29 Nisan 2011 Cuma

İlgi Bekleyen Ankara-Bir Başkent Analizi

Ankara eski havasını kaybetti. İnsanlar banliyölere kaçarken şehir merkezi geriliyor.
 Ankaralıların şehirleriyle daha fazla ilgilenmeleri şart. Devletin de...
 
1950'lerin Ankara'sı mütevazı, kendine özgü bir Anadolu kentiydi. Bu tarafı daha çok Ulus Meydanı'nın doğu yakasını teşkil eden Hacıbayram, Hisar, Hamamönü, Hacettepe ve kuzeyde kalan Etlik ve Keçiören gibi bağ semtlerini kapsayan bir özellikti.
Cumhuriyet döneminin Ziraat Bankası, Emlak Bankası, Tekel Başmüdürlüğü, Vakıflar Bankası, Etnografya Müzesi, Türk Ocağı gibi neoklasik Türk mimari eserleriyle oluşan görünümünü; daha ötede Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Kızılay binası ve neoklasik yapılara tepki olarak oluşan bakanlıklarla Çankaya'ya doğru uzanan Atatürk Bulvarı oluştururdu.
Bahçelievler yeni oluşan bir semtti. Maltepe tek tük binalardan ibaretti. Büyüyen orta sınıf memurlar için yeni bir semt, adı üstünde Yenimahalle kuruluyordu. Şehrin bu güney kesimi mütevazı bir Balkan başkenti havasındaydı.
Sözü geçen bu Balkan başkentinin en tipik kültür noktaları o devrin modern Macar mimarisi üslubunda yapılan evkaf apartmanları, onun altındaki Küçük Tiyatro, bir silodan çevrilen Opera ve Büyük Tiyatro binası, Türk Ocağı'nda teşkil edilen Üçüncü Tiyatro, DTCF'de Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası konserleri için kullanılan Farabi salonu ve giderek açılan Alman Kültür, Fransız Kültür, İngiliz Kültür (British Council) ve İtalyan Kültür Merkezi gibi kurumlardı.
Anlaşılmaz çılgınlık
Ankara bu kurumların şehre aşıladığı konser ve konferanslarla meşguldü. Tiyatrolar doluyordu. Hiçbir zaman İstanbul'un seviyesine ulaşamayan sinemaya rağmen, tiyatro ve opera Ankara'ya bahşedilen bir imtiyazdı. Milli Kütüphane, Türkiye'nin en büyük kitaplığıydı ama araştırmacılardan çok Ankara Üniversitesi öğrencilerinin ders çalışma merkeziydi. 1950'lerin sonunda Sanatsevenler Derneği kuruldu. Burası edebiyat matineleri, tiyatro eleştirileri, sergiler için ayrı bir ortam oluşturdu.
1950'lerde nüfus 100 binlerle büyüdü, 60'larda ise bir milyonu buldu. Her şeye rağmen şehir küçüktü ve ulaşım kolaydı. Doğrusu üniversite gençliğinin meraklıları saat 18.00'deki bir konferanstan sonra 20.00 'deki bir tiyatro temsiline veya operaya yetişebiliyordu. Evlerdeki sohbetlerin sonu yoktu.
Bu ciddi başkentin Batı kültürüne kapıları açtığı bir gerçekti. Şehrin eliti geç vakitte Süreyya'ya giderdi. Daha sınırlı bütçesi olanlar İzmir Caddesi'ndeki Batı Müziğini Sevenler Kulübü'nü tercih ederdi. Hayat zor değildi. Ankara çekici olmadığı için gençlik hayal kurmayı severdi. Bu hayaller Avrupa ve Amerika üzerineydi. Doğrusu Ankara Üniversitesi, sonra Hacettepe ve Ortadoğu Amerika'ya çok devşirme göndermiştir.
Bugünün Ankara'sının nüfusu 4 milyonu geçiyor. Şehir anlaşılmaz bir imar çılgınlığı içinde. Kaldırımlar bile daraltılıyor. Asıl önemlisi 1960'lardaki kültürel öncülük yitirilmiş vaziyette. 1970'lerdeki hava kirliliği Ankara'nın entelektüel sınıfını şehirden kaçırdı, hedef İstanbul'du. 1940'lar ve 50'lerde görülen Ankara'ya yönelik entelektüel göç tersine dönmüştü. 50'lerde her sınıftan Doğu Avrupalının iltica ettiği Ankara bu tip sakinlerini de bir daha kazanamadı. Ve şehir büyük bir Anadolu kentine dönüştü.
Ciddi bir üniversite şehri
Hiç şüphesiz ki Cumhuriyet'in başkentinin edindiği kazanımlar, muhafaza ettiği özellikler de var. Bunların başında ciddi bir üniversite şehri olması geliyor. İkincisi, tıp konusunda çekici bir merkez. Üçüncüsü, ulaşım insanları bunaltmıyor. Hatta bu konuda öncü sayılabilir. Ama Ankara'nın ne işe yaradığı pek belli olmayan 600 bin kişilik bürokratik aygıtı, Türkiye'deki bazı gelişmeleri yavaşlatan, hatta önleyen olumsuz bir işlev de yüklendi.
1940'ların sonunda başlayan ve yanlış bir seçimle hükümetler boyu devam edip son yıllarda yeniden inşa edilen Esenboğa Havalimanı bu abesin hazin bir örneğidir.
Şehir eski havasını kaybetti. Eski bağlar yok. İnsanlar banliyölere kaçıyor ve banliyöler peyk şehirler haline dönüşüyor, şehir merkezi gerilemeye başlıyor. Hiç şüphesiz bu durum önlenebilir. En azından yeni oluşan banliyöler daha planlı geliştirilebilir ve Ankara'nın yeni kurulan üniversitelerle bir üniversite şehri olarak gelişmekte devam etmesi sağlanabilir.
Asıl önemlisi 1930'larda hedeflenen müzeler şehri olma konumu geliştirilebilir. Çünkü Anadolu'nun arkeolojik merkezlerinin tam ortasında yer alıyor. Oysa bilebildiğimiz kadarıyla son 10 senenin içinde Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Vakıflar Müzesi dışında bir şey kurulmadı. Devlet tiyatrolarının Ankara'da geliştirilmesi gerekiyor ve başkentin halen saygıdeğer bir konser salonu yok.
Ankaralıların şehirleriyle daha fazla ilgilenmeleri şart. Devletin de idare merkezi olarak için Ankara'yı; eğlenmek ve kültürel faaliyetler için başka şehirleri tercih etmekten vazgeçmesi lazım.
İlber Ortaylı

