16 Eylül 2011 Cuma
Dağcılık Mavraları-1
20 Temmuz 2011 Çarşamba
GELENEKLERİMİZ - 2
9 Mayıs 2011 Pazartesi
KEMALİST BAKIŞ AÇISINDAN SELANİK-KAVALA GEZİSİ
6 Mayıs 2010 Perşembe
Hıdırellez Üzerine
Baharın gelmesi, doğanın yeniden canlanması ve bolluk-bereket için yaklaşık 5 bin yıldır kutlandığı bilinen Hıdrellez geleneği, İbraniler aracılığıyla Suriye; Mısır üzerinden de eski Yunanistan’a, buradan da Anadolu’ya geçmiş.
İlkçağlardan beri Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve Doğu Akdeniz çevresindeki ülkelerde bahar veya yazın gelmesi nedeniyle çeşitli törenler yapılıyor.
Hıdırellez inanışının özelliklerini taşıyan ilk törenler M.Ö. 3 binin sonlarında Mezopotamya’da, Fırat ve Dicle nehirlerinin etrafına bolluk ve bereket getirmesi için Tommuz veya Dumuzi adı verilen tanrı adına yapılıyordu.
Anadolu’da Hıdrellez, yaygın inanışa göre, Hızır ile İlyas peygamberlerin bir araya geldiği günün anısına, 5-6 Mayıs’ta kutlanıyor.
Hıdrellez günü, eski Türklerdeki halk takvimine göre 6 Mayıs-8 Kasım (Hızır Günleri) tarihleri arasındaki yaz mevsiminin başlangıcı kabul ediliyor. Hıdrellez’in yaklaşması ile de çeşitli hazırlıklar yapılıyor. Hızır peygamberin eve uğramasını sağlamak için evler, ev eşyaları, mutfak eşyaları, kıyafetler temizleniyor. Hıdırellez günü kuzu veya oğlak kesilip, çeşitli yemekler hazırlanıyor. Bazı bölgelerde birgün öncesinden oruç tutularak karşılanan Hıdrellez gününde, “Hıdırlık” adı verilen mesire yerlerine gidilerek çeşitli eğlenceler düzenleniyor.
Hıdırellezsözü, insanlara iyilik yapmakla görevli,kutsal varlıklar olduğuna inanılan, Hızır ve İlyas adlarında iki arkadaşla ilgilidir.
Hızır-İlyas söylemi, halk arasında uzun yıllardır süren kullanımın sonucu yıpranmış ve r0;Hıdırellezr1;şeklini almıştır.
Yöresel söylentiye göre:Hızır da İlyas da insanları ve doğayı çok seven, iyilik yapmaktan paylaşmaktan ve paylaştırmaktan hoşlanan, yardımsever iki arkadaştır.
İlyas'ın herşeyi merak edip sormak gibi bir alışkanlığı vardır.Hızır ne zaman birşey yapsa İlyas hemen:r1;Neden yaptın, niye yaptın ?r1;türünden sorularla bunaltırmış onu.Hızır önceleri umursamamak istemişse de sonraları dayanamaz olmuş İlyas'ın bu meraklı ve sürekli sorularına.
Bir gün.r1;Bu böyle olmayacak,ya sen bana sorular sormaktan vazgeçeceksin ya da ayrı ayrı çalışacağızr1;demiş Hızır.Aralarında böyle bir sorunun çıkmasına üzülen İlyas,bir daha sorularıyla onu rahatsız etmeyeceğini söyleyip özür dilemiş.Ancak,huy bu ya, bir süre sonra sözünü unutup sormuş yine,r1;Bunu neden böyle yaptın?r1;diye. Hızır'ın tepkisi üzerine de yine söz vermek zorunda kalmış.Kalmış kalmasına ama birkaç gün ancak dayanabilmiş ve yine unutup sorular sormaya başlayınca ayrılmaya, yalnızca yılda bir gün, buluşmaya karar vermişler.Bu birbirini çok seven iki arkadaş.!
İşte r0;Hıdırellezr1; adı altında, her yıl Mayıs ayının altısında, yurdumuzun hemen her yöresinde, türlü etkinliklerle kutlanan günün söylentili öyküsü.
Merzifon ve yöresinde Hıdırellez ile ilgili geleneksel kutlamalar sırasında şunlar yapılır:
-Hıdırellez'in her yıl 5 Mayıs günü ikindiden sonra başladığına inanılır.
-5 Mayıs günü ikindiden sonra, genellikle kadınlar, Kümbet Hatun Türbesi'ni ziyarete giderler.Türlü dileklerde bulunup,mumlar yakıp,dua ederler.Dileklerini ,türbe çevresindeki küçük taşlarla ya da önceden hazırladıkları modelize şekilleri herhangi bir yere bırakarak yaparlar.
