20 Temmuz 2011 Çarşamba

GELENEKLERİMİZ - 2

Afiyet olsun.
Evlerde de yapılır.
Bahçeye  kadın lokmacı gelir lokma döker,
evin genc kızları kız çocukları  komşulara dağıtır.
Helva da dağıtırız. Irmik Helvasi
Hem hayir olarak yapılırdı, hem de biz küçükken
bir hafta süren düğünlerdeki yemeklerin olmazsa olmaz tatlısı
irmik helvasıydı.
Hatta, pilav kaynana dır denir,zira sıra pilava geldiginde insanlar doymuş olduğundan
pilav biraz iştahsiz yenirdi. Ama helva damattır derler; konuklar
 bir tatlı olan helvayı severek yerler.
Ilk kandil olan, Regaip kandilinde (annem ona Namaz kandili ,
Persembe gunune rastlardiğı için o perşembeye de namaz persembesi derdi.
mutlaka, kunarli  irmik helvasi yapar (karardi) dagitirdik.
Bir de annem her kandilde ya da baslayan arabi  ayda ( Ramazan gibi)
 buyuklerini ziyarete giderdi.
 Bu Berat kandilinde annemin teyzesinin torunu ile  teyzesini
ziyaretini konustuk. Son gelisini hatirladi , dizlerindeki kireclenmeden
cok zor yuruyormus, bu son  ziyareti olmus.
Bir de   zeytinlikten, bagdan , bahceden,
ciftlikten gelen,  ayni zamanda  evdeki
ağaçlarda yetisen ürün de  dagitilir paylasilirdi.
Tasarruflu yasamak esasti, israftan fazla harcamadan uzak durulurdu,
paylasmak, dagitmak  ve yardim etmekten kacinilmaz
bunlar  memnuniyetle yapilirdi.
Yardimlar gizli olurdu, bazen o  yardim sever insan vefat  ettikten sonra,
bir komsu kizi abla;  savas benzeri kitlik zamanindan soz eder,
"..... Teyzecim, ya da ....... Bey amcam,  filanca dar zamanda
cuvalla unu, ... i,  gizlice gonderirdi de kimsenin haberi olmazdi"
diye  anilarinda o insani hayirla yad ederlerdi.
Ne guzel gunlerdi.
Tesekkurler
Semra

GELENEKLERİMİZ - 3

Sevgili  Kırali,
 
Şu fotoğrafı gördüğüm an,
kendimi bir anda ,
Çok sevdiğim İzmir'de zannettim.
Geçen sene bu zamanlarda,
Kızımı ziyaret için gittiğim İzmir ,Üçkuyularda ,
eşim ile beraber gezinirken,
 
" Hanım, İzmir'in lokması meşhurdur
  şuradan bir yerden bulalım da alıp eve götürelim "
 
Daha lafım bitmedi
Aynı şu fotoda ıolduğu gibi,
beyaz giysili
ellerinde tencere ,tepsiler,
Hemen oracıkta ,kaldırımın üstüne
ocağı da yerleştirip tezgahı kurdular
Yağlar kaynatıldı,
lokmalar döküldü,
Biz " ciğerci kedisi " gibi beklerken,
Sıcak lokmalar  servis edilmeye başlandı,
 
Kenarda iki kişi,
bir kağıt yazıp,
Kuyruktakilerin gözü önündde bir yere bir isim yazdı.
O zaman anladıkki bu bir " hayır,"
ve ne güzel bir adet,
Hiç çekinmeksizin
sıraya girdik
Sıcak lokmaları aldık
Bir kutuyu yedik
bir kutuyu da eve götürdük.
 