İlber Ortaylının 6.1.2008 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan makalesinden alınmıştır

15 Mart 2011 Salı

KONFERANS NOTLARI- "40.yılında Tanıklarıyla 12 MART"

saat 15.00 de başlayan söyleşi (12.3.2011)
5 saat sürdü..
salon  genç- yaşlı mülkiyelilerle  
Tıklım tıklım..
 
Mümtaz Soysal Hocam ..
Sanki derse girer gibi salona girdi..
yine
tıpkı 40 yıl öncesindeki gibi
sandalyeye (oturmadan) dayanarak 
dersine başladı..
soluksuz dinledik..
ardından 934 dogumlu
mülkiyenin diger bir dehası..
Tuncer Bulutay Hocam anlattı..
daha sonra.. 
zamanın devrimci ögrenci liderlerinden
Zafer Kutlu
ve oktay Etiman anlattı..

12 mart nedir..
türk demokrasisinde bir kırılma noktasımıdır..
yoksa sadece bir askeri darbemidir
iktidar anlayışı ve ideolojisini degiştirmedigine göre
sadece Anayasa degişilikligini gerçekleştirdigine göre.
bilinen siyasi anlamda bir darbe tanımına girmedigine göre
buna post modern darbemi diyecegiz..
 
61 Anayasası dedikleri gibi 
türk halkı için  gerçekten "bol" mu geliyordu..?
neden 12 marta gelindi..
Neden Önce Mülkiye
Neden önce Mülkiye dekanı  hedef alındı..
yoksa 61 Anayayasısının
24 anayasasından tepkiye neden olan farkı ne idi ..? 
TRT ve
Üniversite özerkligi..mi..
61 Anayayasına darbeyi hazırladı..?
gibi soruların cevapları verilmeye çalışıldı..
 
Anlayacagın
Mülkiye Mektebi ..
tasarımına kazındıgı..şekilde..
ve
herzaman oldugu gibi
150 yıldan buyana  
türk halkının yanında
demokratik hukuk savaşımına  devam ediyor..
 
 
keyfiyet arzolunur..

 
SSS..mekan

HATIRALAR -12 MART(2)

Ben de bir anımı naklediyorum...
12 Mart 1971
Caddeler bomboş, sabahın erken saatlerinde Tandoğan Meydanına doğru tırısa
kalkmış atlarda Süvari askerler görüyoruz caddelerde, yurdun penceresinden...
Tankların palet seslerini duyuyoruz...Pencereler zangırdıyor...