-5 Mayıs günü akşamı, gül dallarına paralar asılır.(Eskiden kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş.)ya da açık cüzdan bırakılır.Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak,varlıklı kişiler olmak düşlenir.Asılan paralar ya da cüzdanlar 6 Mayıs sabah erkenden geri toplanır.
-Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir,gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.
-5 Mayıs akşamı evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmaz.
-5 Mayıs günü (Nişanlılar arsında)oğlan evi,kız evine Hıdırellez Kurbanı, olarak süslenmiş bir koç gönderir.Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte yenir.Yemeğe çağırılanlar,çarşaf,havlu
yemeni ve gönüllerinden kopan armağanlar getirirler.Getirile n armağanlar ipler üzerinde sergilenir.
-Hıdırellez günü,erkenden kalkılıp kapılar açılır.Genç kızlar için hazırlanan sandıklar açılır.Açılır ki eve bereket dolsun, genç kızımız da iyi bir evlilik yapsın.
-Hıdırellez günü,bazıları sabah gün doğarken kırlara,bağlara,bahçelere çıkıp buralarda Hızır'ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler.
-Hıdırellez günü,doğa ve insan sevgisi çok önemlidir;çünkü Hızır ve İlyas,insanları ,doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.
-Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından koparılmaz.
-Hamur işleri,dolmalar, türlü yiyecekler hazırlanarakr1; NAZIRr1;adı verilen yerde, Merzifon-Samsun karayolunun yol kenarında, yiyip-içip eğlenilir.(Önceleri Hıdırellez kutlamaları, evlerde,herkesin kendi bağ ya da bahçesinde, daha kalabalık gruplar olarak da
Karamustafapaşa Köy'ü yakınlarındaki r0;Pehlivanr1; denilen yerde yapılırdı.)
-Merzifon'da sobalar, Hıdırellez'le birlikte kaldırılır.
-6 Mayıs günü ikindi zamanı Hıdırellezin bittiğine inanılır.Ancak eğlenceler hava kararıncaya değin sürer.
-r1;Hızır uğrasın! r0; dileği bolluk gelmesi anlamında kullanılır
BÜYÜK LAROUSSE GÖRE HIDIRELLEZ
HIDIRRELLEZ- a-(Hızır ve İlyas'ın adlarından)Folk. Hızır ve İlyas Peygamberlerin her yıl buluştuklarına,doğanın yeniden canlandığına inanılan ve halk takviminde yazın başlangıcı sayılan gün(6 Mayıs)Bu günde yapılan şenlik ve törenler.
ANSIKL.Söylentiye göre, Hızır ve ilyas Peygamberler, ölümsüzlük suyundan(Ab-ı Hayat)içmiş iki kardeş ya da dosttur.Her yılın 5 Mayıs'ın? 6 Mayıs'a bağlayan gecesi buluşup doğaya can vermek üzere sözleşmişlerdir.Hızır ak sakallı kırmızı papuçludur.Üzerinde çiçeklerden yapılmış bir cüpbesi vardır.Baharın müjdecisi sayılan Hızır,bitkilere can verir,darda kalanların yardımına koşar.Ayaklarının bastığı yere baharın bereketi yerleşir.
İlyas ise uzun boylu ve nur yüzlüdür.Elinde uzun bir değnek taşır,keçi derisinden yapılmış uzun bir gömlek giyer.O da suların,bir başka inanışa göre de hayvanların koruyucusudur. Gezindiği yerlerde hayvanların bereketi artar,sayıları çoğalır.
Anadolu'nun birçok yöresinde Hıdırellez gecesi dilenen dileklerin gerçekleşeceğine,hastaları n iyileşeceğine,uğursuzlukların sona ereceğine,sorunlara çözüm bulunacağına,kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına ilişkin yaygınbir inanış vardır.Bu nedenle de 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece kırmızı bir bez içine madeni paralar konarak gül dalına asılır.Böylece bereketinin artacağına para ertesi sabah erkenden yerinden alınıp cüzdana yerleştirilir ya da para kesesinin dibine dikilir.Ev sahibi olmak isteyenler, dört yol ağzına ya da bir gül dalının dibine, kibrit kutusu, hamur,çöp vb. şeylerle ev benzeri maketler yaparlar ve ertesi gün erkenden geri alırlar.
Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılır.Aynı amaçla tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden yatmak gelenektendir.
Düşlerinde kendilerine altın tastan su verecek kişinin koca adayı olduğuna inanılır.