 
bana bunları hatırlattığın için teşekkür ederim
benim güzel memleketim..i
 

Tuncer

GELENEKLERİMİZ - 4

Sevgili Tuncer,
Geçenlerde annem beni aradı.
Ana yüreği işte, ben ihmal etsem bile sesimi duyup, sağlıklı olduğumu
Öğrenmek için arar,  mutlu olur.
En büyük ablamızı  trafik kazası neticesi kaybedince, ona nasıl duyuracağımızı şaşımış,
kardiyalog yeğenim Timur Selçuk’un Ankara’dan gelmesini beklemiş,
hiçbirimiz ona görünememiştik.
Timur gelip, ona yavaş yavaş anlattıktan sonra ortaya çıkmıştık.
Bizleri görünce ‘’Siz artık ölmeyin, çocuklarım ‘’ diye ağlamıştı
Bir asra yaklaştı ömrü.
Allah ona  sağlıklı ömür versin, başımızda olsun.
Balıkesirde şu nda.
Balıkesirli olmadığı için şahit olduğu bir  tören çok hoşuna gitmiş bana  telefonda anlatmıştı...
‘’ Bugün bizim mahallede lokma kaynatılıyor’’
‘’Bu adet hayır için yapılırmış, isteyen katılırmış,
gelen geçen herkese ikram edilirmiş, biz de bu hayra katılacağız’’ demişti
Çok güzel ve değişik bir adet.
Halkımızın gani gönlünü ne güzel anlatan bir adet.
‘’Dünya ölse, Türk ölmez’’ bu güzel adetlerle
Sevgi ve selamlarımla,
Kutlu

BİLİNMEZE YOLCULUKLAR 4

Kaptan,


Oscar Lorentzo,

Gemisini "Marmara" ya soktu..

Hava sakin,

Bahar kokusu Deniz'in üzerine sinmişti..

Kapalı denizlerden,

Açık denizlere çıkmanın,bir kapısı gibi olan,

"Marmara" yı seviyordu.

Akşam güneşi,

Kaptan köşkünün camlarında yansıdığında,

dışarı çıktı.

Deniz'in üzerindeki,kızıl, alev dilini, bir müddet seyretti.

Ötelerden,

Mudanya üzerinden gelen,

"Uludağ"ın ,serin, nisan havasını,

Bandırma üzerinden gelen,

"Kaz Dağları" nın oksijenini ciğerlerine çekti...

Güneş ışığında parıldayan,

Lacivert, kolları sarı şeritli, ceketinin, sarı ,metal düğmelerini okşadı.

Sonrasında,

Büyük bir iştah ile yiyeceği,akşam yemeği için,

"Köşk" altındaki yemek salonuna indi.

En baştaki,

Beyaz örtülü,donanımlı,yuvarlak masaya kuruldu.

Ne de olsa,

"Naboland" ın, " Süvari" si , " O " idi.





Yüzbaşı,

Sabri Çelebioğlu,

Oldukça yorgundu..

"Ege" de,

yoğun geçen bir "Nato" manevrasından dönüyordu.

Onbinlerce" Şehit" in verildiği,

Savaş Tarihi sayfalarına ,altın harflerle yazılmış olan,

"Dumlupınar " meydan savaşının, adını taşıyan ,Denizaltısı'nın üst güvertesinde,

Üstün başarı gösteren 85 personelini kutlamış,

Eve dönmenin heyecanı,ile,

Ve " gece vardiyası " için,

erkenden kamarasına çekilmiş.

Doğru dürüst,akşam yemeği bile yememişti..

Nedense yüreğinde bir sıkıntı vardı,

Ve Denizaltının,daracık Kaptan kamarası,

bu sıkıntısını daha da arttırıyordu..

Uzandı,

ve derin bir uykuya daldı..





Kaptan,

Oscar Lorentzo,

Etlisi,sütlüsü,tatlısı ,yemek sofrasından kalktı..

Hava kararmıştı,

Ve ,Çanakkale'ye doğru,daha da serinlemiş,

serinleyen hava ile beraber,

İnce bir pus tabakası,

Deniz'in üzerini kapatmıştı..

"Naboland" şimdi,sisler içerisinde,

İsveç'li Atalarının,

Alışkın olduğu,Kuzey buz denizinin,

puslu sularında seyreden,

Ejderha başlı bir "Viking " gemisi gibi,

Devasa bir gölge gibi ,

ilerliyordu..