Sonraki günler...
Rahmetli Hüsamettin ve ben lazın pastahanesinin önünde duruyoruz. ‘’Boykot var’’ diyorlar.
Sınav için gelmişiz, şaşırıyoruz ‘’ne yapalım?’’ diye düşünüyoruz.
Muhtıra verilmiş, polis  ve asker teyakkuzda.
İri yarı bir polis geliyor yanımıza. Emir kesin ve sert
-Durmayın burada...
Hüsamettin gençliğinin verdiği cüretle
-Nerede duralım?
diye dikleniyor.
-Ben sana nerede duracağını gösteririm, diyen  polis Hüsamettin’in koluna giriyor
sürüklemeye çalışıyor.
O anda ben, kendi cılızlığıma bakmadan, polisin koluna asılıyor, bağırıyorum
-Bırak... Bırak onu...Bırak diyorum sana...
Polis bir an şaşırıyor.
Hüsamettin
-Sakin ol Kutlu, birşey yok
diyor.
O an manzaraya şahit olan bir astsubay iki  askerle koşarak yanımıza geliyor ve polis’e
-Bırak onu, o benim..
Hüsamettin’i polis’in elinden alıyor.
Ben ne olacağını bilmediğimden kahroluyorum...
Sonra evet sonra....
O astsubayla Hüsamettin bir cipe binip  uzaklaşıyorlar
Ara bir sokakta astsubay Hüsamettin’i jipten indiriyor
-Hadi aslanım sen hemen kaybol...Polise yakalanma...
Ben de Asla unutmayacağım....
O bizim askerimiz....  O Türk askeri...
Saygılar,
Kutlu

14 Mart 2011 Pazartesi

HATIRALAR -12 MART'a HAZIRLIK / BİRİNCİ YURT BASKINI / EMNİYETİN 7 KATI / ve SN. BAKAN

Yer... Siyasal Bilgiler Fakültesi Ögrenci  Dernegi Odası..
Tarih... Birinci Yurt Baskınından bir gün önce..
Saat..12'ye 5 kala..  
 
 
Erikson telefon zırlıyor..
sohbet halindeki sarkık bıyıklı ögrencilerden
telefona  yakın olanı ..
ahizeyi kaldırıyor..
alo diyor dinliyor sonra ahizeyi ..
yanındaki arkadaşına uzatarak
 
"Seni arıyorlar Oktay .."diyor.. 
--Alo..
Oktay etiman.. biz akademiden telefon ediyoruz
burada olaylar var hemen çık gel seni bekliyoruz..
-  Sen kimsin kardeşim..
Ben akademiden.. a....
durum kötü oktay hemen çık gel..  ... de buluşalım..
- Kimsin sen kardeşim.. ne istiyorsun..neden beni aradın..
-Sen istersen çık istersen çıkma.. yarın gelip seni oradan alacagız..
- Beni almak için tankla topla gelmeniz gerekir..

 
Genç ögrenci telefonu kapatırken..
merakla kendisine bakan arkadaşına..
- Polismiş İlhami... çok garip... bana taktılar.. nedense..
 
 
Ertesi gün.. 
 
 
Yer..Mülkiye yurdunun girişinde
motorları çalışı vaziyette park etmiş..
agzına kadar mülkiyeli ögrenci tıkılmış..
kapalı polis aracı..
 
Tarih......Birinci yurt baskının yapıldıgı sabah.. 
 Saat..12'ye (Mart'a )5 kala..
 
 
uzun saçlarından tutularak bohça gibi
atıldıgı
metal zeminden dogrulurken..
Kapalı polis aracının iki tarafındaki
oturmak için degil
yogurt kaseleri koymak için yapıldıgı besbebelli
daracık metal terekler
sanki
atlayışa giden
paraşüt timini
elamanları gibi
sıkışık tıkışık
seyrek sarkık bıyıklı
erkişi
mülkiye ögrencilerinin arasında 
Kamil Dedenin sol yanında
Onu gördü..
ögrencilerin şaşkınlıgı ve isyankar davranışlarının aksine..
O
herzamanki gibi çok sakin bir şekilde oturuyordu
 
Polis kapalı aracına  getirilirken..
polis telsizlerinden duydugu....
yüksek düzeyli oldugu belli olan bir
emniyet yetkilisinin
Sanki tüm ülkenin kurtuluşunun
bu genç ögrencinin tutuklanmasına baglıymış havasındaki
cıyak cıyak . 
sesiyle.
 