Evlenmekte gecikmiş olanlar o gece başlarının üzerinde kilit açtırırlar.
O yıl şansının açık olup olmadığını denemek için başvurulan uygulamar da vardır:
Anadolu'nun birçok yöresinde 5 Mayıs gecesi,kapının önüne süt dolu bir tas konulur,bu süt yoğurda dönüşürse evin bereketinin artacağına,evdekilerin şansının açılacağına inanılır.Yalnız, uğurun bozulmaması için kimsenin bu konuda birbirine soru sormaması gerekir.
Aynı amaçla,boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz;diğerine siyah iplik bağlanır.Ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine yok eğer siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılır.
Anadolu'nun hemen her yöresindeki yaygın bir uygulama da : 5 Mayıs akşamı su dolu bir çömlek içine genç kızların yüzük, küpe, toka vb. takılarını koyup gül dalının altına bırakmalarıdır. Ertesi gün anesinin ilki olan bir kız çocuğuna bu eşyalar tek tek aldırılır.Bu sırada maniler okunur okunan mani çömlekten takısı çıkan kızın kısmetidir.
Anadolu'nun bazı yörelerinde de Hıdırellez günü, kasım ayından mayıs ayına değin süren kış döneminin hesaplaşma günüdür.O gün hayvan sayımı yapılır, çobanın hesabı kesilir,yaz dönemi için yeniden anlaşmalar yapılır.
Anadolu'nun her yöresinde, Hıdırellez günü kırlara çıkıp çeşitli eğlenceler düzenlemek gelenektir.O gün kırlarda koşup oynayanların kışın güçlüklerinden kurtulacağına inanılır.Kırlardan toplanan kırk tür bitkiden kaynatılarak elde edilen suyun, tüm hastalıklara iyi geleceği inancı da yaygındır.
Osmanlılar zamanında, İstanbul'da tüm gün süren eğlencelerle kutlanan Hıdırellez, Anadolu'nun birçok yöresinde günümüzde de yaşatılır.Doğayla iç içe ve ona bağımlı olan kırsal yöre insanınca canlı bir biçimde yaşanılan bu gelenek,bir tür gündönümü şenliği niteliği taşır.
Nur Algan Esen.
Sevgili Nur,
Basin yayin mezunu, bizden epey sonraki nesilden
bir hanim arkadasimiz oyku yazma denemeleri yapardi.
Onun araciligiyla Kitapci dukkanina gidip geldigimiz bir Yayinci vardi
Ankara'da bir edebiyat dergisi cikarirdi.
Benim de bir kac siir ve oyku cevirimi yayinlamisti.
Bana bir gun cevirlmek uzere;" And Now Miquel"
adli bir cocuk- genclik kitabi verdi.
Cevirip, goturdum,o sirada bazi sorunlari vardi, kitabi, kursun baski
teknigiyle bastirdigindan redaksiyonu pek iyi olmamisti.
Yayimci, kitabin adini" Hadi Bakalim Mique"l koydu.
Oykusu gercek yasamdan alinmisti.
Orta Amerika'da Ispanyol asilli, besici bir ailenin oykusuydu.
Yazari fotografci/ ressamdi gaiba ?
Sanati icin o ailenin yaninda kalmis yasadiklarini yazmisti.
Miquel'in, bir dilegi vardi, yaz geldiginde buyuk erkeklerle
birlikte o da Sangre De Christo Daglarina yaylaga gitmeyi cok istiyordu.
Miquel'in bizim azizizimizdir diye tanittigi, aziz, cifcilere yardim eden
bir azizdi. Adi:Saint Ysidro! : Ysidro- Idris?
Her yil,, Ilk baharda, Mayis ayi baslarinda
bir gun Saint Ysidro gunu kutlaniyordu.
Aksamdan dilekler yaziliyor, ertesi gun toplu yemek yeniyor...
O yil Saint Ysidro gununde abisi askere gitmeyi dilediginden,
dagda Miquel'e ihitiyac duyulacagi icin, Miquel'in dilegi de
olmus, daga gidebilecegi haber verilmisti kendisine.
Dunya ne kadar kucuk degil mi?
Sevgilerimle,
Semra Toprak
4 Kasım 2009 Çarşamba
Armut ve Kavut Meselesi
Kıymetli Sermuharririmiz,
Bu gavutun içinde öğütülmüş armut kurusu da varmış...
Elbette tadına bakmak isteriz...
Hakkında bu kadar bilgi döktüren Vecdi dostumuz denemeden edemez.
O sıra yanında olmak lâzım.