Lorentzo,

personele son komutları verdi.

Kamarasına çekildi

Ağır yemeğin etkisinde,

Derin bir uykuya daldı..





Yüzbaşı Sabri,

Deniz üzerinde seyir eden "Dumlupınar"ın,

Güverte nöbetini devralmak üzere,

Subay ve astsubayları ile beraber,

Dik merdivenden,

Köprü üzerine çıktığında,

Nemli ve soğuk hava,

birkaç damla deniz suyu ile beraber yüzüne çarptı.

Çanakkale Boğazı'nın en sert dönemecini,

"Nara " burnunu dönüyorlardı.

Puslu hava yüzünden ortalıkta hiçbir şey,hiçbir ışık gözükmüyordu.

Oysa,

Biraz ilerisinde,

kendisi ile beraber,tatbikattan dönen,

"I.İnönü" denizaltısının ilerlediğini biliyordu.

Fosforlu saatine baktı.

Saat 02.10'u gösteriyordu...

Denizaltı'nın içerisine inen kapak açıldı.

Astsubay, Hüseyin İnkaya Güverteye çıkıp,bir selam çaktı..

" Biraz hava almak istiyorum komutanım.uyku tutmadı,kalabilirmiyim."

Cümlesi henüz bitmişti ki,

Karanlıktan daha karanlık bir karartı,

Olanca ağırlığı ile,

"Dumlupınar"ın üzerine çöktü...



Çeliğin,çeliğe sürtünmesinin.

O,vahşi,

Tüyler ürperten,

Canhıraş bir feryadı andıran sesi,

Bir müddet sonra,

Büyük bir patlama ile beraber,

Tüm ,Boğaz'ı kapladı..

Tarih, 4 Nisan 1953,

Saatler ,02.15'i gösteriyordu..







Kaptan Lorentzo,

Derin uykusundan,büyük bir sarsıntı ile uyandı.

Ne olduğunu anlayabilmek için,sağa sola bakındı.

Dışarıda,

Patlamalar,ziller,düdükler,bağrışmalar,deli bir koşuşturma vardı..

Fırladı çıktı..

"Biri, bana neler olduğunu anlatsın" diye haykırarak,güverteye ulaştığında,

Tam önünde,

Nerede ise 90 derecelik bir açı ile,

Diklemesine,

Denize saplanmış,kara bir bıçak gibi duran,siluet'e,

Korku dolu gözler ile baktı..

Koca Denizaltı,

Sanki, havaya tutunmak istercesine, bir an öylece kaldı,

Sonrasında,

Yavaşça,

İnlemeler,gıcırtılar arasında,

İçerisindeki 78 can ile beraber,

Derinliklere doğru dalıp,

Gözden kayboldu...





Çarpışma,

O kadar şiddetli idi ki,

Tüm boğazdan duyuldu,

Yardım motorları hemen hareket ettiler.

Çarpma esnasında güvertede bulunan 8 kişinin ikisi pervanelere takılıp oracıkta,

diğeri ise boğularak şehit oldu.

Diğer beş'i,

Yzb. Sabri Çelebioğlu dahil,

Denizden çıkartılıp,Hayata döndürüldü..

Ancak sonrası tam bir "dram" idi.

Çarpma sonrası,Denizaltının içinde sağ kalan 22 kişi,

Kıç torpido bölümüne sığındı,

90 kulaçta yan yatan Dumlupınar'ın haberleşme şamandrası denizin üzerinde bulunduğunda,

Hattın ucunda,

karanlık bir odada,

Büyük bir sükünet ile kurtarılmayı bekleyen,22 denizcinin sesi

Astsubay,Selami Özden,

Durumlarını yukarıya iletti..



Bekleyiş,tam 32 saat sürdü,

ve " Selami"nin son sözü

"Vatan sağolsun " idi....









Saner Tuncer Gürdil

Aşkabat 12.07.2011







__._,_.___