"Oktay Etiman'ı bulun bana.." 
 "Oktay Etimanı  bulun.."
anonsunu
hatırladı..
şimdi şurada
hiçbir panik endişe izi yaşımıyan sakin bir ifadeyle karşısında oturan
kıvırcık saçlı
Bu genç arkadaşımıydı..
koca türkiye cumhuriyetin emniyet güçlerinin tek hedefi
haline getirilen..?
 
Ne yapmıştıki..
Oktay Etiman..?..
 
 
 
Gün... Aynı gün..
 Yer... 60 a yakın  erkek mülkiye ögrencisinin  (ayakta)dolduruldugu.. 
"Saray" dedikleri..
Emniyet binasının 7 katının  umumi kenef kapısının önündeki  30 m2lik bir alan ..
Tarih 12'ye 5 kala..
 
Kurbanlık kınalı koç'un
sürüden koparıldıgı
gibi..
iki  sivil
Oktay'ı arkadaşlarının arasından söküp alıp karanlıklara götürüyorlar..
 
o gece
"Saray" dedikleri 
binanın  karanlık köşelerindeki
ıslak zeminli
karanlık bir odasında..
 
bir tahta sandalye..
üç kapkara
bir bembeyaz  gölge ..
 
voltaj degişikligi ile
sık sık zayıflayan
ışıklar
karanlış adamların
karanlık silüetlerini
karanlık ve korkunç gölgeler halinde duvarlara yansıtıyordu..
 
Gün..Ertesi gün..
Yer ..Saray dedikleri Emniyet binasının bilmem kaçıncı katındaki geniş bir oda..
        Odanın ortasında kocaman bir masa..
        Masanın ortasında bir isim levhası  
        Masanın koltogunda oturan kocamaan bir adam..
        Kocamaan Masanın ve Kocamaan adamın
        Sagında iki..
        Solunda iki...
        Olmak üzere..
        Ayakta duran..
        Gardrop kılıklı
        Toplam... 4 kocamaan adam..
 Saat..12'ye 5 kala..
 
 
Oktayı getiyorlar..
Tam masanın karşısında bırakıyorlar..
 
Kocamaan adam ..
Oktay'a gözlerine..gözlerini dikiyor..
 
Oktay... gözünü kaçırmıyor..
Oktay .. çifte su verilmiş sürmene bıçagı gibi..
Oktay .. Dimdik..  
 
Kocaman Adam
Birdenbire..
ayaga kalkıp..
 
"Sizin o sol kollarınızı g...üze.. sokacagız..."
 
diye ciyak ciyak bagırmaya başlıyor..
Kocamaan adam  küçülüyor..küçülüyor..
 
 
Bir ay sonra..
Yer...  Ankarada en eski mabushanenin havalandırması.. 
Saat..12' ye 5 kala..
 
 
genç ögrenci   çöktügü bir köşede..
tercüman gazetesini karıştıyor..
birden gazetenin baş sahifesinde
 
Devrimcilerin sol kollarını
"g...lerine sokacagız.." diyen
adamın.. kocamaan bir resmini görüyor..
 
Ve resmin altındaki
yazıyı hayretle okuyor..
 
İçişleri Bakanı.. Haldun Menteşeogllu..
 
Yer Mülkiyeliler Birligi çayhanesi..
Gün bir hafta önce..
saat ..12'yi çoktaan geçmiş..
 
 
Sigarasını kül tablasına bastırırken 
yorgun bir sesle..
 
"Adamı ben bir polis sanıyordum..
  Adam içişleri Bakanı imiş..
 "Devlet adamı"  olarak.
 Kamuoyuna tanıtılan insanların seviyesizligini orada ögrendim..
 
Ve
Bizim,  
Devleti ciddiye aldıgımızdan
daha fazla..
onlar bizi ciddiye aldılar..Mekan.."
 
"Evet..
 Haklısın..Oktay..
 Sanıyorum..
 12 Marta giden  yolun ilk taşlarının döşenmesinde
  Bu seviyesiz görevlilerin
  Seviyesizliklerinin
  Paranoyalarının
  ve 
  Korkularından  kaynaklanan vicdansızlıklarınında
  Rolü büyük olmuştur..
 
Ankara..12.3.2011..Mekan.