Lâkin Bedri Rahmi aşağıda da görüleceği üzere,
"İşte armutlarımız çırılçıplak
Ne avret mahallerinde yaprak
Ne de kendilerini verirken naz ederler"
arkasından da,
"Isır meyveleri tosunum birer birer
İnsanoğlu cennetlerin en güzeline
Meyveleri ısırarak girer."
diyor.
Demek ki kurutmaya bekletmemek lâzım...
Isırarak yemeli...
Armudu o haliyle muhafaza için ne yapmak lâzım geldiği
ekteki kısaltılmış çeviride mevcut.
Oğlum Mehmede
Meyvelerimizi Takdim Ederim
İşte armutlarımız çırılçıplak
Ne avret mahallerinde yaprak
Ne de kendilerini verirken naz ederler
Üç aylık sabinin gülüşü
Yağmurun kendiliğinden dökülüşü gibi
Herşeylerini verirler
Yabana atma meyvelerin şehvetini tosunum
Şehvetle nur
Yalnız meyvelerin cennetinde
Haşrüneşr olur
Dalından ayrılan meyveye kulak ver
Hâlâ içerisinde toprağın uğultusu
Ve için için akan serin çeşmeler.
Isır meyveleri tosunum birer birer
İnsanoğlu cennetlerin en güzeline
Meyveleri ısırarak girer.
Oğlum Mehmede meyvelerimizi takdim ederim
Dilerim Allahtan
Meyve ağaçları sıralansın ömrün boyunca
Hazzın biri tükenmeden
Öteki yansın dallarda alev alev
Ve rüyalarına salkımların buğusu dolsun
Cürmün çağla taşlamaktan
Yaran böğürtlen dikenlerinden
Ölümün ağulu dutlard
Bedri Rahmi Eyüboğlu
| ||
12 Ekim 2009 Pazartesi
Saklı bi şey yok (Bir Cumhuriyet Hikayesi)
Kimse " bana ne senin köy'ünden" demediğine göre devam ediyorum Efendim,bendeniz. İşte böylesine yiğit, Böylesine zeki, Ve böylesine gürses'li bir köy'den çıkmışım. Benim dedem.Köy'ün "hatip hocası"dır "İmiş " demiyorum,çünki 90 küsür yaşında ölen dedemi,aklım başımda iken tanıma fırsatım oldu. Kendi davarının yağını, Kendi kovanının balını yer, Kendi cigarasını kendisi sarar, "kav" ve "çakmaktaşı" ile yakar. Kendi kavurup çektiği kahvesini, Tepesinde her daim asılı cezvesi'nde, Gün boyu başında oturduğu, Yine her daim yanan " ocak" ta Odun ateşinde,külünde, kendi pişirir. İçer ve servis yapar. "hatip hoca" elbette şimdiki hocalar gibi, Tarikatçı,şeriatçı Sadece "Cuma" ve "bayram" namazlarını kıldıran, "Aydın" ve "Atatürk "çü Harf devrimin den sonra, " Millet Mektebi" adı altında Köylerde açılan,ve köylüye Geceleri erkeklere, Gündüzleri kadınlara, Okuma,yazma ve yeni alfabeyi öğreten Okullara , Alpu köy'ünde öncülük yapmış Ve herkesten önce kendi çocuklarını okutmuştur. Bunu daha iyi anlatabilmem için Burada bir parantez açmam lazım (Dedemin 2 oğlu ,biri öğretmen diğeri orman yüksek mühendisidir. ** Yol'un,Okul'un olmadığı o yıllarda ilkokul 3 ten itibaren evden köy den uzakta ve tamamen yatılı gerçekleştirilen bir eğitim ile ** Öğretmen olan amcamın oğlu DTCF Rus Filoloji,kızı Veteriner hekimdir. DTCF mezunu amcaoğlunun üç cocuğundan 2 oğlu spor akademisi mezunu ve bir kızı Orman Yüksek Mühendisidir. Veteriner amca kızının tek oğlu ise SBF mezunudur. Orman Mühendisi Babama gelince 5 Çocuk okutmuş 3 erkek sırası ile DTCF İtalyan filolojisi,DTCF Fransız Filolojisi ben,SBF iki kız ise Adana iktisadi ticari ilimler akademisi. İtalyan ağabeyin kızı ODTÜ, oğlu Marmara Ün..Almanca İnformatik Fransız ağabeyin iki oğlu Amerikada UTAH'ta elektrik mühendisliği Benim oğlan ve kız İzmir 9 Eylül,İktisat ve Ekonomi Kızkardeşimin 3 kızı sırası ile İ:Ü İktisat .Marmara Ü ekonomi.ve Boğazici Psikoloji mezunu Diğer kızkardeşimin oğlu İzmir 9 Eylül Amerikan dili,kızı İ.Ü Amerikan dili mezunudurlar. 