiyetle götürürken
ve bu açtıgın çıgır sayesinde çıgırın sahibininin dudagındaki sigarayı gömlegine..  
kuzey vargın saçlı garsonunun  dik saçlarını gözüne düşüren..
çevredekilerin. .
Sipariş vermeden hemen önce
"Tadı Nasıl  kerim iyi bir şey mi ..?"
sözleriyle sana olan hayranlıklarını (Daha dogrusu bilime duydukları hayranlıklarını )
dile getirdikleri
dehşet keşfinden bahsediyorum. . 
 
Bozma moralini kerim turan..
 
 
NOT..
bu arada Sevgili Reisin gönderdigi..
Kerimoglunun 10 yakın versiyonu bulundugunu bilirsin..
bebde..
Aydın  mugla Denizli  İzmir ve bodrum versiyonları var..
popüler olanı..
Tolga kardeşimizin söyledigi.. yigitlik saçan.. İzmir versiyonudur. .
Ammaa.
Muglanın asalet fışkıran kerimoglu zeybegide bir başka oluyor..
Ben bilgisayarıma kaydettigim diskten bu türküyü ayırıp gruba göndermenin teknik yolunu bilmiyorum..
bu işler senin işlerin oldugu için ayrıca müziklge olan ilgin nedeniyle
senden yardım
Müziki üstadımız Kıralı Başkandan da takviye destek istedik.. 
 
 Sana Kiraliye Akın biladerime..
Kerimoglu ve zeybek konusunda gösterdikleri ilgi için çok teşekkürler..
Kaptan Hürol , Semra Hanım Aydın esen Neptün Kolat  cenani yalkın Kaya ugur gibi daha bir nice..
haso egeli (Tabiki Sakallı Ayhan hariç )  
dostlarımın katkılarınıda ayrıca bekliyoruz..
 
Tüm dostlara..
Sevgi..Saygı ve Selamlar..
Mekan DEMİRKAYA

Blogged with the Flock Browser