4 aileden oluşan,25 haneli,altmış nüfuslu Alpu Köyü'nün sadece " bir "ailesinden çıkan, 24 üniversite mezunu insanlar bunlar. Demekki Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyet." O " nun önderliğinde. Tüm yokluklara rağmen "Millet mektepleri" "Halk evleri" "Öğretmen okulları " İle,Aydın bir nesil yetiştirmek için Her zorluğu aşmak için uğraşmış, Sonrakiler naapmış, ? Bunların hepsini kapatmış Körpe beyinleri, Örümcekli kafalara teslim edip, Aradan 70 yıl geçtikten sonra "baba beni okula gönder" kampanyalarına muhtaç etmişler. xxxxxxx Cumhuriyet'in 10.ncu yılında , Onuncu yıl marşını tüm Millet'e öğretmek için, Bir seferberlik yapılıyor. Önce okullarda talebelere öğretilen bu marş'ı, Gidip köylerinde köylüye öğretmeleri için Sonradan bu talebelere izin veriliyor. O zaman Adana'da ortaokul 2 nci sınıfta okuyan Babam, Köy'e gelip,Dedeme anlattığında, Tüm köylüyü topluyorlar Ve ertesi günü köyde yapılacak merasimde söylenmek üzere Marş'ı ezberletmeye çalışıyorlar. Ama, "köylü" ,"güfte" yi öğrenmesine rağmen,"beste"yi bir türlü tutturamıyor ve bu nedenle Marş söylenirken de her kafadan bir ses çıkıyor. Dedem bir çözüm buluyor; "Arkadaşlar,bu Marş'ı ,Köy'ün düğün alayının bestesi ile söyleyelim" Böylece tüm Köy tam bir uyum içerisinde ve haykırarak; " Çekin halay düzülsün, Hay leleli lele hay, Sürmeli gözler süzülsün, Hay leleli lele hay. Halay'a gelmeyenin, Hay leleli lele hay Vurun böynu bükülsün, Hay leleli lele hay" Beste'si ile ve ; "Çıktık açık alınla, Hay lele li lele hay, On yılda her savaşta, Hay leleli lele hay" Güftesi ile hep bir ağızdan,"Marş" eksiksiz ve tam bir uyum içerisinde söyleniyor. Akşam olunca da Her köylü bir eşek yükü odun ve çıra getirecek deyip, "Karınca Dağı"nın Aşağılar da Pozantı vadisine bakan yamacına, Bu odun ve çıralarla ".Onuncu yıl " anısına ,kocaman bir " 10 " yazıp,ateşe veriyorlarda, Geceleyin bu ateş çemberini gören Pozantılılar, Önce ne olduğunu anlamadıkları için "Alpu" yanıyor zannediyorlar. Saner Gürdil . __,_._,___ | ||
10 Nisan 2009 Cuma
Toroslarda, Antalya'dan Elmalı'ya
Antalya, denilince hep sahili hatırlanır. Çocuklarm küçük iken, biz de bir kaç yazımızı Akdeniz sahillerinde geçirmiştik. Kaldığımız tesisin imkanları ölçüsünde 12-15 gün sahilde kaldıktan sonra dönerken de Toroslar’a vurup dağlarda bir kaç gün geçirmeyi adet edinmiştik. Yine bir tatilin sonuna doğru, Elmalıda iki gece konaklamaya karar vermiştik. Elmalı denilince de aklım hep karışır. Şehzade korkut, Abdal musa, Ümmî sinan, Şahkulu gibi isimler kafamda uçuşur. Şahkulu neden kıyam etti? Onca Türkmen nasıl peşine takıldı. Birkaç derviş, bir avuç Türkmen ile başlıyan hareket nasıl bir sele dönüştü. Bunlar zihnimi oyar durur. Her neyse, benim paylaşmak istediğim, Elmalı yolculuğu idi. 1991 yılında, Eşim ve iki oğlumla, Kaş’tan Elmalı'ya gidiyoruz. Bir arkadaşım bize refakat ediyor. Yollar dar ve bitmez tükenmez dönemeçler... Hava korkunç sıcak. 1990 model toros arabamda serinlemek için bir düzenek yok. Ancak camları açabiliyoruz. Sonunda Gömbe'ye geldik. Arkadaşımın bizi bir elma bahçesine götürdü. Gömbeli bir Türkmen'in bahçesi. Bahçenin bir köşesinde küçük bir ağıl. Ağılda kebaplık oğlaklar ve elmaların altında bir kaç masa. Bizim masamızı bahçenin kenarından akan gür bir suyun üstüne kurdular. Suyun serinliğinden faydalanalım diye. Bu işi yapan genç sıcaktan "börtlenmişsiniz diyordu. Şaklanmış domates, kırılmış soğan, Harika bir yoğurt ve taze oğlak kebabından meydana gelen, yemeğimizi yerken, bolca da su tüketiyoruz. Masamızda su bitti. Su istedik. Hizmet eden delikanlı sürahiyi aldı. Akan suya daldırdı. Masaya bıraktı. Eşimin gözü adama takılı kaldı. Genç adam yaptığı işin yadırgandığını anlamıştı. Hemen arkamızdaki kayalık zirveyi işaret etti. Su oradan geliyordu. Endişeye mahal yoktu. Daha sonra su istemedik. Surahideki su da bitmedi. Bardaklarımızı akan sudan doldurduk. Serinlemiştik. Açlığımız da hafif bastırmıştık. Arkadaşım Kebabın yanında rakının iyi gideceğini söylüyordu. Ben de yola devam edeceğim, araba kullanacağı gerekçesi ile reddediyordum. Elmalı'ya kadar gidecektim. Arkadaşım, bir iki saat oyalanıp serinlikte gitmenin daha uygun olacağından bahisle, beni ikna etmeye çalışıyordu. Biz tartışaduralım. İlerdeki bir küme arasından, birisi bize doğru sökün etti. Çok zayıf, çok aksak, güneş yanığı birisi geldi. Bir kolu da çolaktı. Arkasına doğru kıvrılmıştı. Üç adım ötemizde dikilip selam verdi. Tek ayağının üstüde dikiliyor, diğer ayağındaki lastik ayakkabının ucu yere anacak değiyordu. Bez pantolonu, yamalı ceketi, sekiz köşeli şapkası güneşten ve yıkanmaktan, rengini kaybetmişti. Dikilirken bir yoksulluk anıtı gibiydi. Selamdan sonra rahatsız ettiği için bağışlanma diledi. Sonra arkadaşıma adını sordu. Aslında tanımıştı. Doğrulatmak için soruyordu. Emin olunca anlatmaya başladı. -Ben ... köylüyüm. 1967 güzünde benim babam öldü. Biz cenaze kaldırıyoruz. Aynı gün senin de düğünün oluyormuş. ... Köyünden gelin almış köyünüze gidiyorsunuz. Bizim köyden geçeceksiniz. Rahmetli baban davulu .. Deresinde susturmuş. Bizim köyü köyü sessiz geçtiniz. Dağı aşana kadar davul çaldırmamış. Biz davul sesi duymadık. Geçerken alay, bize başsağlığı diledi. Yasımıza saygı gösterdiniz. Bu düğün gününüzde, bizim acımızı bölüştünüz. Baban rahmetliye teşekkür edemedim. Ama o babanın oğlu, o düğünün sahibi olarak, sana teşekkür etmeye geldim. Teşekkürümü kabul ediniz." Adamın arkasına kıvrılmış gibi duran kolu birden düzeldi. Öne doğru uzanırken yeninden bir otuzbeşlik çıkıyordu. "Şunu da misafirinizle için." diye uzattı. Artık bu rakı içilecekti. İçtik. Selam ve saygılarımla. Yücel ÖZLEM. | ||
1 Mart 2009 Pazar
Türküler Ve Kadınlarımız 2
| Geleneksel yapı ile ilgili sohbete ben de bu yıl Temmuz ayında, Sivas, Doğanşar'da çektiğim, bu resimlerle katkıda bulunmak istedim. Kıyafetlerdeki değişimi dikkatlerinize sunmak isterim. Bazı hanımlar tarih sayfaklarından çıkmış gibi. Bu eski kıyafetler Halen yörede oldukça yaygın. Ancak artık sadece törensel bir kıyafet. Bu kıyafeti günlük hayatta giyen hanım sayısı parmakla sayılacak kadar az. Kıyafetlerdeki değişim, davranışlarda da yoğun biçimde yaşanıyor. Bazı hanımlar artık böyle umumi yerlere çıkmaz iken bazıları kıyafetlerindeki değişime rağmen, bu etkinliğe aktif olarak ya da izleyici olarak, halen katııyor. Eskiden oyunlar karışık oynanırken, şimdi cinslere göre ayrışma görülüyor. Bazı sıralarda halen karışık yapnın izleri var. Bu oyunlar gün boyu devam etti. Eskiden sofralar da ortak iken şimdi ayrışma bu alanda da oldukça yaygın. Yücel Özlem Elinize saglik. bu guzel fotograflar bir dugunde cekilmis olsa gerek. Giysiler okuma kitaplarindan aklimda kalmis bir siiri hatirlatti. Su anda dusunup arastirmadan siirin butununu ve Yazarini hatirlayamiyorum TAHTACI GUZELLERI Gunesi baltalarin ucunda tasiyarak Burdan daha cok uzak Bir ormana gidiyor tahtaci guzelleri.... Yemyesil ormanlarin Bastaci guzelleri..." Bu siirehangi kusagin okuma kitabinda rastlamistimbilemiyorum. Belki kendi kitabimdi. Belki abilerimin. Okumayi ogrendikten sonra eski evdeki dolaplari karistirip buldugum okuma kitaplariResimli AyCocuk DergileriTasvir-i Efkar Gazete Koleksiyonlari uc kusagi kapsar. Okuma kitaplarinin yeni turkce harfleriyle basili olanlari Bu gun keske simdi elimde olsalardi dedigim adlari GUZEL YAZILAR olan dayilarimin okuma/ edebiyat kitaplariydi. Sonra aramizda 10 yasi askin yil olan abilerimin kitaplariikinci kusakve sonunda 3. kusakbizim kitaplarimizAlfabeokuma kitabiGiderek Nihat Sami Banarli'lar... Ozetle Calikusu'nu hem eski hem yeni yazidan okumak mumkundu. Bu dugun ya da solendeki geleneksel kiyafetli kadinlari hatirlatan yukardaki siirbuyuk ihtimalle benim ilk okul kitaplarimdan birisindeydi. Selamlar. Semra Toprak Semra Hanımteşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. Yaklaşıkonbeş yıldır aralıklarla gittiğğim Tozanlı (Doğanşar) yöresinde birçok köyde yaşamgiyim ve davranış biçiminin tahtacı köyleri ile bezerlik gösterdiğini düşünüyordum. Demeksizde de benzer çağrışımlar yaptı. Yücel Özden Sevgili Y.ÖZLEM.. Oguzları Varsak boyunun 300evlik arıklı cemaatının kethudası Sis Dagında Oturan Osmanlı yandaşı Divanogullarına baglı iken.. Kozanoglu obası şefi Yusuf .. töreyi bozmasını bahane ederek Divanogulunu ortadan kaldırır.. Sis dagının adı degişir.... "Kozan" dagı olmuştur artık.. Maraş Elbistan (alevi) türkmen toplulukları Kozanogluna destek verirler. Kozanoglu bölgenin tam hakimi olur.. Makkeme kurdurmaz hutbe okutmaz.. Osmanlı mültezimlerini oymaklarına katmaz.. baglaşık türkmen seyyar birlikleri.. Osmanlı kuvvetlerini ve Mısırdan yardıma gelen İbrahim Paşa kuvvetlerini ezer geçer.. Kozanoglunun derebey olarak namı alır yürür.. türküler yakılır..Kozanogluna.. Kozanoglu ermeni sarraflarını çokurovaya getirtir.. Bölgede kapalı ticaret başlatılır.. Bu günki Kadirli şehrini kurar.. Osmanlının .. "Fırka-i İslahiye" adıyla kurdugu silahlı birlikler.. Halep türkmenlerinden Bayat boyundan.. Reyhanlı obası etrafında toplanan hükümete yardımcı türkmen silahlı birliklerinin yardımıyla..1865-66 yıllarında uzun ugraşlardan sonra.. Kozanoglu yenilir ve yakalanır.. Reyhanlı obası ödüllendirilir.. Bu oba amik ovasında kışlagında yerleşige geçer.. kurdukları şekrin adıda obalarının adı olan Reyhanlıdır.. Osmanlı kendisine büyük yardımları olan .. Reyhanlı Obası şefi Mursaloglu Mustafa'yı Paşa yapar.. Bu aile hala çok büyük ailedir.. Hatayın enbüyük toprak sahibi bu türkmen ailşesidir.. Hatay'ın (ilk ve son) Cumhurbaşkanı mursalogullarından çıkmştır.. şimdilerde İsranbul'da yaşarlar.. Sadece aile mezarlerı Reyhanlı'dadır.. İstanbulda vefat eden bir mursaloglunun cenazesi mutlaka Reyhanlıya götürülür.. Çukurova bölgesi 200 yıl boş kaldıktan sonra ekime açılır.. Selçuklular Döneminde Elbistan Maraş ormanlarında yaşayan.. Agaçeri türkmenleri. (Alevi).. Osmanlıya boyun egmezler.. Dadaloglunun avşarları ile birlikte Daglara ve ormanlara sıgınırlar.. hayatlarını ormancılık yaparak kazanmaya çalışırlar... bunlara bu yüzde.. "Tahtacı" adı verilir..buralardan kovulur.. Obalar oymaklar büyük panik içinde birbirini iterek kaçmaya başlar.. MaraşAdanaİçel.. Antalya.. Mugla.. Denizli İsparta.. Burdur Balıkesir Aydın yörelerinin ormanlarında yaşama devam ederler.. bu kaçakların.. hayvancılıgı bırakmayan ve genellikle sunnileşmişlere "yörük".. küçük tarıma geçenlerede "manav" derler.. özellikle tahtacılar..hiçbir şekilde kurulu düzenle ve osmanlı ile uzlaşmaya yanaşmaz.. tahyacıların en kalabalık boyu olan Çaylak boyu.. osmanlının tanzimatla birlikte başlattıgı yeni asker alma sistemini reddederler.. İran pasaportu yahut "kipti" tezkeresi alıp osmanlıya asker veremekten kurtulurlar.. Taki Atatürke kadar.. Bugün hala manavgat side.. antalya.. kemer.. korkutelinde tahta işleryahtacılar yapar.. sabah dagdan sideye gelir.. türistik motelin ahşap işlerini yaparlar akşam daglarına dönerler.. sırtlarında çiçekli işlikleri yanlarında çırakolarak koşturdukları kendi çocukları ile çok ciddi çalışırlar.. çalışırken..etrafla hiç konuşmazlar.. ikram ve bahşiş kabul etmezler.. veresiyeleri yoktur.. fiatları fikstir.. asla fazla yada eksik istemezler.. Çok fakirdirler.. patrondan diger yörelerden gelmiş işçiler gibi zırt pırt yemek yada koka kola talep etmezler .. çok onurlu ve dürüstürler.. akşam olunca o günki hakkettikleri paralarını nakit ve peşin almadan.. asla gitmezler.. torbalarındaki aletler ilkeldir ama bu aletlerle harikalar yaratırlar.. Asabiyet (klan dayanışması) hala çok güçlüdür.. evde tüm kararları evin kadını verir.. tahtacıdan kız istersen.. anasından isteyeyeceksin.. babası bu konuda fikir bile beyan edemez.. eger tahtacı kadını "ı ıhh" derse obanın liderinin yada dedesinin lafı bile kar etmez asla zorlayamasın tahtacı anneyi.. o kadın tüzlerce yıllık gelenegine göre sorumluluk almış bu nedenle kararlarında özel duygularının yeri yoktur.. bir assubay... çevrede ne kadar saygın yahtacı liderleri varsa toplayıp kızın annesine kız istemeye gitmiş.. sevdigi tahtacı kızının annesini hiçbir şekilde ikna edememiş.. ama anne güzel ve akıllı konuşmasıyla assubay kardeşimizi neden bu işin olmayacagı konusunda ikna etmiştir Kadınla erkek mutlaka aynı mekanda birlikte ibadet ederler.. birlikte ayine katılırlar.. yani dedekorkuttaki bamsı beyrek'in nişanlı banıçiçek gelenegi (Banıçiçek bamsı beyrek ile ok yarıştırır.. güreş tutar..)torosların ücra köşelerindeki tahtacı kadınları arasında hala sürmektedir.. Bitlisin türkmenlerden temizlenerek irandan getirilen kürd aşiretlerine teslim edilmesinden sonra.. buranın hakimi olan reisin.. Karakoyunlu soyundan bir türkmen kızı olan karısı.. at koşturur..ok atar..cirit oynar.. Kocası buna çok kızar.. ve "Biz KürdüzTürkmenlerin bu gelenegi bizim aramızda hoş ve makbul degildir.."der... Türkmen kızı direnir.. Kocası türkmen kızını bir güzel döver.. dişini kırar.. Türkmen kızı kırık dişini.. türkmen beyi kardeşi İskendere (İskender Mirza olabilir) bir mendil içinde gönderir.. İskenderde.. Biz türküz.. bu gelenekte bizim aramızda hoş görülemez.. ....... İskender.. Türkmen kızına yapılan bu hakareti affetmez.. gelir.. Bitlis kürd şefini öldürür.. Kısacası.. Türkmen kadını hayli özgürdür.. Ama yerleşige geçtikçe ikincil durumu giderek agırlaşır.. ( bu öykü..Dogan Avcıoglu'nun araştırmalarından alınmıştır..) Hoşcakalın.. Sevgiler Saygılar ve Selamlar.. Mekan | ||
BİR TÜRKÜ HİKAYESİ -HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ
| ||